G-NL5SXDG3FM

Boğazköprü?de Yanaşık Düzen ya da Bir Fasl-ı Cenaze

Memiş OKUYUCU

23-08-2022 01:41

Bir foto roman canlılığında. Dil ve devrim kelimelerini bir araya getiren bir takım isimlerin,  millî hafızayı silip ‘mağlubiyet ideolojisine’ dayalı   yeni bir hafıza oluşturma çabası, kitabı okurken adeta zihin dünyamda canlandı.  Bir an durdum, kendimi dinledim. Sahnenin oyuncularının kıyasıya mücadelesine, zaman zaman da müsameresine ve icralarına farklı nazarlarla şahitlik ettiğimi hissettim.

 

Okuma  bitince de,  Üstad Necip Fazıl’ ın cenaze töreni tedaî/çağrışım yaptı bende. 25 Mayıs 1983’ de üstadın cenaze töreni askeri döneme tesadüf etmiş. İstanbul’da sıkıyönetim olduğu bir  dönemde Üstad’ın cenazesi kaldırılmıştı. O zamanın görgü şahidi bir arkadaşım, Üstad’ın cenazesinin oldukça hadiseli ve ilginç taşınma sahnesini şöyle anlatmıştı bana:

 

‘Fatih Camii’nden Eyüp’teki kabre cenazeyi taşımaya başladık’ dedi arkadaşım. ‘Bir noktadan sonra baktık tabutun altına omuz veren tanımadığımız sivil simalar peydah oldu. Bu arada  ittirmeler, hatta dirsek atmalar  derken ne olduğunu anlayamadığımız bir hareketlilik oldu. Bir de ne görelim! Omuzlarımızdaki cenaze birden elimizden çıktı. Ne olduğunu tam anlayamadık!. Tanımadığımız simalar cenazeye ‘omuz gücü’ ile el koyup kendileri taşımaya başladılar. Ama hadisenin dışındakiler bu durumun pek farkına varamadılar.’ Diye çok farklı bir cenaze hikâyesi nakletmişti.

Anlaşılan devrin askeri idaresi, sevenlerinin Üstad’a son vazifelerini yapmalarını çok görmüş!. Belki de gösteri ve nümayişten çekinmiş!.  Cenazeyi yanaşık düzenle görevlendirdiği sivil görünümlü unsurlarına taşıtmıştı!.

 

Türkçenin Cenaze Töreni’ni okumak işte bende böyle bir canlı cenaze hafızası uyandırdı.

Direk konuya girelim.

Dilde öztürkçecilik namına hareket edenler, bu tasfiyeye neden giriştiler.

Bunu neden yaptılar?

 

Cevabı kitaptan:

‘’Türkiye’de cumhuriyetten sonra bir yönetim ideolojisi oluşturuldu. (…) Özeti mağlubiyeti galibiyet gibi kabullenmektir. Zaaflarımızı güçmüş gibi göstermektir. Türkçenin binlerce yıllık zenginliğini bir kenara bırakıp, sıfırdan bir dil türetmeye çalışmak da mağlubiyet ideolojisinin türkçe sürümüdür’’(210)

 

1932 yılı dil, ilim, medeniyet, tarih, kimlik, ülke ve yeni dönemin inşasının top yekün tartışıldığı bir dönemdir. Devlet millet hayatını doğrudan etkileyen modernleşme uygulamaları bir çok alanda  son hızla sürdürülmektedir.

 

Yeni dönemde eğitim ve kültür hayatına dair pek çok değişiklikler yapılır. Ancak bir alan var ki orta yerde durmaktadır. O da, irfan, hikmet ve ilim  yüklü eserleriyle, asırlara uzanan hikâye yüklü birikimi ile ve halk efkârında yaşayan hali ile  ana dilimiz Türkçe.

 

Eserin girişindeki ifadesiyle öztürkçeciler batıya, ‘ağır mağlubiyet hissi duyanlara’ has bir mesaj vermek istemektedir: ‘Din ayrılığını kaldırdık/dilimiz menşede aynı! Sizin medeniyetinizi kabul etmekle kalmıyoruz, biz zaten temelde sizinle aynıydık, bir dönem, İslamiyet bu ayrılığı bozmaya çalıştı, artık aslımıza dönüyoruz.’

 

Bu karara varılmış sıra hükmü uygulamaya gelmişti. Yani sıra Türkçenin cenaze törenine gelmişti. Sahne, dekor hazırlanmış. Sıra uygulamacılara, bu cenazeyi kaldıracak isimlere gelmişti. İsim dediysek, dilci, edebiyatçı gibi alanın mütehassıs ve yetkin isimleri aklınıza gelmesin!.  

 

Bu aşamada; muhasebeci, avukat, yüksek mühendis mektebi talebesi, süvari fırkası tümen kumandanı, tıp fakültesi talebesi, kadın hekimi, mütekait miralay, sanayi komisyoncusu, ormancı, tayyare mülazımı(havacı teğmen) (…) v.s.’ mesleklerden azalar (üyeler) bir araya getiriliyor. 

 

İşin içine basın da dahil edilerek Dil Kurultayı için ülke çapında bir propoganda faaliyeti yapılır.

 

Kitapta anlatılan  TDK’nın faaliyetlerini sevk ve yönlendirip 100 bin kelimelik dil sermayesini 7 bin kelimelere düşürme, dilimizin bütün kodlarını değiştirme görevini üstlenen, ‘Ne iş olursa yaparız, icabında her türlü kitabı yazarız, her dilden anlarız, yanaşık düzencilikte yektayız(s.120)’ modunda   üç silahşör(!)vardır: ‘Ahmet Cevat Emre, İbrahim Necmi Dilmen ve Mehmet Ali Ağakay.’ İki Giritli, bir Selanikli ve bunlara ilave olarak bir Ermeni (Agop).

Geniş hazırlıklardan sonra Dil Kurultayı 1932 (26 eylül- 6 ekim)’ de  toplanır.

 

Öztürkçecilik namı ile anılan dil de tasfiye operasyonu başlamıştır.

 

Kurultay’da Hüseyin Cahit  gibi, ‘dil meselesi sun’i bir alet değil, tabi bir kurumdur(…) Lisanda tasfiye zorla olmaz’ (s.148) diyerek dili kendi tekâmülüne bırakmayı savunup, birden salonda tersine rüzgârlar estirerek, ‘küpleri deviren’ hatipler de yok değildir. Hatta yaptığı konuşmada, dilin tekâmülünün kendi seyrine bırakılmasını savunduğu için, kürsüden indirilen konuşmacı hatipler de mevcuttur.

 

Bu kurultayda başlarda ortalıkta görülmeyen bir başka konuşmacı da Türk Tarihi Edebiyatı Müderrisi(profesör) Fuat Köprülü’dür. O da yaptığı konuşmada:

‘’Büyük Gazi türkçeyi kurtarmak için umumî seferberlik emri verdi,

manevî inkılaba gidiyoruz.’’

 

Diyerek safını gösteren bir konuşma yapmıştır. Daha önce harf inkılabına muhalefeti bilinen Köprülü, gece yarısı Dolmabahçe’ ye çağrılmış, ikna edilmiş ve ertesi gün bağlılıklarını arz etmiştir. Akabinde milletvekili yapılır Köprülü.

 

Bu kurultayda Maarif Vekilide bir konuşma yaparak  ‘milletin halâ  yüzde yetmişinin anlamadığı bir dille hitap ediyoruz.’  Diyerek halkın türkçeyi anlamadığından bahseder.

 

Oysa o tarihten sonra değiştirdikleri sadece tıp literatürünün tamamını  bugün itibariyle değil halk,  işin uzmanları bile anlayamayacak duruma gelmiştir. Kurultayda  sunulan tebliğ ve yapılan konuşmaların çok büyük bir kısmı resmi tezleri destekler mahiyettedir.

 

Kurultay biter ve levazım alayı son sürat vazife alanına dağılır. Basın için 8 bin kelimelik bir öztükçe kılavuzu hazırlanır. Tüm yazışma ve yayınlarda bu kılavuzun dışına çıkılmaması talimatı verilir. Süratle öztürkçe harekatına girişilir.

 

Atatürk tarafından yayınlanan kurultay sonrası kutlama mesajı:

‘’Dil bayramından ötürü, Türk Dili Araştırma Kurumu genel özeğinden, ulusal kurumlarından bir çok kutun bitikler aldım, gösterilen güzel duygulardan kıvanç duydum. Ben de kamuyu kutlarım.’’ (26 Eylül 1934 )(s.200)

 

Örtürkçecilik namına işler öyle sarpa sarar, öylesine bir akıl almaz noktaya gelir ki Atatürk bir noktadan sonra bu işten vaz geçer.

 

Mustafa Kemal Paşa Falih Rıfkı’ya: ‘ Dili bir çıkmaza saplamışızdır. Bırakırlar mı dili bu çıkmazda? Hayır. Ama bende işi başkalarına bırakmam. Çıkmazdan biz kurtaracağız.’ Der ve harekete geçer. Aynı ekibe bu sefer bu işi düzeltmeleri talimatı verilir. Tornistan yapan mevcut ekip düzeltme talimatını alır ve bu seferde aksi yönde harekete geçer. Marş marş…

 

Kitapta bu bölüm, ‘’Atatürk’ün etrafında dilci geçinen bu şarlatanlara cenazeyi kaldırma vazifesi  veriliyor. Onlarda bir zamanlar yabancı diye kıyıma uğratılan kelimelerin aslında öztürkçe olduklarını ispat için bin türlü taklalar atıyorlar, maskaralıklar yapıyorlar. ‘’ (202) şeklinde ifade edilmekte.

 

Bir batılı Goefferey Lewis Öztürkçecilik namına ülkemizde yapılanları görür ve ‘trajedi’ olarak adlandırır. Ve bütün bu yapılanları şöyle açıklar:  ‘’Dil devrimi trajik bir başarıdır.Yani öldürücü bir başarıdır. Eğer tam başarılsa idi, türkçe tamamen bitecekti.’’ (213)

 

Döneme ait dil alanındaki akış kronolojisini açıklaması ve kullanılan dil farkının görülmesi açısından Atatürk’ün 1937 yılı tebriğini alıyoruz:

 

‘’Dil bayramı münasebetiyle Türk Dil Kurumunun hakkımdaki duygularını bildiren telgraflarından çok mütehassis oldum. Teşekkür eder, muvaffakiyetlerinizin temadisini dilerim.’’(S.’200)

 

Kitapta dil meselesini dert ve dava edinenlerden bir isim olan Yusuf Kaplan’ ın da görüşlerine  yer verilmiş. O görüşülerden kısa bir bölüm:

‘’Dil meselesi bu ülkenin geleceğiyle, güvenliğiyle ilgili bir hayat memat meselesidir.Türkiye’de tabansız, dayanaksız, devşirme bir medeniyet değiştirme projesi devreye konuldu ve Türkiye’nin hedefinin Batılılaşma olduğu söylenegeldi. Dilimizi katleden, sekülerleştiren, içini boşaltan ve ruhsuzlaştıran şey, işte bu devşirme projedir.’’(Y.Kaplan 227)

 

Kendisine sorulan ‘’bir tane olsun fransızca kelime uydurmayı denediniz mi?’’ sorusuna büyük bir infialle  ‘’Bu imkânsız, fransızca da her kelimenin bir tarihi vardır.’’ (s.223) Cevabı veren fransızca profesörünün taşıdığı hissiyatta birden çok kimlik hemen göze çarpmakta. Rauf Tamer’in kulakları çınlasın bu kafa tamda işte ‘o kafa’.

 

Kitabın girişinde ‘sade Türkçe’yi  edebiyatın merkezine yerleştiren’ yazarlarımız sayesinde ‘devlet ve ilim dilini içine alacak şekilde’ ‘kendiliğinden bir Türkçe inkılabı sürüyordu. Ancak buna izin verilmedi.’ Şeklinde genel bir durum özeti verilmektedir.

D. Mehmet Doğan verdiği eserlerle durmadan dinlenmeden yarım asırdır bir medeniyet dili olan Türkçe’nin davasını güdüyor. Son kitabı Türkçenin Cenaze Töreni’ de türkçe davasının son örneğini teşkil etmekte.

 

Türkçenin ve Türkiye’nin davasını ve derdini güdenlere ufuk açıcı, şuur inşa edici bir kitap. Kitap Yazar Yayınlarından çıkmış. 323 Sayfa. Türkçe hassasiyeti taşıyanlara özellikle tavsiye edilir.

Sağlıcakla kalın

 
DİĞER YAZILARI Eğitimin Bilgisi ve Çevre Merkez İlişkisi 01-01-1970 03:00 27 Darbesine Karşı Seçkin Hukuk Adamı: Recai Seçkin 01-01-1970 03:00 Zübeyir Yetik’in Ardından… 01-01-1970 03:00 Pazarören Yatılı İftarı (2025) 01-01-1970 03:00 İstiklâl Marşı’nı Güncellemek ya da Eğitime Dair İyi Şeyler 01-01-1970 03:00 Bekri Mustafa imam oldu dersin… 01-01-1970 03:00 Göz Var Ya Nizam Nerede? 01-01-1970 03:00 Ankara’da dolmuşçulara dolmuşlarda yolculuk 01-01-1970 03:00 Yeni Bir Maarif Sistemi ve ”Yenilmişlerin” Düzeni 01-01-1970 03:00 Suriye’de İşgal Bitiyor ya Kafalardaki İşgal? 01-01-1970 03:00 Her Talebe Bir ”Bahar” Mesajıdır! 01-01-1970 03:00 Bir Devrin ve Bir Neslin Öncü Muallimi Celal Ökten: 63. Ölüm Yıldönümü Münasebetiyle 01-01-1970 03:00 Eğitimin Milliliği ve Maarif Düşüncesi Toplantısının Ardından 01-01-1970 03:00 Özgür Filistin, Özgür İnsanlıktır! 01-01-1970 03:00 D. Mehmet Doğan’ın Aziz ve Naif Hatırasına İthaftır 01-01-1970 03:00 Prof. Dr. Kemal Bıyıkoğlu 100 Yaşında 01-01-1970 03:00 Ölümünün 50. Yılında Muallim Mahir İz 01-01-1970 03:00 Eğitimde Üç Zarf ve Empatik Bir Müzakere 01-01-1970 03:00 Ulus’un Tarihi Lezzet Mekânı: Boğaziçi Lokantası 01-01-1970 03:00 Türkçe ve Siyasetin Türkçesi 01-01-1970 03:00 Bir Kitap Sarayı: Anadolu’nun Manevî Irmağı Yunus Emre 01-01-1970 03:00 Yeni ‘’Müfredat’’ Taslağı Nasıl Bir Model Sunuyor? 01-01-1970 03:00 23 Nisan’da Heyecan, Melankoli ve Bir Çığlık!. 01-01-1970 03:00 ‘Dünya Bizim’ Neden Kapandı? 01-01-1970 03:00 ”Bir Bahar Akşamı Rastladım Size” Şiiri ve Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Bekri Mustafa’dan Celal Şengör’e 01-01-1970 03:00 Öğretmen Okullarını Hatırlamak 01-01-1970 03:00 Siyasetin Yolları Taştan: İbrahim Halil ÇELİK 01-01-1970 03:00 Eğitim Fakülteleri Müfredatın Neresinde? 01-01-1970 03:00 Hacı Bayram’da Asırlık Kurukahveci: Gül Kahve 01-01-1970 03:00 Orhan Seyfi Orhon, Vedâ Şiiri ve Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Bu Bir İlandır 01-01-1970 03:00 ”Şaşırdım Kaldım İşte” Şiiri ve Hikayesi 01-01-1970 03:00 Öğretmen Okulu Günlüğü: Pazarören Hatıraları Türkiye’nin Neresinde? 01-01-1970 03:00 Maarif Vekaleti Binası Nasıl Yandı? 01-01-1970 03:00 Aliya: Acımasız Bir Savaş ya da Adaletsiz Bir Barış 01-01-1970 03:00 İlk Meclis: Kurucu Meclisin Kuruluş Ruhu 01-01-1970 03:00 Yatılı Okul Günlüğü: Pazarören’de Sosyal Hayat 01-01-1970 03:00 Bu Dünyadan Bir Mevlüde Genç Geçti 01-01-1970 03:00 Milli Merkez ve Maarifimiz 01-01-1970 03:00 Eğitimin Özüne Yolculuk 01-01-1970 03:00 Sadelik Yaşatır 01-01-1970 03:00 Öğretmen Okulu Günlüğü: PAZARÖREN MEZUNLAR BULUŞMASI 01-01-1970 03:00 Yatılı Okul Günlüğü: Sizin Hiç Babanız Öldü mü? 01-01-1970 03:00 Ulus Rüzgârlı: Ankara, Ulus’tan Başlar 01-01-1970 03:00 İmamı Azam Ebu Hanife ve Hakkında Yazılan Roman Üzerine 01-01-1970 03:00 Yatılı Okul Günlüğü: Pazarören Mimar Sinan Öğretmen Lisesi 01-01-1970 03:00 Evvel Zaman İçinde ve Şehirde: İnsan 01-01-1970 03:00 27 Mayıs Darbesini Kim Yaptı? 01-01-1970 03:00 Türkiye Yüzyılında Eğitim 01-01-1970 03:00 Eğitim Gündemin Neresinde? 01-01-1970 03:00 Şehirlilik, Şehircilik ve Deprem 01-01-1970 03:00 Halk Şiirinin Altın Halkası: Aşık Veysel (1894- 1973) 01-01-1970 03:00 Depremin Üstesinden Eğitimle Gelmek 01-01-1970 03:00 Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar ve Bir Alimin Ölümü 01-01-1970 03:00 Akif’in Türkiye’si Türkiye’nin Akif’i 01-01-1970 03:00 Bir Gençlik Hikâyesi Yazmak 01-01-1970 03:00 Maarifin Türkçesi 01-01-1970 03:00 Topçu: ‘’Mektep, millet kültürünün bayrağıdır.’’ 01-01-1970 03:00 Ankara Sahafları ve Ankara’da Kitap Dünyası 01-01-1970 03:00 Ahilik Yolunda OSTİM ve Ahilik Şûrası 01-01-1970 03:00 Bozkırda Toprağa Düşen Çekirdek: Prof. Dr. Kemal BIYIKOĞLU 01-01-1970 03:00 Topçu’nun İnsan Modeli ve Maarifin Millîliği 01-01-1970 03:00 Süleyman Çelebi’sini bekleyen çağ. 01-01-1970 03:00 Nurettin Topçu’nun Maarif Davası 01-01-1970 03:00 Mora’da Batan Güneş 01-01-1970 03:00 Medeniyet Sancağımız Türkçe 01-01-1970 03:00 Erdemli Bir Yayın Hareketi: Ebubekir Erdem 01-01-1970 03:00 Okullar Nereye Açılıyor? 01-01-1970 03:00 Maarif Raporu 01-01-1970 03:00 MEMİŞ OKUYUCU: İLK VE ORTAÖĞRETİMDE KELİME HAZNESİ 01-01-1970 03:00 Tarihe Geçen O Fotoğrafın Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Öğretmenim ben… 01-01-1970 03:00 Türkçenin Sırları 01-01-1970 03:00 Mİllî Eğitim Şûrası Üzerine 01-01-1970 03:00 Bir Örnek Muallim: Mahmud Celaleddin ÖKTEN (1882-1961) 01-01-1970 03:00 Bir Üniversite Tercihinden Ötesi 01-01-1970 03:00 LGS Tercihleri ve Kendi Hikâyesini Yazmak 01-01-1970 03:00 Hârezmî Eğitim Modeli 01-01-1970 03:00 Ankara’da Bir Eğitim ‘ADA’sı 01-01-1970 03:00 Bir Hayalimiz Olsun 01-01-1970 03:00 FEN LİSELERİMİZ EĞİTİMİ VE GELECEĞİN EĞİTİM 01-01-1970 03:00 BİR FİKİR ADAMI ALİ FUAD BAŞGİL 01-01-1970 03:00 Eğitimde ufka yolculuk 01-01-1970 03:00 TÜRKEĞiTiMTV YAYINA BAŞLADI 01-01-1970 03:00 TÜRKİYE'DE ŞEHİRLİ DİNDARLIK 01-01-1970 03:00 Doğunun Yedinci Adamı: Mehmet Aydın 01-01-1970 03:00 TÜRKİYE?DE BİR ÜNİVERSİTEYE REKTÖR OLMAK 01-01-1970 03:00 Tarihe İz : Muallim Mahir İz  01-01-1970 03:00 Bir Maarif Adamı Olarak Mustafa Öcal 01-01-1970 03:00 Aliya İzzetbegoviç: Direnişin ve Dirilişin Mimarı 01-01-1970 03:00 Cankurtaran: Bir Semtin Hikayesi 01-01-1970 03:00 EĞİTİMİN ELE ALINACAK YANI 01-01-1970 03:00 DÜNYANIN SAHİLİ SELAMETİ:KALKINMIŞ TÜRKİYE 01-01-1970 03:00 EVVEL GİDEN AHBABA SELAM OLSUN 01-01-1970 03:00 ÜNİVERSİTELER TÜRKİYE'YE NE ZAMAN YETİŞİR? 01-01-1970 03:00 VAKAR ABİDEMİZ: AYASOFYA CAMİİ 01-01-1970 03:00 Geleceğin Meslekî Eğitimi: Büyük Türkiye 01-01-1970 03:00 Türkiye'nin Temel Eğitim Meselesi: MESLEKÎ EĞİTİM 01-01-1970 03:00 Meslekî Eğitim Üniversitesi 01-01-1970 03:00 MÜTEHASSIS OLMAYAN 'EĞİTİM UZMANI' OLUR MU? 01-01-1970 03:00 KIRAN GÜNLERİNDE MEŞK VE İÇE YOLCULUĞUMUZ 01-01-1970 03:00 YENİ BİR SİSTEM VE 'YENİLMİŞLERİN' DÜZENİ 01-01-1970 03:00 Bir Dönüştürme Projesi: KÖY ENSTİTÜLERİ ? 2 01-01-1970 03:00 Bir Dönüştürme Projesi: KÖY ENSTİTÜLERİ 01-01-1970 03:00 Ederini Tüketen Düzen ve Biz 01-01-1970 03:00 AKİF'İN TÜRKİYESİ, TÜRKİYE'NİN AKİF'İ 01-01-1970 03:00 Yüzümüzü Ak Edecek Bir Söz 01-01-1970 03:00 Üreten Nesil Çağı Yönetir 01-01-1970 03:00 KALBİNİN DİLİ OLMAYAN ŞAİR: AKİF 01-01-1970 03:00 Münevver Ya Da Çınlayan Nağme Olmak 01-01-1970 03:00 Tuba Ağacı, Bambu Ağacı 01-01-1970 03:00 Tarihin İnkılap Etmesi 01-01-1970 03:00 Geleceğin Dünyası 01-01-1970 03:00 Gelişler ve Geri Gidişler 01-01-1970 03:00 Hak Temelli Bir Reforma Doğru 01-01-1970 03:00 Taktik Maktik Yok!.. 01-01-1970 03:00 Maarif Reformu Neden Şart? 01-01-1970 03:00 YAZMAK VE YAZARAK YAŞAMAK 01-01-1970 03:00 İLİM İKTİDARI, MEMLEKETİN İMARIDIR 01-01-1970 03:00 Maarifin Ahlâkı Var Mı ? 01-01-1970 03:00 Maarife Operasyon Ne Zaman? 01-01-1970 03:00 O Şehre Varmaz İsek! 01-01-1970 03:00 DURDURAMAYACAKSINIZ 01-01-1970 03:00 UTANGAÇ SUNUMLU 'ZORAKİ VE İSTENDİK' İNSAN 01-01-1970 03:00 FETÖ'NÜN EĞİTİM BOYUTU 01-01-1970 03:00 UTANGAÇ SUNUMLU 'ZORAKİ VE İSTENDİK' İNSAN 01-01-1970 03:00 SEÇİMİN GALİBİ: EĞİTİM SİSTEMİDİR! 01-01-1970 03:00 EĞİTİMİ TERBİYE ETMEK 01-01-1970 03:00 ECNEBİ MEMLEKETLERE ÖĞRENCİ GÖNDERME MESELEMİZ! 01-01-1970 03:00
G-NL5SXDG3FM G-VXJRKS55FP G-FZKYZX0T7W G-FSDKGZVN2L