”Geçtiğimiz günlerde Urfa ve Maraş’ta, eğitim ve aile terbiye sisteminin çökerttiği iki çocuğun, daha hayatının baharındaki yavrularımızı ve öğretmeni şuursuzca katletmeleri bizleri derin bir hüzne gark etmiştir. Hayatını kaybedenlere Cenabı Allah’tan rahmetler diliyorum. Acılı ailelere başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Öncelikle velilerden ve sorumlu tüm yetkililerden derhal tedbir ve çarelerin yerine getirilmesini istirham ediyoruz.“
*
Dünyaya gelen her canlı kendisi için belirlenen değiştirilemez ve ertelenemez ömrünün sonuna ve ölüm vaktine vade ve ecel diyoruz.
Ecel, insan ömrünün son bulması, dünya hayatının vefat ile bitip ebedi âlemdeki ahret hayatının başlamasıdır.
Ecel, insana belirlenen vade sonunda ölmesi kaçınılmaz bir gerçek olmaktadır.
Ayrıca insan ne sebeple ölürse de eceliyle ölmüş olur.
Bazı ayeti kerime ve hadisi şerifler ölüm gerçeğini ifade etmektedir:
"Küllü nefsin zaikatul mevt" Her nefis ölümü tadacaktır.(Al-i İmran,185- Enbiya,35- Ankebut,57. Ayetleri)
“..fe iza cae eceluhum la yeste'hırune saaten ve la yestakdimun” ..ecelleri gelince ne bir an ertelenir ne de bir an öne alınır.(Araf,34)
Peygamberimiz (s.a.v.), "İnsan hayal içinde yaşayıp giderken ecelin en yakın ölüm çizgisiyle onu kuşattığını" belirtmiş ve "Akşama erdin mi sabahı, sabaha erdin mi akşamı bekleme" buyurarak ecele/ölüme hazırlıklı olmayı öğütlemiştir.
Yine Peygamber Efendimiz(s.a.v.):
"Lezzetleri yıkan (ölümü) çokça anın."
Ölümü çokça anmanın/hatırlamanın faydaları:
Dünyanın fani olduğunu kavratır ve zamanın kıymetini öğretir.
Günahlardan sakındırıp, faydalı davranışlara teşvik eder. Hayata ibret gözüyle bakılmasını sağlar.
"Müminlerin en akıllısı, ölümü en çok hatırlayan ve ölümden sonrası için en güzel hazırlığı yapandır."
Vade konusunda bilinen bir hikâyeyi merhum üstat Rıza Akdemir’in mesnevi tarzı ile kaleme aldığı şiirini aktaralım:
Vezir telaş ile huzura vardı
Diz çöküp sultana, şöyle yalvardı
-“Bir at ver sultanım, bir at ver bana
Hemen kaçmalıyım ben İsfahan’a”
-“Ama sebep ne ki bu aceleye ?”
-“İniverdim öğle vakti bahçeye
Orada güllerden taşan kokular,
Mermer havuzlardan köpüren sular
Arasında şöyle birazcık daldım
Bir hayalet gördüm birden bunaldım
Karşımda Azrail, elinde tırpan
Bunu görür de hiç korkmaz mı insan?
Yüzüme bir tuhaf baktı ki sanki
Canımı alacak dedim inan ki
Bir at ver sultanım, rüzgâr kanatlı
Pir olsan bile can her şeyden tatlı”
Sultan cidden hayret eder bu işe
Ve yüzünde çizgi çizgi endişe
Vezir bir an evvel kurtulsun diye
En yürük atını eder hediye
Altında atların en güzel soyu
Vezir uçup gitti ufuklar boyu
Artık ne mola var, artık ne durak
Akşam Isfahan’a varması gerek
Güneş batıyordu, hava serindi
Sultan gezmek için bahçeye indi
Baktı ki Azrail hâlâ yerinde
Göz kamaştıran bir nur üzerinde
Dedi Sultan: “Affet bu kusurumu
Ne diye korkuttun baş vezirimi?
-Yok, korkutmak hiç değil niyetim
Burada görünce çok hayret ettim
Çünkü Allah emir verdi bu adam
Isfahan’da can verecek bu akşam
Bağdat’ta karşıma çıkınca birden
Bir acayip oldum, şaşırdım cidden”
Ölüm hedefini şaşmayan oktur
Nereye kaçarsan kurtuluş yoktur
*
"İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn",
"Şüphesiz biz Allah'tan geldik ve şüphesiz O'na döneceğiz"(Bakara,156)
Yazımızı, Hz.Yusuf (a.s.)’ın, son nefeste asıl önemli olanın "imanla vefat etmek" olduğunu bildiren duasıyla bitirelim:
"Teveffeni müslimen ve elhıkni bissalihin" (Yusuf Suresi, 101)
"Rabbim! Beni Müslüman olarak vefât ettir ve beni sâlihler arasına kat!"