FÜZULİ

Azerbaycan'ın dikkat çeken özelliklerinden biri de yetiştirdikleri tarihi ve edebi şahsiyetleri unutturmamak ve onlara değer vererek fikirlerinden ve eserlerinden yararlanmayı sürdürmek için çalışmalar yapmalarıdır.

Şehrin en mutena yerlerinde düzenledikleri "Tarih Müzesi" ile "Edebiyat Müzesi" de bu milli değerlerin yer aldığı ve tanıtıldığı mahaller olmaktadır. Burada en dikkat çeken değerlerin başında en eski epik(etkileyici, olağanüstü) destanlarımızın müellifi Dede Korkut ile Füzuli gelmektedir.

Bazı şahsiyetleri üst kat kemerli bölümlerde heykel olarak sıralamışlar, bir kısmının da temsili resimlerini zemin pencerelerde dizmişler..

Her şahsiyetin resminin altında onlara ait beyit bulunmaktadır.

Bunlar arasında:

"Eski pambuk bez olmaz,

Qari(gayrı-artık) düşman dost olmaz"

diyen Dede Korkut,

"Gönlüm əlimlerden kalmadı mahrum,

Sonra bildim hiç ne değilmiş malum"

(Bütün ilimleri öğrendim, hiç birinden mahrum kalmadım sanıyordum; sonra baktımki hiçbir şey bilmiyorum!)

diyen Hoca Nasirettin Tusi,

"Mende sığar iki cihan,

Men bu cihana sığmazam"

diyen İmadeddin Nesimi,

"Quvvet əlimdedir, başka çür her kes

Heç kese üstünlük eyleye bilmez"

diyen Nizami Gencevi,

"Her qaranlıkta çırpınır bir nur,

Hər həqiqətte bir həyal uyuyur"

diyen Hüseyin Cavid gibi büyük şahsiyetler yer alır...

Divan edebiyatımızın en büyük şairlerinden biri kabul edilen Füzuli 1494'de Azerbaycan'ın Hille bölgesinde doğmuştur. Asıl adı Muhammed bin Süleyman olup Füzuli mahlasıyla bilinmektedir. Hayatı boyunca kendine has anlayışıyla eserler vermiştir. Füzuli kendisini her zaman insanın iç dünyası, manevi alemi, hak ve hakikati anlamaya, aramaya ve bu yönde eserler vermeye adayan bir şair olarak öne çıkmıştır.

Füzuli’nin edebi kişiliğini en bariz şekilde ortaya koyan eserleri arasında Leylâ vü Mecnun, Beng-ü Bade, Hadikatü's-Süeda ile Türkçe, Arapça ve Farsça olarak yazdığı Divanlar yer alır. Özellikle Leylâ vü Mecnun'da aşkı maddi ve dünyevi bakışlardan arındırarak ilahi bir mertebeye yükseltmesi bakımından dünya edebiyatında da özel bir yere sahiptir.

Füzuli’nin çoğunlukla sevgi, sabır, bağlılık ve manevi arınma gibi temaları işlediği kaside ve gazellerinde duygu yoğunluğu ve anlam derinliği ön plana çıkar. 1556'da Kerbela'da vefat eden Füzuli'nin mesajları yüzyıllar geçse de insanların iç dünyasına ışık tutmaya devam etmektedir.

Toplumdaki aksaklıklara da değinen Füzuli bunları tespit eder: "Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar" diyerek çıkar ilişkilerine ve çürümüşlüğe parmak basarak insani değerleri öne çıkarır.

32 beyitten meydana gelen Su Kasidesi Füzuli'nin kendisini su'da müşahhaslıştırarak Peygamber Efendimize duyduğu derin sevgisini, hasreti ve bağlılığını ifade etmek için hislerinin dile getirmesidir.

"Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlâre su

Kim bu denli dutuşan odlâre kılmaz çâre su"

Ey gözlerim! Gönlümdeki aşk ateşiyle tutuşan yangını söndürmez, (göz yaşınla bu ateşe boşuna su dökme) diyerek Na'tına başlar.

"Ârızın yâdiyle nemnâk olsa müjgânım n'ola

Zayi olmaz gül temennâsiyle vermek hâre su"

Sevdiğimi hatırıma getirince (düşündükce) kirpiklerim ıslansa (göz yaşı döksem) ne olur; gül niyetiyle dikene su vermek boşa gitmez! der.

"Ḥâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl

Başını taştan taşa vurup gezer âvâre su"

Ayağının toprağına yüz süreyim diyerek bir ömür boyu başını taştan taşa vurup gezer avare su

"Yâ Habîballah! yâ Hayr'el-beşer müştâkınım;

Eyle kim lebteşneler yanıb diler hemvâre su"

Ey Allah'ın sevgilisi, ey insanların en hayırlısı!

Nasıl ki susuzların yanıp her an su istediği gibi hep seni özlerim!

diyerek devam eder.

Son beytinde de:

"Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam

Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su"

O mahşer günü kavuştuğumuzda, gül yüzüne susamış olan bana su vereceğini, susuzluğumu~hasretimi giderip beni mahrum bırakmayacağını umarım.

diyerek hasretini ve umutlarını ifade eder.

Bizlerin de temennası, tıpkı Füzuli'nin isteği gibi, ruz-i mahşerde Rasulullah efendimizin havz-ı kevseri başında huzuruna kabul etmesidir...

CUMAMIZ MÜBAREK OLSUN