BİR GURUR VE İBRET SERGİSİ
(Bakü Harbî Ganimetler Parkı)
Azerbaycan-Karabağ savaşı sonunda kazanılan zaferle ele geçirilen muharebe silahları ile düzenlenen Azerbaycan Harbi Ganimetler Parkı, Bakü’nün kalbinde yeralan yalnızca bir açık hava sergisi değildir. O parkın verdiği mesaj, bir milletin hafızasında saklı duran direncin ve kararlılığın dışa vurulmuş hâlidir.
Öncelikle bu muhteşem eseri hazırlatan iradeye ve emeği geçenlere takdir ve şükranlarımı ifade etmek isterim.
Bu park, Bakü’nün göğsünde yükselen bir anıt; çelikten, baruttan ve tarihten örülmüş sessiz bir destan gibi duruyor.
Bu park, öncelikle gençliğe ve öğrencilere soğuk metallerden daha fazlasını gösterir:
Bu park, bir toplumun nasıl ayağa kalktığını, nasıl kenetlendiğini, nasıl tarihine ve toprağına sahip çıktığını gösterir.
Bir kişi bu parkın kapısından içeri girdiğinde, ilk karşılaştığı şey sessizlikte yankılanan topyekün bir hafızanın gücüdür. Burada sergilenen araçlar, yalnızca bir askeri zaferin değil, aynı zamanda toplumun uzun yıllar süren sabrının, inancının ve dayanışmasının müşahhas sembollerine dönüşür. Genç zihinler için bu sembolleri izlemek, tarihin, kitaplardan taşarak gerçek hayatla mündemiç olduğu bir andır.
Bu park, dikkat ve ibret nazarıyla gezip görenlere şu mesajı verir:
“İradesine sahip çıkan bir millet, en zor zamanlarda bile geleceğini yeniden kurabilir.”
Bu parkın ve sergilenenlerin bize ifade ettikleri, hamasî bir ifade ile yalnızca gurur duygusunu kabartmak değil; aynı zamanda milli hafızanın nasıl birleştirici bir güç olduğuna dikkat çekmektir. Çünkü savaş ganimetleri, tek başına birer silah, birer nesne değil; toplumun “biz” olma bilincini pekiştiren sembollerdir. Park, gençlere sorumluluk duygusunu, birlik ruhunu ve geçmişi anlamanın geleceğe dair bir bilinç ve ruh kazandırdığını sezdirir.
Bu parkı gezenler parkın taş yollarında yürürken, her adımlarında geçmişin nabzının usulca çarptığını hisseder. Savaşta kullanılan mermi sandıklarından oturma bankı, top mermisi kovanlarından da yol kenarlarına ışıklı çit lambaları yapıldığı göze çarpar. Karşılarına çıkan her tank, her zırhlı araç, yalnızca düşmanın geride bıraktığı bir nesne değil; halkın kararlılığının mühürlenmiş bir hatırasıdır. O metal yığınları, gençlere sanki şöyle seslenir:
“Geleceğinize sahip çıkın; çünkü bir milletin direnci, omuz omuza duran gençlerinin yüreğinde büyür.”
Bu parkta, Sovyet ordusunun Ermenilere verdiği ve kazanılan zaferle ele geçirilen, düşürülen uçak ve helikopter enkazları, 150'den fazla tank, 7 adet S.300 roket kompleksi, roketler, çoklu roketatarlar, uçak savarlar, ağır silahlar; 125 adet çeşitli çaplarda top, 522 askeri nakliye kamyonları, 2000'den fazla aracın sergilenen plakası, ayrıca savunma hattı olarak canlandırılan siperler, hendekler, mayınlı alanlar, tüneller v.b. bulunmaktadır.
Her bir tank, her bir zırhlı araç, gençlerin gözünde adeta tarihin heykelleşmiş bir dizesine dönüşür. Onlara şunu fısıldar:
“Geleceği inşa ederken, geçmişin ağırlığını değil, derslerini taşımalısın.”
Böylece park, özellikle gençler ve öğrenciler için tarihî farkındalık ile toplumsal bütünlük ve özgüven sağlayan bir mekâna dönüşür. Böyle mekânların oluşturduğu hamasî atmosferin içinde bile asıl etkisi, her kesin iç dünyasında yankılanan şu çağrıdır:
“Bir milletin asıl gücü, toprağından çok yüreğindedir"
Böylece bu park, bir harp ganimetleri sergisinden öteye geçer; izleyenlerin iç dünyasında yankı bulan bir öğretmene dönüşür. Onlara yalnızca geçmişi göstermez; geleceğe nasıl hazırlanılması gerektiğini de hatırlatır, uyarır.
Bir milletin vatan toprağı kadar hafızası da kutsaldır. Bu park, işte o hafızanın canlı sayfalarından biridir ve bizlere önemli bir öğüt verir:
“Geçmişi unutma ki, yarına sağlam bakabilesin.”
KISSADAN HİSSE:
Geçmişini bilmeyen ve onlardan ders almayan milletlerın geleceği olamaz!
Aslında ayrı bir yazı konusu, ancak “Harbi Ganimetler Parkı”nı anlatırken bir telmih yapayım dedim.
Çocuk gelişimi konusunda uzman ve söz sahibi olan Japon bilim adamlarının şu tespit ve tavsiyeleri dikkat çekicidir:
“Dünya milletleri içerisinde tarihi en zengin olan ülkelerin başında gelmenize rağmen tarihini çocuklarına en az öğreten milletlerin de başındasınız. Bu şekilde başarılı olmanız mümkün değil. Tarihini, mazisini bilmeyen, gençlerine anlatmayan ülkelerin başarılı olması mümkün değildir.”
Japon bilim adamlarının kendi ülkelerinde çocuklara 5-6 yaşından itibaren Nagazaki ve Hiroşima’yı göstererek yaşanan felaket üzerinden uyguladıkları program ve amacı yüzde yüz doğru bir tespittir.
Ancak tarihî geçmişi en zengin ülke olmamıza rağmen geçmişimize bir sünger çekilmiş; 250 bini cephede, 150 bin yaralı da hastanede olmak üzere dörtyüz bin şehit vererek yedi düveli Çanakkale’nin soğuk sularına gömdüğümüz yerlere girmemiz bile yıllarca yasaklanmıştı. İngilizlere tarihlerindeki en büyük mağlubiyeti yaşattığımız “Kut’ül-Ammare” zaferimizi ve kahramanı Halil Kut Paşayı pek az kimse bilirken bir dizi flim çekilene kadar dostlarımız(!) üzülmesin diye tarih kayıtlarında yer verilmemişti…
Türkiye’nin dörtbir yanında, saymakla bitiremiyeceğimiz kadar çok olan geçmişimizi canlandıracak, birlik ruhunu diri tutacak temsili mekânlarını yapabileceğimiz Malazgit’ten İstanbul’un fethine; Preveze’den Akka’ya; Kanije’den, Plevne’ye, Kut’ül-Ammare’den İstiklal Harbine kadar iftihar edeceğimiz ve ibret alacağımız geçmişimiz acaba birilerine ayıp olmasın, üzülmesinler, kızmasınlar diye mi gizleniyor? Konunun başındaki cümleyi beyinlerimize nakşetmemiz gerekir:
Geçmişini bilmeyen ve onlardan ders almayan milletlerin geleceği olamaz!
*
Cumamız mübarek olsun


