Çevre faktörü, insan hayatının sürdürülebilirliği açısından temel unsurlardan biridir. Dinî kurallar da çevreye yönelik sorumlulukları önemli bir ahlaki görev olarak ele alır.
Çevre konusunu iki yönlü olarak incelemekte fayda vardır:
Öncelikle tabii ve sosyal çevrenin insana olan etkileri, insana ve diğer canlılara bıraktığı tesirler;
İkinci olarak da, insanın doğal çevreye olumlu ve olumsuz etkileri olarak bakılmalıdır.
İslama göre insan, yeryüzünün sahibi değil emanetçisidir, çevreye bu gözle bakmalıdır.
“İnsan çevresinin esiridir” denilir. Elhak doğrudur. İster maddi boyutta, ister manevi hayatta olsun insan bulunduğu sosyal çevrenin sirayet kanunları icabınca oradakilerin boyasına bürünür, onların tesirinde kalır.
İnsanlar mutlaka birbirlerinden olumlu yahut olumsuz yönde etkilenirler. İnsanın aile ortamı, arkadaş çevresi, yaşadığı doğal hayat; okul, askerlik, iş hayatı v.b. ortamlar insan şahsiyetine şekil ve yön veren etkenler olmaktadır.
Onun için atasözlerimizde:
“Üzüm üzüme baka baka kararır,”
“Körle yatan şaşı kalkar,”
“Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan alır,”
“İs yanında duran is; mis yanında duran mis kokar,”
“İtle yatan bitle kalkar,”
“Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim”…. diye söylene gelmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de insanın yeryüzünde “halife” olarak yaratıldığı belirtilir.
Bu kavram, insanın tabiatı koruma, dengeyi sürdürme ve kaynakları bilinçli kullanma sorumluluğunu ifade eder. Bu bağlamda çevrenin korunması yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda manevi bir yükümlülük olarak değerlendirilir.
Kur’an’da yer alan ayetlerde, yeryüzünde bozgunculuk yapılmaması gerektiği vurgulanmaktadır.
Çevre kirliliği, doğal kaynakların bilinçsiz tüketimi, ormanların yok edilmesi ve canlı türlerinin zarar görmesi bu bozgunculuğun modern örnekleri arasında gösterilebilir. Ayrıca İslam, israfı yasaklayan bir anlayışa sahiptir.
Su, toprak ve enerji gibi doğal kaynakların gereksiz tüketimi, dinî açıdan uygun görülmemektedir. Bu durum, çevre bilincinin İslam ahlakı içerisinde önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir.
Hz. Muhammed (S.A.V)’in çevreyle ilgili hadisi şerifleri de bu anlayışı destekler. Hadisi şeriflerde “Bir Müslüman ağaç diker veya ekin eker de ondan insan, hayvan veya kuş yerse bu onun için sadaka olur” ve “Kıyametin kopacağını bilseniz bile elinizdeki fidanı dikin” buyurmaktadır.
Peygamber Efendimiz hem insanın hem de çevre temizliğinin imanın bir parçası olduğunu belirtmiş, “Yollara ve gölgelik yerlere(yeşil alanlara) çöp atmaktan sakının” buyurmuş; ağaç dikmeyi teşvik etmiş ve hayvan haklarının korunmasına önem vermiştir. İnsan, var olduğu günden beri tabiatla iç içe yaşamıştır. Toprak, su, hava ve diğer tabii unsurlar, insan hayatının devamı için vazgeçilmezdir.
Günümüzdeki çevre sorunları ise giderek artmaktadır. Ayeti Kerimede “İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı” buyrulmaktadır.
Hava kirliliği, su kaynaklarının azalması, küresel ısınma, iklim değişikliği ve çevre kirliliği gibi sorunlar, insanlığın tabiata karşı sorumluluklarını yeniden değerlendirmesini gerekli kılmaktadır. Çünkü bu gibi problemler insanlığın geleceğini tehdit etmektedir.
Dinî değerler, çevreye saygılı ve sürdürülebilir bir hayat tarzını teşvik ederek bu sorunların çözümüne katkı sağlayabilir.
Dinimiz de çevreye büyük önem vermiş ve tabiatı insanlara bir emanet olarak görmüştür. Bu nedenle çevreyi korumak, sadece insani bir görev değil, aynı zamanda dini bir sorumluluktur.
Hulasa çevrenin korunması, hem toplumsal hem de dinî açıdan büyük önem taşımakta ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmanın temel şartı olarak görülmektedir.
Rabbim bizlere ibadet şuurunda bir çevre bilinci nasip etsin.
Cumamız mübarek olsun.




