İslami hükümlerde her üçünün de ayrı yerleri, ayrı uygulamaları olmasına rağmen bazı durumlarda her üçünün de birbirine karıştırıldığı görülmektedir.
Her üç konu da dini bağlamından koparıldığından günümüzde maalesef kapanmayan bir yara hüviyetine bürünmüştür.
Üç başlığı kısa kısa ele aldıktan sonra asıl mevzuyu ifade edeceğiz.
Darda olan birisine geri ödenmek üzere verilen mal veya nakti ödünç olarak vermeye borç (karz) denilmektedir.
Darda olan ihtiyaç sahibi kişiye haramlardan uzak durması ve harama bulaşmaması için ihtiyacını giderecek meblağı faizsiz olarak ve sırf Allah rızasını kazanmak için temin etmeye “karzı hasen” denilirdi. Heyhat ki günümüzde insanların birbirine itimadı kalmadığından bu müessese nadiren sizlere ömür oldu…
Yardım, elinde bulunan imkanları ve gücü başka bir kimsenin ihtiyacı için kullanmak veya genellikle karşılıksız olarak verilen ayni veya nakti şeyler yahut bağışlardır. Dinimizde olanın olmayana vermesi bir vecibe olmasının yanında ahlaki bir davranış olarak da değerlendirilir.
Hediye, değerli ve sevilen bir şeyin bir başkasına verilmesidir. Hediye, takdir ve sevgi ifadesinin göstergesi olmaktadır. Hediye, bir kişiye duyulan sevgi, saygı, minnettarlık veya dostluk gibi duyguları ifade etmek için verilen maddi veya manevi bir nesnedir.
İslam’da insanlar arasındaki mali(akçalı) ilişkiler yalnızca ekonomik birer işlem olarak değil aynı zamanda ahlaki ve dini birer davranış olarak değerlendirilir. Bu çerçevede borçlanma, yardım ve hediye kavramları, insanın hem Allah'a hem de topluma karşı sorumluluklarını yansıtan önemli uygulamalardır. Bu uygulamaların dini mahiyeti, niyet, adalet ve kul hakkı gibi temel ilkelerle şekillenir.
Borçlanma, İslam’da zaruret halinde başvurulabilecek meşru bir işlemdir. Ancak borç, kişinin üzerinde bir emanet ve sorumluluk olarak görülür. Bu nedenle borcun dini mahiyeti, güven ve sadakat ilkelerine dayanır.
Borç alan kişinin geri ödemede titiz davranması, borç verenin ise kolaylık göstermesi teşvik edilmiştir. Faiz ise borcun dini mahiyetini zedeleyen bir unsur olarak değerlendirilmiş ve kesin bir dille yasaklanmıştır.
Yardım, İslam’da sosyal adaletin ve dayanışmanın temel araçlarından biridir. Dinen yükümlü olan bir kimsenin yapacağı zekat, sadaka ve infak gibi yardımlar, servetin ve malın sadece şahsi bir hak olmadığını, aynı zamanda toplumun ortak bir sorumluluğu olduğunu gösterir.
Zekat, sadaka ve infak yardımın dini mahiyeti, varlıklı kimselerin mali ve nakti kazancındaki fakir ve muhtacın hakkı olanı vermek de samimiyet ve karşılıksızlık esasına dayanır. Gösteriş amacıyla yapılan yardımlar ibadet niteliğini kaybederken, gizli yapılan yardımlar daha faziletli kabul edilmiştir.
Hediyeleşme ise insanlar arasındaki sevgi, dostluk ve güven bağlarını güçlendiren bir davranıştır. İslam’da hediye vermek ve hediye kabul etmek teşvik edilmiştir. Hediyenin dini mahiyeti, çıkar beklentisinden uzak olmasına bağlıdır.
Menfaat sağlamak veya karşılık beklemek amacıyla verilen hediyeler, rüşvet niteliği kazanabileceği için sakıncalı görülmüştür.
Maalesef günümüzde borç verme, yardım etme ve hediyeleşme mefhumları asli hüviyetlerinden uzaklaşmış, dini bağlamından koparılmıştır. İstisnaları dışında, borç verme, ya döviz-altın cinsinden, ya kredi şeklinde olmakta ya da tefecilerin insafına bırakılmıştır. Yardımlaşmanın çoğu da reklam ve gösteriş amaçlı yapılmakta, hediyelerin bazısı mütekabiliyete bağlanmış vaziyettedir.
Eskiden hacca gidenler kutsal topraklarda zamanlarını ibadetle değerlendireceklerine tavaf aralarında ve say’da bile “kendilerine kimlerin hediye getirdiğini; kimlere ne hediye alacaklarını” dile getirirlerdi.
Aynı şekilde, bir akrabası yahut arkadaşının düğününde, maddi durumu iyi olmasa bile “çevreye ayıp olmasın diye” (niye olacaksa) borç harç ile alıp çeyrek altın takar ve ilerde (ne zaman olacaksa) kendi çocuğu-torunu evlenirse mutlaka ona, kendine takılanın aynısını takmak mecburiyeti özellikle kadınlar arasında bir hüküm olarak tesis edilmiş ve uygulanmaktadır. Hatta bu konuda şahit olduğum bir fetva danışma konusu şöyle idi:
“Sekiz yıl önce çocuğun evlenirken akrabamızdan birisi çeyrek altın takmıştı. Şimdi onun çocuğu evlendi. Benim maddi durumum müsait değildi. Epeyi gayret etmeme rağmen tedarik edip takamadım. Bana başkalarının yanında ‘para bulamadıysan bankadan faizle kredi çekseydin, benim altınımı taksaydın’ dedi. Faizle kredi alıp bu takı borcunu ödemek gerekir mi” diye danıştı.
Kendisine danışılan emekli Müftü ve Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olan hoca efendi de şiddetle karşı çıkarak düğünlerde takılan takılar bir borç değil karşılıksız hediye ve yardım hükmündedir, geri ödenmesi gerekmez. Hele kredi çekerek hediye ve yardım yapılmaz, kesinlikle haramdır” dedi.
Bu sebeple hiçbir kimse, ister yakın akraba, hısım, arkadaş her kim olursa olsun hiçbir kimseye karşılık bekleyerek-umarak hediye ve yardımda bulunmasın! Ancak maddi açıdan durumu iyi olanlar karşılıksız olarak hediye ve yardım yapabilir.
Hulasa, borç verme, yardım etme ve hediyeleşme, İslam’da maddi olmaktan öte manevi anlamlar taşıyan davranışlardır. Bu uygulamaların dini mahiyeti, niyetin doğruluğu ve ahlaki ilkelere uygunluğu ve karşılıksız olması ile değer kazanır. Karşılık beklemeden ve gösterişten uzak yapılan yardım ve hediyeler kalplerin yumuşamasına, ülfete ve kaynaşmaya vesile olur.
Rabbim bizleri dinimizin hükmünce, nisaba sahipsek öşür ve zekatını verenlerden; muhtaçlara sadaka, yardım ve infakta bulunanlardan eylesin.
Cumanız mübarek olsun.




