“Konuşulan dil var ya, şimdi bütün ulusca,
Bir bakıma Mehmet’çe, bir bakıma Yunus’ça”
*
Öncelikle, “Türkçe’mizin başkenti” ve “Yunus Emre’nin yurdu” Karaman’ımızda Türk Dil Bayramı ile Yunus Emre’yi anmak, yaşamak, yaşatmak üzere yapılan törenleri ve bu günlerimizi kutluyorum.
Bu haftaki yazımı ironi şeklinde kaleme alayım dedim.
Her yıl büyük bir ciddiyetle kutlanan Türk Dil Bayramı ve aynı vakar içinde düzenlenen Yunus Emre’yi Anma Törenleri, şehrimizin en renkli kültürel faaliyetleri arasında yer alır.
Renkli derken, çoğu zaman davetliler ve protokol sıralarındaki kravat tonlarından söz ediyoruz. Çünkü kürsülerde ve salonda bulunanların önemli bir kısmı, “Türkçemiz çok zengin bir dildir” cümlesini söyledikten hemen sonra “network oluşturmak”, “vizyon katmak” ve “update etmek” gibi ifadelerle konuşmasına devam eder. Dil Bayramı’nın en büyük ironisi de tam burada başlar.
Törenlerin açılışında genellikle akademik nitelikli uzun konuşmalar yapılır. Konuşmacılar, Türkçenin korunması gerektiğini vurgularken, hazırlanan metinlerdeki yabancı kelime yoğunluğu bazen dinleyicilere küçük bir uluslararası zirvede oldukları hissini verir.
İzleyici ve dinleyiciler arasındaki öğrenciler ise Yunus Emre’nin “Söz ola kese savaşı” dizelerini dinlerken bir yandan telefonlarından sosyal medyada gezmektedir. Çünkü modern çağda söz, savaşı değil çoğu zaman internet paketini bitirmektedir.
Yunus Emre’yi anma programlarında ise büyük bir manevi atmosfer oluşturulur. Yunus Emre’nin sade Türkçesi övülür; ardından sahneye çıkan sunucu, “Şimdi değerli performans sanatçımızın ‘mistik konseptli’ dinletisini arz ediyoruz” diyerek herkesin zihninde küçük bir dil depremi meydana getirir. Yunus Emre yaşasaydı muhtemelen “Ben bu kadar sade yazdım, siz nasıl yeniden karmaşık hale getirdiniz?” diye düşünürdü.
Yine de bu törenlerin kıymeti büyüktür. En azından yılda bir gün, Karaman’da Yunus Emre Türbesini, Karamanoğulları beylerinin türbelerinin olduğu Mut-Ermenek yolunda Çamlıca-Değirmenlik Yaylasındaki Nure Sofu Türbesini, Ermenek-Balkusan’daki Karaman bey, Mahmut bey, Alâaddin Ali bey’lerin türbelerini ziyaret ediyoruz.
Bu törenler vesilesiyle insanlar Türkçeyi ve Yunus Emre’yi hatırlama fırsatı bulur. Hele Yunus Emre’yi başka şehirler de sahiplenmeye kalkarsa içimizdeki Yunus sevgisi iyice kabarır. Gerçi ertesi gün her şey normale döner; tabelalar yeniden “coffee shop”, “beauty center” ve “premium life” yazılarıyla asılmaya devam edilir. Ama olsun, biz yine de umutluyuz. Çünkü bu millet, dili sevmeyi en çok onu kaybetmekten korktuğunda hatırlar…
***
Cumamız mübarek olsun!


