Yaşasın, Okul Yolu Açıldı!
Okullar açılıyor. Her okul açılırken klişeleşmiş yazılardan
yazmayacağım size. Hani okula başlayan çocuğunuza nasıl davranmanız gerekli
diye. Ne söylersem söyleyeyim bizler hayatı en iyi yaşayarak öğreniyoruz. Bu
nedenle abartmadan yaşayın her duyguyu. Her şey mükemmel olmak zorunda değil.
Bir öğretmen olarak benim de ömrüm okullarda geçiyor.
Mesleğimden dolayı çalan zille sevinen, tatil olsun diye bekleyen, tatilden
sıkılıp okulun açılmasını sabırsızlıkla bekleyen öğrenciliği hiç bitmemiş bir
yetişkinim. Rolüm değişse de içimdeki çocuk büyümediği için hala içim kıpır
kıpır olur okullar açılırken.
Ben seksenli yıllarda başladım okul hayatıma. Beyaz yaka,
siyah önlük giyen son nesildim. Annelerimizin beyaz yaka dantel yakalarını
yarıştırdığı yıllar? Siyah önlük beyaz yaka, beyaz mendil ve beyaz çorapla
kombin edilirdi. Dantel yakalarla birlikte önlüğün temizliği, ütüsü
annelerimizin ev hanımlığının göstergesiydi. Annem hala anlatırken ?Tertemiz gönderirdim seni okula, hiç kirli
gitmedin ? diye övünür.
Orta çağda papazların açtığı okullarda okuyan öğrencilerin
diğer okullardaki öğrencilerden ayrılması için beyaz yakalı siyah önlük
giydirilmiştir. Serüven böyle başlamış yüzyıllar sonra Türkiye Cumhuriyeti?ne
gelmiş. Zengin ve fakir öğrencilerin arasında fark olmaması için uygulanmaya
başlayan okul kıyafeti zamanla değişerek günümüzde serbest bırakılarak okul
velilerin isteğine bağlandı. Annelerinin el becerisi yarışı da zamanla kaybolup
gitti.
Okul denince aklıma gelenlerden biri de haşlanmış yumurta. Beslenme
zili bugünkü gibi ikinci, uzun teneffüste yapılırdı. Annelerimiz özenle
beslenme hazırlardı. Herkeste haşlanmış yumurta. Otuz kişilik sınıfta otuz tane haşlanmış ve
soğumuş yumurta olduğunu düşünün ve tabi ki kokusunu. Hayatımda iz bırakan bir
kokudur. Hala kokuyu duyduğumda ilkokul yıllarına döner sonra silkelenir aman
Allah?ım diyerek kendime gelirim.
O zamanlar çeşit yok muydu diye sorabilirsiniz. Evet vardı.
Annelerimiz pastalar, börekler yapıp koyabilirdi ama ya arkadaşının annesi
yapmadıysa diye de düşünülürdü. Herkeste standart olan yiyecekler koyarlardı.
Yumurta, zeytin ve peynir gibi? Şimdi çocuklar yataktan kalkar kalmaz okula
gittikleri için evde kahvaltı yapmıyorlar. Yemek seçen, yesin diye peşinden
koştuğumuz bir nesil var ve yesin de ne yediği, nerde kimin yanında yediği
önemli değil diyoruz. Okul kantinlerinden hazır gıdalarla kahvaltısını
geçiştiren bir nesil var şimdi. İtaat etmeye mahkum edilmiş bizler annelerimiz
ne yaptıysa yerdik. Yemezsek başka alternatifimizin olmadığını bilirdik.
Annelerimiz aç kalınca ölmeyeceğimizi, paşa paşa gelip yemeği yiyeceğimizi
bildiğinden hiç taviz vermezlerdi. Şimdi
öyle mi? Çocuklar bizden akıllı. Ne istediklerini biliyorlar. Her şeyin
farkındalar. O zamanlar gözüm kapalı bana patlıcan yedirip kabak yedin deseler
itiraz etmezdim. Şimdi çocuklar kokusundan bile ne yediğini ayırt
edebiliyorlar.
İlkokul boyunca tas modeli saçla gezdim. Ne uzadı ne
kısaldı. Aynı boyda saçlarımla beş yıl okudum. Erkek öğrencilerin saçı az uzadı
mı hemen okul idaresinden uyarıyı alırlardı. Evet bizler tek tip yetiştirilen
ama mutlu çocuklardık. Mutluluğumuz sorgusuz kabullenişimizdendi. ?Çocuksun sen anlamazsın !? larla büyüdük.
Kendi başımıza karar alabilen varlıklar olamazdık. Büyükler zaten bizim için en
doğru kararları alıyordu. Bende istedim sırma saçlı bir kız olmak ama benim
için en doğru saç tas modeliydi.
Öğretmen ulaşılmazdı ve tek hakimdi. Öğretmen dışında kim
varsa hatta müdür bile olsa önemsizdi. Öğretmenin ağzından çıkan her kelime
yenilip yutulması gereken bir şeydi. Eleştirilemez, yargılanamaz bir konumda
olan öğretmene öğrenciler teslim edilirken eti senin, kemiği benim denirdi.
Belki de bu yüzden o yıllarda dayak olağan kabul edilir evde okulda yenen
dayaktan hiç bahsedilmezdi. Öğretmeni kızdırmak utanç verici bir şeydi. Neden
dayak yediğini bile bilmeyen öğrenciler için öğretmeni üzmek felaketti.
Şimdi ise çocuklar haklarını savunan, sorgulayan bireyler
olarak yetiştiriliyor. Bu çok güzel lakin yeni nesil o kadar akıllı ki bazen bu
durumu bile kullanabiliyor. Sorumluluklarını yerine getirmek istemeyen
öğrenciler, öğretmenin yeterince ilgilenmediği, ayrımcılık yaptığını bahane
edebiliyorlar ya da pamuklar içinde büyüyen prens ve prenseslerimiz
ebeveynlerinden gördükleri ilgiyi öğretmenlerinden göremeyince farklı
yorumlarda bulunabiliyorlar.
Okulun açıldığını hissettiren yeni kitap kokusu? İşte bu
değişmeyen bir olay. Hala o kokuyu koklamak hoşuma gider. Okulun açılmasıyla
birlikte o kokuda zamanla yerini başka kokulara bırakır. Bir de kokulu
silgiler? Bitmesin diye hata yapmadan yazmaya çalışırdık. Üstünde Arı Maya?nın
resmi vardı. Sonradan sağlığa zararlı olduğu ortaya çıkmıştı ama iş işten geçti
sağlığa zararlı olduğunu öğreninceye kadar okul bitti.
Okulun açılması demek erken yatmaktı. Yatağa denildi mi
ikiletmeden giderdik. Yatağa gitmeme taktikleri uygulamazdık şimdikiler gibi.
Şimdi öğrenciler yatağa giderken başlıyorlar taktiklere. Beş dakika daha beş
dakika daha bir on dakika kazanıyorlar. Tuvalette oyalanılıyor on dakika ,bu
arada içerdeki dizinin sesinden olayları anlamaya çalışıyor. Sıra suya geliyor.
Su içerken yudum yudum vakit kazanarak devam ediyorlar içmeye beş dakikada
oradan, yirmi beş dakika geçiyor. Yatağa yatıp uykuya dalacakken karnı acıkıyor,
süt içmek istiyor? Çocukları uyutup rahatça dizi izleme hayaliniz dizinin
bitmesiyle son buluyor.
Okulların açılmasına en çok sevinen veliler diye
düşünüyorum. Sabahtan akşama kadar bitmeyen isteklerden, ağlamalardan,
koşuşturmalardan, dağılan evden kurtulacağı için tatilin uzamasını hiç istemezler.
Okulların açılması ayrı bir mutluluk verir. Biraz nefes almak, kendine vakit
ayırmak, çocukların güvenli bir yerde bir şeyler öğreniyor olması rahatlatır.
Öğretmen veliler için geçerli bir durum değildir. Mesela ben! O yüzden
öğretmenlerinde okul dışında bir hayatının olduğunu göz ardı etmemek gerekir.
En azından öğretmeni değerlendirirken.
Her şeye rağmen okula gidebilmek, o sıralarda oturabilmek en
büyük şansımızdı. Çocuklarımızın da öyle?
Eğer çocuklarımızın okul sıralarında okuyabilecek bir
sağlığı varsa, öğrenebilecek bir zekaya sahipse bu en büyük şükür sebebimizdir.
Okullar en temiz, en saf, en güzel insanların toplandığı
yerdir. Huzur sessizlik te olmaz sadece, çalan zille çoğalan çocuk
çığlıklarında da vardır bence.




