ÖĞRETMEN
Bu yazıma bir tanımla başlamak isterdim lakin tanımlar , bir deneyime dönüşmeyecekse bilmenin hiçbir anlamı yok. Bu
yüzden tanımlardan ,teorilerden ve bilgilendirici cümlelerden daha çok
ezberlenmiş bilgilerin nasıl
deneyime dönüştüğünü okuyacaksınız.
Neden mi?
Öğretmenlik mesleği akademik bilgileri ezberlemekten daha
çok yaşanarak öğrenilecek bir meslektir.
EĞİTİM FAKÜLTESİ
Çoğu üniversite
öğrencisi seçtiği bölüme isteyerek geldiğini sanır. Bu seçimde okulu bitirdiğinde garanti iş sahibi olacağın
bir bölüme yerleşip, geleceğini garanti altına almak önemli bir faktördür. Bir sayısal öğrencisi
olarak mühendislik bölümlerine yerleşebilecekken işsiz kalma korkusu ve
çevremdekilerin ?Bayan için en ideal
meslek öğretmenlik.? söylemlerinin de etkisinde kalarak eğitim fakültesinin
sınıf öğretmenliği bölümünü seçtim.
Üniversite öğrencilerinin yata yata okuduklarını
düşündüğü sınıf öğretmenliği bölümü aslında hiçte sanıldığı kadar basit bir
bölüm değildi. İlk sene fizik, kimya, biyoloji derslerinde bir sayısal
öğrencisi olarak oldukça başarılıydım. Aynı durum eşit ağırlık bölümünden gelen
öğrenciler için geçerli değildi. Hayatında ilk defa atışlar ,organik kimya, köklü
sayılar gören arkadaşlarım için epey
zorlayıcıydı.
Uygarlık tarihi ,edebiyat ,gelişim öğrenme gibi dersler
beni epey uğraştırdı. Kahramanların isimleri verilerek hangi yazara ve kitabına
ait olduğunu soran edebiyat hocamızı buradan hürmetle anıyorum.
Artık bilgi çağında yaşıyoruz, çocuklara bilgi değil
bilgiye ulaşma yollarını öğreteceğiz diyen hocalarımın neden sayfa sayfa bilgi
ezberlettiğini de hala idrak edebilmiş değilim.
Üniversite yaşadığınız ülkedir. Türkiye?nin her yerinden
gelen gençlerin kültürleriyle harmanlandığı bir
yer. Doğusu, batısı, kuzeyi ve güneyi bir aradadır. Türkiye?de ne
yaşanırsa okullarda ve yurtlarda da aynı şeyler yaşanır. Bir öğretmen için bu
karma oldukça faydalı bir durum. Okulu bitirdiğinizde nerde öğretmenlik
yapacağınız belli değildir. Arkadaşlarınız size
bu konuda fikir verir ya da gittiğiniz yerde size mutlaka yardımcı
olacak birileri çıkar.
Her kültürden olduğu gibi her karakterden de insan
tanırsınız. İlerde öğretmen olacak öğrenciler sizi şaşırtabilir. İki kelimeyi bir
araya getiremeyen, dört yıl boyunca sesini hiç duymadığınız, asabi, takıntılı
bu öğrenciler nasıl iyi bir öğretmen olacak diye düşünmeden edemezsiniz.
Öğretmen seçimindeki yanlışlardan biride budur bence.
Eğer eğitim bir toplum için son derece önemliyse bu
eğitimi verecek öğretmenin nitelikleri de bu kadar önemli olmalıdır. Sadece
akademik bilgi tek başına yeterli bir
kriter olamamalıdır .Eğer bu seçim zorsa en azından üniversite eğitimlerinde
diksiyon, hitabet gibi eğitimlere yer verilmelidir. Psikolojik sorunları olan öğrenciler de gözden geçirilmelidir.
Materyal geliştirme dersinde hocamız hepimize sunum
görevi vermişti. Herkes tek tek tahtaya çıkıp sınıfa sunumunu yapıyordu.
Bölümün başarılı öğrencisi olan arkadaşımız sunum yapmak için tahtaya çıktı
.Elinde bir sürü anlatmak için hazırlanmış kağıtlar vardı. Sunuma çok iyi
hazırlandığı belliydi. Sunuma başladı. Kırk dakika boyunca ezbere konuştu.
Değişmeyen ses tonuyla tam kırk dakika anlattı, anlattı?İkinci dakikadan sonra
kimimiz hayallere, kimimiz uykuya daldı. Hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan anlattığı
sunumunu bitirmenin haklı gururuyla yerine oturdu. Bizler ise konunun ipini
ikinci dakikadan sonra kaçırıp hiçbir şey anlamamanın verdiği aptallıkla
kaldık. Ardından çok sevdiğim ve ilerde iyi bir öğretmen olacağına
inandığım ve bunun haklılığına şahit
olduğum arkadaşım sunumunu yapmak için çıktı. Elinde hiçbir çalışma kağıdı yoktu.
-Arkadaşlar uzun uzun anlatmayacağım, kısaca konu?
Herkes uykudan uyanır gibi arkadaşa dikkat kesildi.
-Çocuklar için çevresinde gördüğü her şey oyuncaktır ve
çocuklar bunlarla oynayarak deneyim kazanıp öğrenirler. Bizler materyal
hazırlarken onların dikkatini çekecek ve öğrenimlerini kolaylaştıracak şekilde
hazırlamalıyız. Hareketli nesneler her zaman dikkat çekicidir. Bakın sınıfta
dolaşıyorum ve beni takip ediyorsunuz. Aynı yerde dursaydım dikkat çekici
olmazdı. Makyaj yapan bir kız daha dikkat çekicidir. Takı takıp şıkır şıkır
gezen kız da dikkat çekicidir. Tuhaf insanlar da dikkat çekicidir mesela Mehmet gibi!
Sınıf adeta kopmuştu. Espriler havada uçuşmaya başladı.
-Hazırlayacağınız materyalde hareketli, renkli, tuhaf
olmalı. Bilgiyi bu şekilde somutlaştırmak öğretimi kolaylaştırır.
Teorik bilgileri hayattan bir örnekle harmanlamış sanki
ders değil bizimle sohbet ediyordu.
İki ayrı sunum , bir ezberlenmiş fakat ruhsuz diğeri
bilgilerin duygularla aktarıldığı bir sunum. Bu bir yetenekti. Öğretmenlik
yeteneği diye bir şey kesinlikle vardı
ve bu yetenek herkes te yoktu.
İLK ATAMA
Üniversitede edindiğim bir yığın bilgi KPSS sınavında
başarılı olmamı sağlamıştı. Aldığım yüksek puanla gittiğim üniversitenin
kalitesini de tescillemiş oldum. Sıra atamadaydı. Açıkta kalmamak için 21.
Tercih şıkkını da işaretledim. Şehir ya da okul seçme lüksüm yoktu.Bir an önce
mesleğimi elime almam gerekiyordu. Annemin yeşillikli bir yer olması için
ettiği dua kabul olmuştu. Türkiye?nin en kuzeyi Karadeniz?in güzel ili Ordu?ya
atamam olmuştu.
Korkunun en büyük kaynağı bilinmezliktir. Bilmediği
insanlardan ,bilmediği şehirlerden korkar insan. Bir yerle hiç bir bağınız
yoksa yabancısınız demektir taşına toprağına. Yabancısı olduğum ve bilmediğim
yerlere gidecektim. Beni nelerin beklediğini hayal bile edemiyordum.
Korkuyla karışık heyecan duygusuyla adımımı atmıştım ilk
atandığım şehre. Alabildiğince yeşil ve maviydi Karadeniz. Önce Ordu sonra
Kumru?Yol bitmek bilmiyordu. Ha burası ha burası derken saatler sonra
varabilmiştim ilçeye.
Ertesi sabah İlçe Milli Eğitimi?nde kalabalık ve telaşın
içindeydim. Uzak ve birleştirilmiş sınıf okutmak istemeyen öğretmenlerin
görevlendirme çabalarına şahit oldum. Öğretmen olmak bana yeterken başkaları
için daha fazlası olması gerekiyordu. Gözümün önünden görevlendirme yazıları
geçerken korkularım daha fazla arttı. Acaba köyde öğretmenlik berbat bir şey
miydi ki bu insanlar köylerden kaçmak için ellerinden geleni yapıyordu. Sıra
bana geldiğinde köyde tek başıma
olmayacağımı öğrendim. Beş sınıflı müstakil bir ilkokuldu çalışacağım yer.
Göreve ilk defa başlayan bir öğretmen için tek başına
olmak istenmeyen durumlardan biridir. Deneyimsiz bir öğretmenin dayanacağı ya
da fikir alacağı ,deneyiminden
yararlanacağı hiçbir yoldaşının olmaması önüne çıkacak zorluklarla baş ederken
daha fazla çaba harcayacaktır.
İlk yılımda benimle aynı durumda olan insanlarla beraber olacağımı düşünmek
kendimi iyi hissettirdi. Tek başına olmayacağımı bilmek korkularımın azalmasını
sağladı.
VE ÖĞRETMEN OLMAYA ÇALIŞMAK?
Bilgiye sahip
olabilirsiniz ama bilgiyi deneyimlemeden
bilgiye hakim olduğunuzu düşünmemelisiniz. Kendimde sahip olduğumu düşündüğüm
mükemmel öğretmen potansiyelini ortaya çıkarmalıydım. Yıllarca pedagojik ve
formasyon eğitimi almış biri olarak önümdeki her engeli geçmiştim. Küçük
çocuklara bir şeyler öğretmek eğlenceli olacaktı.
Yeni geldiğim ve mesleğe yeni başladığım için bana tayini
çıkan öğretmenin sınıfı olan ikinci sınıfları verdiler. İşimin daha kolay
olduğunu düşünüyordum sonuçta okuma yazma bilen öğrencilerdi lakin acı gerçekle
okulun ilk günü karşılaştım.
On altı kişilik sınıfın yarısı okuma yazma bilmiyordu
büyük ihtimal yazın hiç kitap okumadıkları için okumayı unutmuş olabilirlerdi.
Vereceğim ikinci sınıf kazanımlarından önce sekiz çocuk için birinci sınıfmış
gibi eğitim vermek gerekiyordu. Üstelik ilk defa o yıl ses temelli okuma yazma
öğretimine geçilmişti. Öncelikle kendim el yazısıyla yazmayı kurallarına uygun
yazmalıydım. İki hafta boyunca el yazısını doğru bir şekilde yazmaya çalıştım.
Okumayı ve yazmayı öğretmek mi inanın en ufak bir fikrim yoktu.
Ben bunları düşünürken okulun tadilata gireceği haberi
geldi. Nasıl olur da eğitim başladığı zaman okul, inşaat alanına
dönüşebilirdi? Öğrendim ki parayı alan
müteahhit işi bitirmeden kaçıyordu.
Apar topar özel bir inşaatı okula çevirdiler. Penceresi
naylon poşetle kapatılan, duvarları boyasız kara beton bir sınıfım oldu. Kısa
süre de olsa hayallerim bu değildi. Hayal kırıklığı beni durdurmamalıydı. İşimi
en güzel şekilde yapacak ,bu eksikliği öğrencilerime hissettirmeyecektim.
Ben öğretmendim ve ne olursa olsun öğretecektim. Kara
beton da olsa duvarları ,onlar mutluydu okulda olmaktan. Ne naylon kaplı
pencereleri ne kırık kapıyı ne de hayalleri kırılmış öğretmeni görüyorlardı.
Çatısı ve öğretmeni varsa her yer okuldu.
Okulun taşınma esnasında epeyce yeni sisteme çalıştım.
Bir yandan okuma bilenlere okuma yaptırıyor bir yandan okuma yazma bilmeyenlere
okuma öğretmeye çalışıyordum. Zaman ilerliyordu lakin bir türlü istediğim
seviyeye gelmiyordu çocuklar. İnternet yok bu işte uzmanlaşmış ve bana yardımcı
olabilecek bir meslektaşım da yok. Birinci sınıf öğretmeni arkadaşımda aynı
sorunları yaşıyordu. O kadar uğraşmamıza rağmen neden ilerleyemediğimizi
anlayamıyordum. Bir yerlerde hata yapıyorduk ama nerden kaynaklandığını
bilemiyorduk.
-Bak oğlum bu aaaaaaaaaaa,bu dalllllllllllllllll
birleştir.
-aaalllııııııııııııı!
-I yok oğlum llllll?
-aaalılılı.
Hatta öyle bir duruma gelmiştim ki artık tüm yazıların
önce seslerini okuyup arkasından birleştirmeye başlamıştım. Yattığımda al,el
sesleri beynimde yankı yapıyordu.
Haftalar geçmişti. Ümidim azalıyor ve iyi bir öğretmen olamayacağımı düşünmeye
başlamıştım. Sayısal tercih yaparak mühendis mi olmalıydım diye düşünmeye başlamıştım.
Aradan geçen aylar umudumu yitirmeme sebep olmaya
başlamıştı. Hala iki harfi bir araya getirmekte zorlanıyorlardı. Elimde ne bir
kılavuz ne de internet vardı. İnternet
olsa da çalıştıracak elektrik sıkıntılıydı. On
gün elektriğin gelmediği oluyordu.
Aylar sonra bir gün çocuklarımdan birinin olayı
keşfettiğini fark ettim. Kısa zaman içinde mısır patlamasına benzer şekilde
okumayı sökmeye başladılar. Onlar okudukça bendeki mutluluk tarif edilemez
boyutlara ulaşıyordu. Anladım ki sabır bu işin anahtarıymış. Zaman ve sabıra
ihtiyacı varmış.
Şimdi bugüne geldiğimde hatamın sebebini çok daha iyi
anlıyorum. Tekniğimde sorun vardı. Sistem yeniydi ,ben yeniydim, etrafımdaki
arkadaşlarım yeniydi. Üniversitede okuma yazma ile ilgili sadece teorik
bilgiler öğretmiştim. Okuma yazma öğretmeyi deneyimlememiştim.
Zorda olsa öğretmiştim okumayı çocuklara. Onların
okuduğunu görmek tohumdan bir çiçeği yetiştirmek gibi bir şey. Emek emek
dokuduğunuz bir halı gibi. Onlar okudukça mutlu oluyorsunuz . insanların
hayatına dokunmak bu olmalıydı.
İlk yılım zor bir yıldı. Deneyimsiz olmamdan ziyade
şartlar bakımından rezilliğin kitabını yazabilirdim. Farelerin geceleri sek sek
oynadığı lojmanda kalamamış köyden bir ev bulmuştuk. Çatısı olmayan evimiz
Karadeniz?in yağmuruna teslim olmuştu. Duvarlarının ıslaklığı o sene sık sık hastalanmamıza
sebep olmuştu. Her şeye rağmen öğretmenlik hayatımın en güzel yılıydı.
Ben öğretmenliği hala öğrenmekteyim ve sanırım hiçbir
zaman ben oldum diyemeyeceğim. Bana en çok mutluluk veren minik öğrencilerimin
büyümüş hallerine yolda sokakta rastlamak. Ne zaman beni görseler
gülümsediklerini fark ediyorum. Aslında
gülümsedikleri ben değilim kendi çocuklukları?çünkü ben onların çocukluğuyum.
İşte öğretmenliğin en güzel tarafı da bu.
Kısaca öğretmenlik yetenek, sabır, sevgi, özveri ve
deneyim gerektiren bir meslek. Herkesin de yapabileceği bir şey değil.
Tüm emektar öğretmenlerin öğretmenler gününü kutluyorum.




