SON DEM
Neyzen Tevfik hayatı kırık çay bardağındaki
suya benzetir. Der ki ? İçsen de tükenir, içmesen de. Bu yüzden hayattan tat
almaya bak. Çünkü yaşasan da bitecek yaşamasan da? ?
Hayat?Hiç bitmeyecek gibi gelen ama ansızın
bitiveren , sevilen, sevilmeyen, kızılan, istenmeyen, istenen, tutkuyla
bağlanılan ,değer verilmeyen, her anına değer verilen?
Hayat?Doğum ve ölüm arasında , her biri
birbirinden farklı, kimine göre vefalı kimine göre nankör, kimine göre zor
kimine göre kolay?
Hayat? Tek sahip olduğun , tutunduğun
lakin istemediğin halde sana sırtını
dönen dostun?
Saatin
kadranı her attığında ıssızlaşmakta insan, yalnızlığına yürümekte her saniye .
Hiçbir şey bilmeyen bebekken her şeyi bilen bebek olana kadardır hayatın ömrü.
Nefes alsan da sonrası hep geçmişindir.
Geleceğe
dair düşler yoktur artık. ?İnsan
yaşlandı mı hayatı paylaşmaktan el çeker. Artık yalnız anılarla beslenir.
Gönderilmiş mektuplara benzeriz ;görevimiz bitmiştir, yollandığımız adrese
gelmişizdir? diyen Knut Hamsun
tarafından ne güzel de anlatılmıştır yaşlılık.
Yaşlılık kapıya gelen son misafirdir. Son
misafire güç kalmamıştır artık. Gitmesi için gözünün içine baksa da gitmek
istediğinde gider , giderken de ev sahibini götürür bilinmeyene.
Ellerine bakarsın ne kalmış , ne götürebilirim gittiğim yere diye. Sahip olduklarının su
buharı misali elinde yok oluşunu izlersin. Ne makamın kalmıştır, ne güzelliğin
,ne aklın ,ne servetin. Sadece yaşanmışlıklar , sadece anılar?
Sonbahar
mevsiminde ağaçların döküldüğü gibi dökülür sevilen dostlar, arkadaşlar.
Issızlaşır bir zamanlar şen kahkahalarla dolan ev. Artık daha erken söner evin
ışıkları. Bir tas çorba ,bir parça ekmek ,bir kaşık yeter artık karnını
doyurmaya.
En güzel sestir kapının çalışı. Ben buradayım, hala varım, hala önemliyim
birileri için ,demektir. Gençliğin ,makamın , gücün , güzelliğin olmasa da
birileri tarafından önemsenmek mi ya da yalnızlığın duvarlarda çıkardığı ses
midir ?
Oysa her gün çalardı kapılar, ne olağandı
duyduğun ses. İnsan sadece yoklukta anlıyor kıymeti , yokluk öğretiyor değeri.
Geçip giden yıllar sanki hiç bizi buraya getirmeyecekti. Halbuki her gün çalan
kapı bir beyaz tel ,yüzümüzde bir çizgi bıraktı. Yavaş yavaş bıraktı
anlayamadık.
Öyle
değil midir zaten kural? Aniden gelmez
kış, ilkbahar ,yaz yada sonbahar. Aniden yeşermez ağaçlar ya da sararıp
dökülmez yapraklar. Aniden doğmaz insan. Aniden olmaz gece ya da gündüz. Yavaş
yavaş dönüşür mevsimler. Yavaş yavaş yeşerir yapraklar. Yavaş yavaş kararır gün
ve yavaş yavaş aydınlanır. Yavaş yavaş
vücuda gelir insan. Yavaş yavaş büyür ve yavaş yavaş küçülür?
Zamanın aksine artık daha ağırdır
hareketlerimiz. Daha yoğun duygularımız. Daha çok dokunur yaşadıklarımız?Daha
çok batarız göze, daha çok susturuluruz, daha çok anlaşılmayız?
Bedenin ve ruhun en demli halidir artık bu.
Biraz daha beklese acır da tadından eser kalmaz. Gelip geçsin diye gözünün
içine bakarız hayatın. Bir türlü vazgeçemediklerimizle gelip geçer aslında hayat. Neyzen Tevfik?in dediği gibi ,kırık çay
bardağı misali yavaş yavaş geçer?bir bakmışsın varsın bir bakmışsın yoksun?
"O?dur ki, sizi topraktan, sonra bir
damla sudan, sonra bir alak?tan (embriyo) yarattı; sonra sizi bir bebek olarak
çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik) çağınıza erişmeniz, sonra da yaşlanmanız
için size (belli bir ömür vermektedir). Sizden kiminin daha önce hayatına son
verilmektedir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz ve belki aklınızı kullanmanız
için (Allah sizi böyle yaşatır)." (Mümin Suresi, 67)




