Reklam
Reklam
Gönlümün Salıncağındasın Sen Hala "Çocuk"
Reklam
Merve UZUN

Merve UZUN

Gönlümün Salıncağındasın Sen Hala "Çocuk"

31 Ocak 2017 - 00:33 - Güncelleme: 31 Ocak 2017 - 00:55

Dünyaya çocuk gözüyle bakmak bir bakıma şöyledir:

Yaşadığı gezegen kocamandır. Oysa güneş; bir top kadar küçük.

Resmettiğinde ‘Ay’ın gözleri, burnu ve gülen bir ağzı vardır.

Dünya biraz mavi, biraz yeşildir. Yeşili, pantolonuna çimenin bıraktığı izden az olsa bile.

Mutlu olmak; anne ya da babanın yeni bir oyuncak alması kadar basittir.

Bisikletten düşmek; heyecan ve korku, dizinde açılan yara; en büyük acıdır ki o acı aynı zamanda, anne öptüğünde yok olabiliyordur.

Sevgi kollarını iki yana açmakla ifade edilebilir. Fakat o kollara dünyalar sığabilir.

Yastığa baş konunca: “Yarın arkadaşımla ne oynasam, hangi oyuncağımla oynasam?” dır düşünceler.

Arkadaşları ile top oynar iken ihtiyar ve aksi amcanın bahçesine top kaçırmak veyahut camını kırmaktır endişe. Bir de akşam ezanı bitmeden evde olabilme çabasıdır.

Akşam baba işten gelince dünyalar onun olur. “Kahraman babam hoş geldin” diyerek kucağında dönülür.

Dinlenmek gece annenin okuduğu masalın buğusunda saklıdır.

Heyecanlı bekleyiş bayramlıkları kucağında bayram arifesidir, sabahında baba ve dede ile bayram namazına gitmek.

Yalnız kalmak? Off yalnız kalmak çok ama çok sıkıcıdır. “Anneee ben sıkıldım!”

Birkaç bozuk paranın kağıt paradan fazla olduğuna inanmaktır.

Aynı konu ile alakalı ara vermeden binlerce soru sormaktır öğrenmek.

Meraklı bekleyiş karne gününündür, veli toplantısı çıkışı babanın sana doğru yürüyüşüdür.

Çocuk olmak kaydırağın sonunda su birikintisi olduğunu bile bile kaymaktır.

Mızıkçılık yapmaktır. Top oynar iken kaleye geçmeyi her defasında istememektir.

Yağan kara yarın nasıl işe gideceğim diye düşünerek değil, yarın kar topu oynayıp kardan adam yapacağım diye havalara uçarak bakmaktır. Elleri kızarana kadar kar ile oynamak, döndüğünde ertesi gün güneş açmaması için dua ederek pencereden kardan adamını seyre dalmaktır.

Evet, evet… Tabi ki ağlamak… Ağlar, ağlar ama ya elinden oyuncağı alınmıştır, ya acıkmış ya da bir yeri acımış.

Ne yaparsan yap yetişkinleri anlayamamaktır. Neden hesap kitap yapıp durur ki bu yetişkinler oyun oynamak bu kadar eğlenceli iken. Ayrıca eteklerin zil çalması için eteklere zil takmak yeterli!

Mutluluk? Mutluluk duymaları çok kolaydır; çamurdan yaptığı kurabiyeler, en sevdiği bilye ile diğerlerini vurabilmek, top oynarken ayakkabı eskitmek, seksek oynarken taşı karenin içine atabilmek, minik bir hayvancığı sevmek, su savaşı yapmak,  lastik çevirmek, baloncuk çıkarmak, çanağı da çömleği de patlatmak, ip atlamak, koşmak, bağırmak ve daha niceleri…

Eğer bir gün bu yılların özlemini duyarsanız bir anlığına çocukların gözünden bakın dünyaya. Düşünün mesela çocuklar neden daha mutlu. İçinizdeki çocuğu yakalayın. O küçücük şeylerden mutlu olan, yarını için endişe etmeyen.

Üçe kadar sayıyorum derken bile araya iki buçuğu sıkıştıran çocukluğa dönülmek istenmez mi hiç?

Çocuğunuz? Çocuğunuz bunların birçoğunu yaşıyor ve yaşamakta. Eğer yaşayamıyorsa lütfen yaşaması için gayret edin. Büyüyünce özlemini çekeceği yılları dolu dolu geçirmesini sağlayın…

Çünkü şairin de dediği gibi:

“Düşünüyorum da biz büyüyerek çocukluk etmişiz” Turgut UYAR.

Selametle

Merve UZUN

Bu yazı 1649 defa okunmuştur .

Son Yazılar