Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Ederi Kadar Değer
Reklam
Hatice YALÇIN

Hatice YALÇIN

Ederi Kadar Değer

22 Şubat 2017 - 09:11

17 yaşındaydı… Okuldaki başarısızlığından utanç duyuyor, hem anne-babası problemli kişiler olduğu için hem de herkesten uzak yaşamayı tercih ettiği için kendini sevmiyordu.

Sadece beş defa sohbet ettik onunla… Geçenlerde mesajında “bir şeyi  gözümüzde ne kadar büyütürsek, çözümünü de gözümüzde büyütüyoruz. Artık sizin söylediğiniz gibi tüm olaylara ederi kadar değer veriyorum” demiş.

 “Bazen mutlu olabilmek için bir şeyler yapmak değil, yapmamak da yeter demiştiniz ya hocam, şimdi anlıyorum bunu. Problemlerimin kafamda başlayıp yine kafamda sonlanacağını öğrendim sizden” demiş…

Yüzündeki sivilcelerden dolayı aynaya bakmıyor. Bu yüzden karmakarışık olan saçlarıyla alay eden bir arkadaşına “Sen beni üzecek kadar değerli değilsin ki” diyebilmiş.

İşte buu…!

Artık problemleriyle yüzleşebiliyor, sıkıntıyı savuşturabiliyor diye çok mutluyum.

Gençlere minik minik ışıklar tutmayı seviyorum.

Bu genç delikanlı artık: “Daha önce de üzücü şeyler yaşadım, ben bunu hak etmemiştim. Bu kez çok sert tepki vereceğim” demiyor. Bunun yerine “Öncekiler başkaa, bu başka. Önceki üzücü durumların nedeni de, durum da farklı” diyebiliyor…

Böylece derdini köklendirmiyor. 

Geçmiş ve gelecekle sürekli bağlantı kurup geçmişe sürekli üzülseydi, gerçekçi yorumlayamazdı. Aksi halde köklendirirdi, depresyona girerdi.   

Bu henüz 17 yaşındaki genç; aşırı kaygılı bir annenin çocuğu...

Hep gergin ve hep kötü bir şey olacak korkusuyla aşırı garantici olan anne babaların çocuklarına sık sık danışmanlık yapıyorum. Böyle çocuklar sürekli tetikte ve gereksiz yere hassas biri oluyorlar, sıkıntıya gelemediklerinden sık sık rest çekiyorlar. Ufak bir problemde çözüm yollarını bilmediklerinden hemen öfkeleniyorlar. Hatta çoğu, ailesinden kaçmak ile o gergin ortamda kalmak arasında gidip geliyor.

Çocuklar söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı yaparlar.

Çocuklar anne babalarından sadece görgü kurallarını değil, hayata bakış açısını da öğrenirler; onlardan öğrendikleri gözlükle hayata bakarlar.

Hem yaşadıklarımızdan hem de genetik yapımızdan dolayı hepimizin farklı gözlüğümüz var. Yani kalıplaşmış bakış açılarımız var. Bu gözlükle biz her şeye ya muhalif bakarız ya da durumu olgunca yorumlar geçeriz. Her şeye sızlanmadan önce, bu gözlüklerimizle yüzleşmemiz gerekiyor.  

Sadece gençlere değil, “çocuk yetişkinlere” de şu lafı hep söylüyorum: Hayatta her şey başımıza gelebilir. Eğer başımıza gelen şeylerden dolayı sürekli kendimizi suçlarsak hep pişmanlık ve ezilmişlik duygularıyla savaşır dururuz. Bu zor duygular bizi esir etmesin diye her şeyi gerçekçi yorumlamak lazım. Kendimizi suçlu veya kurban rolüne yerleştirirsek, bunun sonu gelmez ki.

Yaşanılan her olayın bir sebebi dee, çözümü de var.

Çözümü hiç mi bulamadık.. Adil, bâsâr, âlim olana bırakın… Çözüm er ya da geç gelir…!

Bu yazı 3661 defa okunmuştur .

Son Yazılar