Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
ÜCRETSİZ İSTANBUL GEZİSİNE DAVET
Burhanettin SAYGILI

Burhanettin SAYGILI

ÜCRETSİZ İSTANBUL GEZİSİNE DAVET

01 Haziran 2018 - 09:50 - Güncelleme: 05 Haziran 2018 - 09:21

     Avrasya Maratonu diğer adıyla İstanbul Maratonunu duymayanınız yoktur. Kıtalar arası maraton. Asya’dan başlayıp Boğaziçi köprüsünden geçip Avrupa’da biten bir yarışma.

      Hazırsanız, İstanbul’a sıra dışı bir gezi yapalım. Gezimizi Boğaziçi Avrasya Maratonunda tamamlayalım.

     ‘‘Çamlıca’da yerdedir göklerin derinliği’’ diyerek, Çamlıca’da oturup çaylarımızı yudumlayalım. ‘‘Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul’’ diyelim bugün. Değil mi ki, fasih daire etrafında zaman gergeflerini işleyerek bugünde dün olacak.

     ‘‘İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.’’  İçimden bir ses ‘‘O manayı bul da bul/ İlle İstanbul’da bul / İstanbul, İstanbul.’’ İçimden yankılanan ses, boğazda suları dalgalandırıyor. Dalgalar yalılara çarpa çarpa zor zapt oluyor. Şükür ki bu kasırganın, içimden gelen sesten olduğunu kimse bilmiyor, kimse anlamıyor.

     Sonrası… Hep gezdik, siz nereleri gördünüz bilemem. Lakin ben ‘‘O manayı bul da bul / İlle İstanbul’da bul / İstanbul, İstanbul’’ çağrısını anlamaya çalışmaktan dolayı, gözlerim hiçbir şey görmedi. Aslında çok şey gördüm. İstanbul konuşuyordu ‘‘ Ben resul duasıyım, sırf bu yüzden yiğitlerin davasıyım’’ diyordu.

     Şehir konuşmaz diyorsan, kusura bakma ama o senin sağırlığın, ya da şehre duyarsızlığın.  

     Eğer inanmayacaksan, şehre kulaklarını kapattığın gibi bana da kulaklarını tıkayabilirsin. Mesela gördüğü en büyük aşkı anlattı, yüzünde pembe bir renk belirdi, sesinde titreme ve heyecan. Aceleyle ‘‘ Dünya tek devlet olsa başkenti İstanbul olurdu’’ diyen Napolyon mu, dedim. Az önceki hali değişti, ağzı kulaklarını ziyaret edecek kadar güldü. Acele başına iş açtı dedi. Yüzümü döner miyim, ağaçlarımdan bir yaprak verir miyim acaba dedi. Gördüğü en büyük aşığın Fatih olduğunu ve nasıl sırılsıklam aşık olduğunu anlattı. Çokbilmişlik yapıp Maşukta sensin diyecektim ki, az önceki gafletimden utanıp söyleyemedim.

     Oh çok şükür inandın konuştuğumuza. Derdini söylemeyen derman bulamaz derler. Peki, ben o manayı nasıl bulacağım dedim. Kusura bakma ama çok acelecisin dedi. Demin ki yaptığımı da nazikçe yüzüme vurdu. Elimden gelen tek şey utanmaktı ve utandım. Halimi anladı dedi ki, O manayı bulacaksın hem de ben de.

     İstanbul kazan biz kepçe şehrin altını üstüne getirdikten sonra gezimizin tamamlanacağı noktaya gelmiştik. Bu ne kadar kalabalık, mahşer yeri gibiydi. Maraton bugünmüş meğerse İstanbul Maratonu. Her yaştan insan maratona hazırlanıyordu. Biz de katıldık içine. Olimpiyat şampiyonu atletler, her klasmandan koşucular başladılar koşmaya. Geride amatör koşucular, peşlerinde yürüyenler, arka tarafta tekerlekli sandalyeli insanlar…

     Herkesin yarışı emsaliyle, hatta asıl yarış kendisiyle. Herkes potansiyelini en iyi şekilde değerlendirme gayretinde. Gücü olanlar madalyaya doğru mutlulukla koşarken, gücü az olanlar, boğazın eşsiz manzarasının keyfini çıkarırken mutluluğu doyasıya yaşamaktaydılar.

     Asya’dan başlayıp Avrupa’ya varınca herkes hedefine ulaşmış, herkes başarılı olmuş ve herkes mutluydu. En mutlusu bendim. Bunca kıtaları boşuna geçmemiştim. O manayı bulmuştum. Hayatın sırlarından birini çözmüştüm. ‘‘Allah kimseye kaldıramayacağı yük yüklemez’’ (Bakara,286) ayetini yaşayarak idrak etmiştim.

     Herkesin yeterlilikleri ve sınırlılıkları birbirinden farklıdır. Kişi sınırlarını ihlal etmeden, yeterli olduğu alanda müthiş başarılar tadabilir, mutlu olabilir. Hatta etrafına mutluluklar saçabilir. Denizlerin, göllerin, nehirlerin  güzelliğini görebilmek ve tadına erebilmek için, okyanusun büyüklüğüne -saygı duymak kaydıyla- takılmamak gerek.  Dahası yağmur damlarının mucizesini unutmamalıyız.

     Dağın tepesinde sadece kuşlar bulunmaz. Kanatları zirve için bir avantajdır mutlaka. Koşan, yürüyen hatta sürünen hayvanlarda bulunur zirvede. İlginçtir, gökteki kartalı avlayıverir bir yılan. Hep kartallar yılanı avlamaz ya dercesine. Herkes sınırlılıklarına fazla takılmadan, yeterliliklerini daha iyi kullanmalıdır.

     Başarmak cennet gibidir, mutluluklar yurdu. Başaramamak cehennem gibidir, azap yurdu. ‘‘ Yarım hurmayla da olsa ateşten korununuz’’ diyen peygamber efendimiz, bir yönüyle herkes başarabileceğini başarsın, kaldırabileceğini kaldırsın demektedir.

     Herkes saygıya değer, başarabilirse eğer.

Bu yazı 1179 defa okunmuştur .

Son Yazılar