Reklam
Reklam
Reklam
DÜŞMANA DEĞİL ALLAH'A TESLİM OLMUŞLARDI
Reklam
Reklam
Burhanettin SAYGILI

Burhanettin SAYGILI

DÜŞMANA DEĞİL ALLAH'A TESLİM OLMUŞLARDI

01 Ocak 2019 - 19:19 - Güncelleme: 07 Ocak 2019 - 13:14

     Korkulu düş görmekten uyanık kalmak evladır derler. Ne var ki kâbus seni gözüne kestirdiyse, uyanık olmak ya da uyku da olmak da fark etmez oluyor. Yıl 1914 Osmanlı Devleti gördüğü düşleri hayra yoramaz olmuştu. Çünkü heyulalar görmeye başlamıştı ve içine kurt düşmüştü. Cihan Harbi davul zurna çalarak geliyordu. Kör kör parmağım gözüne durumu söz konusuydu. Osmanlı Devleti korkulu düş görmemek uyanık kalmak namına, İngiltere, Fransa ve Rusya ile ittifak ve işbirliği zemini aradı ama kapı duvarla karşılaştı. Nitekim hedef kendisiydi dolayısıyla cellatlarıyla ortak zemin bulamadılar.

    İttifak yapacak güçlü devlet bulamayan devlet ricali, bunaldılar, bocaladılar ve denize düştüklerini fark edip Almanya’ya sarıldılar. Oynamayı bilmeyen gelin yerim dar dermiş. Almanya’nın oyun bilmeme gibi bir sorunu yoktu. Yine de oyun alanı genişlemişti. Yetindi mi? Hayır. Goeben ve Breslau adlı Alman savaş gemileri bir oyun neticesinde Yavuz ve Midilli oldular. Ayrık otu, bir geceliğine misafir olmak ister diğer otların arasına. Sabah olunca diğer otlar artık gitmesini isteyince, kendine iyice yer edinen ayrık otu yeri daralan gitsin der. Sözde Türk, özde Alman gemileri ayrık otu gibi davranmaya başlamışlardı.

    Yavuz ve Midilli Almanya için güzel bir oyun oynadı, Osmanlı’yı da oyuna getirdi. Ayağımıza çorap bulamazken bunlar başımıza çorap ördüler. Gittiler durduk yerde Rusya’nın liman kentleri Sivastopol, Odessa’yı bombaladılar. Rusya’ya, nazikçe buyur buradan yak denilmişti. Enver Paşa bu oldubittiyi akşam vakti Sadrazam Said Halim Paşa’ya ‘‘Paşam nur topu gibi iki evladınız dünyaya geldi’’ diyerek haber verecekti.  Nur topları çok da meşru yollardan değildi ya neyse.

      Birkaç gün sonra Rusya, Osmanlı Devletine savaş ilan etti. Biz de seferberlik ilan ettik. Kafkas Cephesinde Rusya ile çarpışacaktık. Sarıkamış Harekâtı böylece başlamış oldu.

     Anadolu’da yokluk kol gezmekte. Asker, Balkan Harbinden maddi ve manevi kayıplarla dönmüş. Bir savaşı daha kaldırmak kabili mümkün görünmemektedir. Seferberlik emrinde on altı yaşındakiler de askere çağrılmışlar. Duyanlar durumun vahametini anlamışlar ve ‘vay anam’ demişler. Herkes aynı tepkiyi verince Vay Anam Kurası olarak adlandırılmış bu kura (tertip). Gerçi altı ay sonra on beş yaşındakiler de çağrılacaktı, bizim türkü niyetine dinlediğimiz ‘‘Hey On beşli’’ ağıtları yakılacaktı.

     Rusya, 1800’lü yıllar boyunca, Osmanlı Devleti üzerine kurduğu tahakküm neticesinde doğu illerine demir yolu kurmalarına müsaade etmemişlerdi. Rusya bu tuzağın sefasını sürecek, biz de cefasını çekecektik. Naçar mekkârelerle yük taşınacaktı. Yükü taşıyan hayvan; haftalarca, aylarca sürecek yolculukta ancak yiyeceğini taşıyabiliyordu.

     Yemen’den gelen askerler dört aylık zorlu bir yolculuktan sonra yazlık kıyafetleriyle savaşa iştirak etmişlerdi. Anadolu’dan temin edilen yeni asker teçhizat eksikliği ile karşılaşıyordu.

     Cephede ve cephe gerisinde lekeli humma olarak da bilinen tifüs büyük zayiatlar verdiriyordu. Bu bahiste bir hakkı teslim etmemek, ahde vefaya aykırı olacaktır. Tifüsle mücadele eden 3. Ordu hekimleri savaş sonrasında  ‘Tifüs Aşısını’ bulmuşlardı. Bütün insanlığın hizmetine sunulmuştu.

     Kasım 1914’te ilk çarpışmalarda, Köprüköy ve Azap Muharebelerinde Rus birlikleri püskürtülmüş, düşmanın elinde bulunan sınırların içine girilmişti. 3. Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa’nın aşırı ihtiyatlı tutumu sebebiyle ordu Erzurum’a ricat etti. Kuvvetle muhtemeldir ki Sarıkamış’ın ele geçirilmesine de engel oldu.

     Enver Paşa, ordunun geri çekilmesine çok kızmış ordunun sevk ve idaresini üzerine almıştır. 22 Aralıkta Sarıkamış Harekâtı başlamıştır. 5 Ocakta bitecek harekât, artçı birliklerinde esir edilmesiyle 15 Ocakta nihayete erecektir.

     Dağ gibi yürekliler, dağa yürüdüklerinde ayaz ve tipi de üşüyorlardı. Kar üzerine kelebekler gibi düşüyorlardı. Kargalar, kurtlar insan bedenine üşüşüyorlardı. Köprülü Şerif İlden, kargalar soğumuş ceset yemek istemiyor, can çekişen sıcak bedenleri tercih ediyorlardı diye yazmıştır.

     Bütün hata ve eksiklere rağmen Sarıkamış’a ulaşılmıştı. Askerimiz Sarıkamış’a girmişti. Ne var ki trenle gelen taze Rus Kuvvetleri çarpışmanın seyrini değiştirmiş ve öncü birliklerimiz sokak aralarında veya açık alanlarda şehit edilmişlerdi. Rus askeri, Sarıkamış civarına ulaşan Soğanlı Dağlarında ve Allahuekber Dağlarında ki henüz donmamış askerlerimizi esir almıştır.

     Bütün olumsuzluklara rağmen, Sarıkamış’ı almaya ramak kalmıştı ki bu basit bir hadise olmayacaktı. Çarpan etkisinin yüksek olacağı muhakkaktı. Neler olmuştu ki tüm Kafkaslara özgürlük götürecekken tüm Doğu’yu esarete terk etmiştik. Araştırma ve incelemelerim neticesinde şu beş temel sebepten ötürü galibiyet tacını başımıza takacakken, mağlubiyet zilletini boynumuza taktık. Yine araştırmalarım neticesinde bu belirteceğim beş sebepten herhangi biri eksik olmasaydı zafer bizim olacaktı intibaını edindim.

1- 3.Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa, Kasım ayında, Köprüköy ve Azap Muharebelerini kazandıktan sonra, ordusunu Erzurum’a ricat ettirmeyip, kış şartları ağırlaşmadan Sarıkamış’a hücum edebilirdi. Batı Cephesinde Almanlarla ağır zayiatlar vererek çarpışan Rusların ağırlıkları da bu mıntıkada değildi.

2-Ruslar tarafından batırılan Mithat Paşa gemisinde bulunan teçhizat ve mühimmat, eksiğimizin çoğunu temin edebilecekti. İlginçtir, gemide dönemin şartlarında oldukça lüks sayılacak savaş uçakları bile vardı 

3- Dönemin en önemli stratejik kazanımı istihbarattı. Harekât planı yanında olan Yarbayımız en kritik dönemde Rus öncü birliklerine yakalanır. Tüm planımız Rus eline geçer, lakin bu durumdan askerimiz haberdar değildir.(Muhabere eksikliğine en çarpıcı örnek: 23 Aralık 1914’ te Narman üzerinden Oltu’nun güneydoğusuna yapılan ileri harekâtta havanın sisli ve dumanlı olması nedeniyle 31. ve 32. Fırkalar yanlışlıkla birbirlerine ateş açmışlar ve 2000 askerin şehit olmasına neden olmuşlardı)

4-Hafız Hakkı Paşa ( Enver Paşanın bacanağıdır, 3. Ordu komutanı olmuş ve tifüsten şehit olmuştur) 24-25 Aralık gecesi Enver Paşa’ya çektiği telgrafla 25 Aralıkta Sarıkamış’ta olacağını belirtmişti. Sarıkamış yerine farklı mülahazalarla Ardahan yönündeki artçı birlikleri tepelemeye yönelmiş. Bir taktik hata neticesinde Allahuekber Dağlarında tipide binlerce askerimizin şehit olmalarına sebebiyet vermişti. Hafız Hakkı Paşa direkt Sarıkamış’a yönelse netice farklı olacaktı.

5- 29 Aralık günü 93. Alay mevcudu altı yüzü bulan eratla beraber kumandanları, saat 16.00 sularında son derece fedakârlık ve şiddetle Sarıkamış’a saldırarak içine girmeye muvaffak olmuştu. Ne var ki 29. Tümen gerekli desteği vermemişti. İlerde Kars Sarıkamış tren yolunun tahrip edilmeyişi de ayrı noksanlık.

     Nihayetinde Enver Paşa 3 Ocakta esir olmaktan kurtuldu. Lakin 4 Ocakta başta 9. Kolordu kumandanı İhsan Paşa ve birçok üst rütbeli subay ve henüz şehadet şerbeti içmemiş eratın büyük çoğunluğu esir alınmışlardı.

     Esirler trenlerle ömürlerinin felaketlerini yaşamaya götürülüyorlardı. Geride kalan bahtı karalar beyaz karlara, morarmış bedenlerini mürekkep damlaları gibi düşürürken tarihe not düşmek ister gibiydiler. Kelebekler gibi bedenlerini karlara usulca bırakırken, cennete güvercinler gibi kanat çırptılar.   

     Savaş sonrasında, savaşa iştirak eden birçok kişi anılarını yazdılar. Bu anılardan üç tanesini hatırlamakta fayda var.

     Rus General, Türk askerini esir almaya geldiğinde, donmuş bedenlerle karşılaşır. Savaş sonrası anılarına ‘‘Bize değil, biz gelene kadar Allah’a teslim olmuşlardı’’ diye yazmıştır.

     General Nikolski, İngiltere’ye telgraf çeker ‘‘ Türkler çıldırmış gibi dağlara saldırıyor, telgrafın tellerini donduran soğuk Türkleri durduramıyor’’ diyerek Batı’da yeni cephe açılmasını ve yükünün hafifletilmesini ister.

     Savaş sonrası bir Alman subay ‘‘Enver Paşa askerine çarık dağıtamadı ama kurşungeçirmez muskası dağıttı’’ diye yazmıştır.

     Kayıplarla ilgili çeşitli tevatürler vardır. Alman Feliks Kuze,30.000 ölü 7000 esir var demiştir.  Commandant Larcher’in 1926’da kaleme aldığı ve Türk kayıpları konusunda en çok kullanılan Batı kaynağı olan “Büyük Harpte Türk Harbi” eserine göre kayıplar, 90.000 ölü ve 40.000 ila 50.000 esir olduğunu belirtmiştir. Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, 22 Ocak 1935 günü Harp Akademisi’nde verdiği konferansta Türk kayıplarının 60.000 olduğunu ifade etmiştir. Genel Kurmay kayıtları da 60.000 şehit olduğunu ifade eder. Daha birçok sayı zikreden olmuştur. Sayıların değişmesi neticeyi değiştirmeyecektir.

     Ortada cehennem sıcağı gibi yakıcı bir hakikat var. Ordular her zaman galip de olur mağlup da. Fakat hazırlıksız işe koyulmanın, tedbirsizliğin bedelini ağır ödedik. Ayaklarında potini hatta çarığı olmayan askerin boynundaki kurşungeçirmez muska bir işe yaramadı. 

Bu yazı 522 defa okunmuştur .

Son Yazılar