Yaz geldi. Nem fazla, sıcaklık fazla. Bir yandan da siyaset dünyası karmakarışık. Televizyonu açıyoruz, gazetelere bakıyoruz; yenilen yenilgiyi kabul etmiyor, herkes kendini haklı göstermeye çalışıyor.
Bunları görünce çocukluk yıllarım aklıma geldi.
Köyde arkadaşlarla oyun oynarken mutlaka içimizden birisi oyunu kaybetmeyi kabul etmezdi. Anadolu’da buna “cıllımak” denir. Biz de o arkadaşımıza, “Sen cıllıdın, biz seninle oynamayız artık .” derdik.
Bu kişinin özelliği hep kazanmak istemesi, hırsına yenik düşmesi ve asla kaybettiğini kabul etmemesiydi. “Siz benim hakkımı yediniz, ben kazandım” der dururdu. Ne yapar eder, bizi kandırırdı; biz de ayrım-gayrım olmasın diye onu yeniden aramıza alırdık.
Bugün bakıyorum da bazı siyasetçilerimiz de sanki o çocukluk arkadaşımız gibi davranıyor. Yani köydeki tabirle “Cıllıyorlar.” Hep kendini haklı görüyor, “haklıydım” diyerek öfkeleniyor ve karşısındakilere sert çıkıyor. Hâlbuki hayatta da siyasette de bazen kazanmak, bazen kaybetmek vardır. Önemli olan sonucu olgunlukla karşılayabilmektir.
Yıllarca partisine hizmet eden bir insanın ilk düşüncesi; demokrasinin zarar görmemesi, ülkenin yara almaması ve gençlerin geleceğinin güvence altına alınması olmalıdır. Ne yazık ki bazen beklediğimiz gibi olmuyor. Atalarımızın dediği gibi, “Umduğumuz dağlara kar yağıyor.”
Ben bir vatandaş olarak böyle düşünüyorum da, neden bazı siyasetçiler aynı şekilde düşünmüyor diye bu soruyu kendime soruyorum. Herkesin hukukun üstünlüğüne saygı göstermesi gerekir , yasaların koyduğu kurallara uyması gerekir.
Elbette olup bitenlerin hepsi anlayış meselesi ,ego meselesi , düşünce meselesi ,kültürel, eğitimsel ve zihniyetle meselesi
Demem o ki siyasetçiler toplumun önderi olmalı ,asla toplumuın önünde, medya karşısında birbirlerini suçlamamalı; kırıcı olmamalı, konuşmaları dedikodu içerikli olmamalı ve sürekli kendilerini haklı göstermeye çalışmamalı.
Bir söz vardır: “Körle yatan şaşı kalkar.” Diye Bu tartışmaları izledikçe vatandaş olarak biz de kavgacı olacağız diye kendimizden korkuyoruz Kim ne derse desin, siyasetçilerin konuşmalarını dinledikçe insanlar sağlıklı düşünmekte zorlanıyor
Bugün mahallemizdeki muhtarlık binasının yanında bulunan çocuk parkına gittim ve bir bankta oturdum. Meğer bu parka, vatan uğruna şehit olan bir asker evladımızın adı verilmiş.
O evladımızı derin derin düşündüm. Askere ne umutlarla gitmişti… Ellerine kına yakılarak gönderilmişti. Belki evliydi, belki nişanlıydı ya da bekârdı. Ama hepsinden önemlisi bir ananın kuzusuydu.
Bu arada kendi kendime şu soruyu sormadan edemedim: “Acaba şehit askerimizin siyasetçilere bir çift sözü olsa ne derdi?”.
Belki de şöyle seslenirdi:
“Ben vatanım için, gençlerin yarınları için, milletimin refahı için canımı verdim. Ülkemde bolluk ve bereket olsun diye şehit oldum. Demokrasi ve özgürlük için, kavga ve gürültü olmasın diye can verdim. Sizler de benim gibi ülkenizi, gençleri ve yarınları düşünerek hareket edin. Hoşgörülü olun, bağışlayıcı olun. Ülkenin ekonomisini, fakir fukarayı düşünerek plan ve projeler yapınız” derdi.
Bu düşünceler içinde kahramanımızı anarken küçük kara sineklerin ellerime ve kollarıma konduğunu ısırdığın fark ettim. Onları elimle kovalamama rağmen tekrar geldiler ve rahatsız etmeye devam ettiler. Sonunda baş edemeyeceğimi anlayınca uzun oturmaktan vazgeçtim evime geri döndüm.
Elbette o sineklerin de yaşama hakkı var. Onların da yaşayabilmeleri için doğal çevreye ihtiyaçları var ama çevreye verdikleri zarar da büyüyor , bazı sorunlar ve bazı olumsuzluklar ortaya çıkıyor
Bu olumsuzlukların yaşanmaması için bütün parkların temiz tutulması gerekir. Temizlik ve ilaçlama personelinin halk sağlığını ön planda tutarak parkları, bahçeleri, yolları ve sokakları düzenli şekilde temizlemesi gerekir. Yani oturduğum parkın hemen bu gün ilaçlanması gerekir
‘Temizlik imandandır’ anlayışıyla hareket edilmeli; ülkemizin dört bir yanındaki yerel yönetimler, yaşam alanlarımızı çağın gereklerine uygun, temiz, sağlıklı ve yaşanabilir mekânlara dönüştürmek için gece gündüz çalışmalıdır.”
İnsanlar temiz bir çevrede yaşamak ister. Televizyonda ve gazetelerde kavga eden siyasetçileri değil; yarınlarımızı güzelleştirecek projeleri ve hizmetleri görmek ister.
Sonuç olarak çocuk parkında otururken bir kez daha şunu anladım:
Temiz bir çevre, güçlü bir demokrasi ve huzurlu bir toplum kendiliğinden oluşmaz. Bunlar; kurallara uyan, birbirine saygı gösteren ve geleceğini düşünen insanların emeğiyle oluşur.
Dileğim odur ki çocuklarımız temiz parklarda oynasın, gençlerimiz geleceğe umutla baksın, siyasetçilerimiz ise tartışmalarıyla değil, millet için yaptıkları hizmetlerle hatırlansın.





