Karşılaştığımız insanlar iyiydi. İyi yönleriyle çektiler bizi kendilerine. Öyle ki, biz de iyiydik. İyi olmak için hiçbir çaba sarf etmeden önce. Göze girmeye çalışınca kaybettik hepimiz. Elimiz ayağımıza dolaştı. Dilimiz sürçtü. Heyecanlandık, sabırsızlandık. İyi yönlerimizi sokmaya çalışırken insanların gözlerine, kör ettik gözlerini, göremez oldular bizi. Sizler de öyle, bazen kaplumbağa gibi çekildiniz içinize, kabuğunuzdan başka bir şey göremedik sizlerde. Gittik sonra, peşimizden gelirsiniz ümidiyle, kaygılanmıyor da değildik. Gitmek göze girmek zannettik.  Umursamaz tavırlarımız oldu, iyi olmak adına. Baktık kimse görmüyor. Kör ettiğimiz gözler yetmiyormuş gibi, kulaklarının dibinde bağırdık kendimizi. Sağır edeceğimizi bile bile. Elimizi uzattık, yumuşaklığı fark edilsin, şefkatimizden emin olsunlar diye. Acıttık sıktıkça tuttuğumuz elleri. Gidenlerin peşinden içli türküler söyledik. Duyarlar aman ha diyerek içimizden, içliliğimizden. Ödün vermek istemiyorduk iyiliğimizden, gururumuzdan. Gururlu olmanın iyi olduğunu öğrendikten sonra, gururun kazandıracağı övgüyü bildiğimizden olsa gerek, içimize akıttık yaşları. Yutkuna yutkuna boğazımız nasır tuttu. Kimseler…