G-NL5SXDG3FM

İÇİMDEKİ DÜNYA: HAYAT YAŞAYARAK ÖĞRENİLİYOR

Mehmet Asil YILMAZ

11-06-2026 08:31

Benim dünyam işte böyle… Tuzlu, biberli, acı ve tatlı… Eksik ama gerçek… Ve biliyorum ki hayat; anlatmakla değil anlamakla, görmekle değil fark etmekle, en çok da yaşayarak öğrenmekle anlam kazanıyor.

Benim içimde bir dünya var. İyisiyle kötüsüyle bana ait; benimle var olmuş, benimle birlikte yok olup gidecek bir dünya... Her insan da kendi kurduğu dünyasında; sevinçleriyle, kederleriyle, hayal kırıklıklarıyla, umutlarıyla ve mutluluklarıyla yaşamını sürdürüp gidiyor.

Benim dünyam sanıldığından daha kalabalık. Sevenlerim var, sevmeyenlerim de... Hatta sessizce kıskananlarım da... Derdimi gerçekten dinleyenler olduğu gibi, sadece dinliyormuş gibi görünenler de var. Düşüncelerimi paylaşanlar kadar, onları anlamaya yanaşmayanlar da var.

Herkes kendi penceresinden bakıyor hayata ve kimse tam olarak bir başkasının dünyasına giremiyor. Ben de içimdeki dünyamla yaşayarak hayatı öğrenerek gidiyorum.

Bazen dünyamı Nuh’un Gemisi’ne benzetiyorum. Orada her türden insan, her çeşit duygu ve her türlü yaşam var. İyilik de var, kötülük de; merhamet de var, umursamazlık da... Özetle doğa ve insan, karmaşık yapılarıyla iç içe geçmiş durumda. Kısacası bu dünya, hayatın küçük bir özeti gibi...

İnsan bazen yoruluyor... Düşünmekten, olup biteni anlamaya çalışmaktan, çözüm üretmekten... Sürekli güçlü kalma çabası bile başlı başına bir yük oluyor. Sabır yerini öfkeye, anlayış yerini kırgınlığa bırakabiliyor. Herkesi iyi sanmak ve her yüzü tebessümle görmek kolay değil.

İnsanın kendi içinde de bitmeyen bir mücadelesi ve  bitmeyen de  bir kavgası var. Zaman zaman isyan ediyor; yaşananlara, insanlara, hatta kendine... Ama hayat beklemiyor. Güçlü olamazsan, tutunamazsan seni de akıntının içine çekiyor. Bu yüzden insan sık sık kendine, “Sen kimsin?” diye soruyor.

Ve her defasında aynı gerçeğe dönüyor insan. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin şu sözü yol gösterici oluyor:

"Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün."

Geçmişe dönüp baktığımda hiçbir şeyin kolay olmadığını görüyorum. Zorluklar, kırılmalar, hayal kırıklıkları... Hayat her zaman istediğini vermiyor insana. Ama senden almak istediklerini de eksiksiz alıyor: zamanını, enerjini, bazen de inancını...

Bu yüzden insan, gerektiğinde “boş ver” demeyi de öğreniyor, öğrenmeli de---

Etrafıma baktığımda herkesin bir derdi olduğunu görüyorum. Kimisi geçim derdinde, kimisi huzur peşinde, kimisi ayakta kalma mücadelesinde... Aslında eksik olan şey  çoğu zaman sahip olduklarımız değil; onların kıymetini bilmeyişimizde ----

İnsanların çoğu kendi kusurlarını görmek istemiyor. Herkes almak istiyor ama vermeye gelince aynı isteği göstermiyor. Belki de hayatın sırrı; kabullenmekte, anlamakta ve akışa bırakabilmekte saklıdır.

Dışarıda büyük bir telaş var. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Sanki hayat bir yarış... Trafikte, sokakta, siyasette aynı acele, aynı mücadele...

Televizyonda gülümseyen yüzler var ama gerçek hayat ekranların dışından çok farklı. Pazarda kimi insanın eli boş ama yüzü gülüyor; kimisinin eli dolu ama yüzü asık... Demek ki huzur, sahip olduklarımızda değil, onlara nasıl baktığımızda saklı.

Benim dünyam işte böyle... Tuzlu, biberli, acı ve tatlı... Eksik ama gerçek...

Ve biliyorum ki hayat; anlatmakla değil anlamakla, görmekle değil fark etmekle, en çok da yaşayarak öğrenmekle anlam kazanıyor. 

ar  oldu ,benimle yok olup  gidecek  Her   insan da ,kendi kurduğu   dünyasında  sevinciyle  kederleriyle  hayal kırıklığıyla, umut ve mutluluğuyla   yaşamını sürdürüp gidiyor …….

Dünyam  sandıldığından daha kalabalık. Sevenlerim var, sevmeyenlerim de… Hatta sessizce kıskananlarım da… 

Derdimi gerçekten dinleyenler olduğu gibi, sadece dinliyormuş gibi görünenler de  var  Düşüncelerimi paylaşanlar kadar, onları anlamaya yanaşmayanlar da var   

Herkes kendi penceresinden bakıyor hayata ve kimse tam olarak bir başkasının dünyasına giremiyor.  Bende içimdeki  dünyamla yaşayarak  hayatı  öğrenip gidiyorum ..

Bazen , Nuh’un Gemisi’ne benzetiyorum dünyamı  orada  her türden insan ,  her çeşit duygu ve her türlü yaşam var ,  iyilik de var kötülük de var  merhamet de var umursamazlık da

Özetle doğa ve insan karmaşık yapısı ile iç içe geçmiş durumda. Kısacası bu dünya, hayatın küçük bir özeti gibi…

İnsan bazen yoruluyor… Düşünmekten, olup  biteni  anlamaya çalışmaktan, çözüm üretmekten… Sürekli güçlü kalma çabası bile başlı başına bir yük.

 Sabır yerini öfkeye, anlayış yerini kırgınlığa bırakabiliyor. Herkesi iyi sanmak ve her yüzü tebessümle görmek kolay değil.

İnsanın kendi içinde de bitmeyen bir mücadelesi var ,kavgası var . Zaman zaman isyan ediyor; yaşananlara, insanlara, hatta kendine… Ama hayat beklemiyor. Güçlü olamazsan, tutunamazsan seni de akıntının içine çekiyor. Bu yüzden insan sık sık kendine “Sen kimsin?” diye soruuor.

Ve her defasında aynı gerçeğe dönüyor insan. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin şu sözü yol gösterici oluyor:
“Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün.”

Geçmişe dönüp bakınca, hiçbir şeyin kolay olmadığını görüyorum. Zorluklar, kırılmalar, hayal kırıklıkları

Hayat her zaman istediğini vermiyor insana. Ama senden almak istediklerini de eksiz alıyor Zamanını, enerjini, bazen de inancını… Bu yüzden “boş ver” demeyi de öğreniyor insan..

Etrafıma baktığımda herkesin bir derdi olduğunu görüyorum. Kimisi geçim derdinde, kimisi huzur peşinde, kimisi ayakta kalma mücadelesinde … Aslında eksik olan çoğu zaman sahip olduklarımız değil; onların kıymetini bilmemekte  yatıyor

İnsanların çoğu kendi kusurlarını görmek istemiyor. Herkes almak istiyor ama vermeye gelince aynı isteği göstermiyor. Belki de hayatın sırrı, kabullenmekte ve akışa bırakabilmekte saklıdır.

Dışarıda büyük bir telaş var. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Sanki hayat bir yarış… Trafikte, sokakta, siyasette aynı acele, aynı mücadele…

Televizyonda gülümseyen yüzler var ama gerçek hayat ekranların dışında çok farklı. Pazarda  kimi insanın eli boş ama yüzü gülüyor; kimisinin de  eli dolu ama yüzü asık… Demek ki huzur, sahip olduklarımızda değil, bakışımızda saklı.

Benim dünyam işte böyle… Tuzlu, biberli, acı ve tatlı… Eksik ama gerçek…
Ve biliyorum ki hayat; anlatmakla değil anlamakla, görmekle değil fark etmekle, en çok da yaşayarak öğrenmekle anlam kazanıyor. 

DİĞER YAZILARI GÖLGE ETMEYİN, BAŞKA İHSAN İSTEMEYİZ 01-01-1970 03:00
G-NL5SXDG3FM G-VXJRKS55FP G-FZKYZX0T7W G-FSDKGZVN2L