Karaman Larende - Karaman Haber Karamandan haberler, karaman gündem
HV
02 ARALIK Cuma 15:09
Advert

Maarif Raporu

Memiş OKUYUCU
Memiş OKUYUCU
Giriş Tarihi : 28-08-2022 21:59

Bu yazının başlığını eğitim raporu koymak istedim. Ancak sancımı dindirmeye yetmediğini hissettim. Bu nedenle eğitim sistemimizi değerlendirme yazısı, maarif raporu olarak ortaya çıktı.

’Türkiye’de Eğitimi Yeniden Düşünmek’’ Üzerine

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in Temmuz 2022’de piyasaya çıkan Türkiye’de Eğitimi Yeniden Düşünmek kitabından hareketle bir eğitim yazısı yazmak için yola çıktık. Bu kitabında sayın bakan hedef ve çabalarını açık bir şekilde ortaya koymuş. İlaveten bakanlığın tüm açık kaynakları ve verilerini de tarayarak aşağıdaki bilgi ve bakanlık çalışmalarına ulaştık. Sayın Bakanın çalışmalarının yoğunlaştığı alanları beş başlık altında topladık:

1- Dezavantajlı gurupların eğitime erişiminin artırılması

2- Meslekî eğitimin, meslekî eğitim merkezleri ağırlıklı olarak geliştirilmesi

3- Öğretmenlik Meslek Kanunu.

4- Eğitim sistemimizin küreselleşmesi

5- Kütüphanelerin yaygınlaştırılması ve kitap miktarının çoğaltılması

Durumun Özeti

Bu çalışma neticesi kısa bir rapor ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Yukarıdaki maddelerinde öz’ünü yani özetin özetini belirtelim. MEB’in kendi ifadesiyle Sayın Bakanın reform yerine benimsediği ‘’iyileştirme ve geliştirme’’ çalışmalarının özellikle ve öncelikle ‘’iki alanda’’ yoğunlaştığını belirtmeliyiz. Mesleki eğitimin geliştirilmesi ve eğitime erişimin artırılması. Bakan, MEB’in diğer tüm faaliyetlerini bu iki alanın alt bileşenleri  durumuna getirmiş.

Maddelerin analizi:

1- Tarihi kimliğimiz ve sosyal adalete dayalı toplumsal yapımız sebebiyle eğitime erişilebilirliğin özellikle dezavantajlı kesimlerde yükseltilmesi çok önemli ve anlamlı bir adım olmaktadır. Ancak burada eğitim yaşının ana okulu yoluyla olabildiğince (4 yaş) düşürülmesi çocuğun ailenin rol modelliğinden koparılarak, öğretmenin rol modelliğine teslim edilmesi anlamına gelmektedir. Bu durum tüm zorluklara rağmen dünyadaki en sağlam kale Türk ailesinin çocuk üzerindeki hedefini kaldırarak, okul endoktirinasyonuna ( eleştirilemez ve tartışılamaz şekle sokma) teslimi anlamına gelmektedir. Bir zamanlar Sovyet Rusya’da çocukların zorla ailelerden alınıp ideolojik eğitime tabi tutuldukları konuşulurdu. Bugün ‘eğitime erişim namına daha anne kucağından çocukların alınıp okullarda toplanması bundan başka bir şey değildir. Okul yaşının bu derece düşürülmesinin sonuç ve tesirleri bir nesil sonra görülebilecektir. Ancak görünen köy kılavuz istemez, gidişat bellidir. Neslimizin aile bağları ile birlikte bütün gelenek değerleri ve maneviyat alanından sıyrılarak olabildiğince sekülerleşmeyi getirecek bir gidişata götürmekte bu durum. Kendi kavramları ile ifade edelim, ‘’çıktıları’’ insanca ve insanımızla paralellik arz etmeyen, çağdaş küresel medeniyetin konfor ve tüketim düşkünü nesil modeline karşılık gelmektedir bu maddenin sonuçları.. 

2- Mesleki eğitim alanında paradigma değişikliği ifadesi ile iş alanlarını dolduran mülteciler ve gelişen Türkiye’nin artan ara eleman ihtiyacına yetişmek için yapılmış zorunlu/gerekli bir hamle. Özellikle üretim artışının getirdiği ara eleman, teknisyen ve her türden meslek elemanı açığını kapatmak için şartların zorladığı bir yapılandırma olmuş. Alanda henüz sonuçlarıyla belirginleşmemiş de olsa adım olumlu görülebilir. Teknolojik yenilikler nedeniyle  önümüzdeki on yıl kadar süre içinde mesleklerin % 65’i ortadan kalkacak durumda. Bunların yerine teknoloji tabanlı yeni meslekler gelişecek. Ayrıca meslekî eğitim alanı, ülke ihtiyaçları ile geleceğin teknoloji ve meslekleri açısından ülkedeki bu alana bakan kurum ve kuruluşlar arasında 2053 vizyonu dahil mastır planlamalar yapılmasını gerektirmekte. Bu nedenle sanayiciler, diğer paydaşlar ve MEB arasında meslekî alanda, sürekli yenilenmeyi gerektiren  modüler bir planlamaya gidilmesi gerekiyor. Çünkü ihtiyaçlar, teknoloji ve ülke öncelikleri sürekli değişme ve gelişme göstermektedir.

3- Öğretmenlik Meslek Kanunu. Türkiye’nin 1.2 milyon öğretmeni var. Bu haliyle Türkiye’nin milli eğitimini kontrol etmek ve yönetmek maarif ve idare bilgisinin yanında iş, insan, hukuk, teknoloji, sosyoloji, kitle psikolojisi ve tarih bilgisine dayalı strateji gerektiren, içinde Türkiye mefkûresi ve idealini barındıran; iç ve dış oldukça fazla karışanı, kesişeni ve etkileşeni olan bir yapının idaresi anlamına gelmektedir. Bu büyük yapıyı kazasız, kayıpsız aynı zamanda moral ve motivasyonla yönetmek bile büyük bir maharet gerektirmekte. Çünkü eğitimin en mühim gücü olan öğretmenler, hem sahip oldukları kitle psikolojisi, hem de mesleğin hassas ruh hali gereği Türkiye’de sahiplenilmesi gereken eğitimin en temel unsuru ve lokomotif gücü durumundadırlar. Öğretmenler topluluğunun motivasyonunun bizzat millî eğitim bakanı tarafından yönetilmesi gerekmektedir.

2022 şubat ayında çıkarılan ÖMK’nin öğretmenlere uzun meslek hayatlarında motivasyonlarını artırıcı rütbe verilmesi şeklinde düzenlendiği anlaşılmakta. Bu konu yaklaşık 20 yıldır farklı format ve muhtevalarla gündemdeydi. En son Ömer Dinçer zamanında iki kere çalıştay yapıldı. Oluşan fikir, akademik kariyere benzer bir öğretmenlik kariyer planlaması yapmaktı. Şimdiki bakan, bir türden kucağında buldu diyebiliriz bu kanun taslağını. Konuyu bir fıkra ile açalım. Köroğlu zamanında köyleri dolaşırmış. Bir köyden geçerken çeşme başında hem çamaşır yıkayıp hem de kendi kendine söylenen bir kadına rastlamış. Biraz kulak kabartınca kadının ‘’Allah belanı versin Köroğlu’’ deyip durduğunu işitmiş. Yaklaşıp kadına sormuş: ‘’Teyze sen Köroğlu’nu tanır mısın?’’ Cevap: ‘’Hayır tanımam.’’ ‘’Peki öyleyse neden beddua edersin’’ deyince Köroğlu, kadıncağız, ‘’Evladım ne bileyim herkes beddua ediyor, ben de ediyorum’’ diye mukabelede bulunmuş. Bu kanunun çıkış şartları ve muhtevasına bakınca biraz böyle bir kanun olduğu anlaşılmakta. ‘’Her mesleğin kanunu var, öğretmenliğinde olsun!!!’’ Bu kanunun bir başka eksiği de Millî eğitimde henüz bulunmayan  ‘’çevre ve çerçeve’’dir. Hangi eğitim muhiti, hangi aksakallılar, hangi ilim adamları bu konuda görüş verdiler bilinmiyor. Yani bir muhiti yok. Ve hangi paradigma yahut çerçeve esas alındı ona dair de bir kayıta ulaşamadık. Belki de ‘’biz varken ne gerek var bunlara’’ denildi. Bilemiyoruz. Ancak kadük bir kanun oldu diyebiliriz.

Bu süreçte öğretmenlik meslek kanunu ile öğretmenlerin kitle motivasyonunun bozulduğunu en baştan dile getirmeliyiz. Geleceğe karamsarlık ve sorunlar devredecek şekilde bu meseleye dalındığı görülmekte. Sınavla alınan seçme topluluk öğretmenler yek ahenk yapıdan, sıradan öğretmen, uzaman öğretmen ve baş öğretmen şeklinde üçe bölünmesi gündeme getirildi. Camiayı karamsarlık ve huzursuzluk kapladı. Hem öncesinde sınavla aldığınız topluluğu ve öğretmenleri üçe bölmektesiniz. Hem de pimi çekilmiş bomba gibi okul idarelerini ‘’öğretmen-veli-öğrenci-okul idaresi’’ dörtgeninde sorunlar yumağının tam ortasında bırakıp geriye çekilmekte, bakanlık. Genel ve adil hizmet istediğiniz bir topluluğu üçe bölmek Türk sosyolojisine aykırı. Sorun biriktirecektir. Hele ki bakanlık cenahından yapılan ‘’sorular kolay olacak’’ yollu açıklamalar bu işin üzerine tüy dikecek türden. Bu durum işin suyunu çıkarmaktır. Öyle anlaşılıyor ki, 2014 felsefe krizinin bir benzerini şimdi ÖMK ile yaşamaktayız. Bir bu krizimiz eksikti, nur topu gibi oda oldu türünden.

4- Eğitim sisteminin küreselleşmesi.

Dünyayı tanımazsak, yeryüzündeki millet varlığımızı devam ettiremeyiz elbette. İlimde, teknikte, teknolojide, öğretim metotlarında, eğitim bilimlerinde dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmeli. İhtiyaç olan, millet varlığını ve bakasını destekleyen, her gelişmeyi yakın takibe almalı. Uygun olanları sistemimize entegre etmeli. Millî bekamız ve millet varlığımız için küreselleşme sistematik olarak bünyemizde varlığını korumalı. Bu konu da bakan beyin kitabında iki yerde geçmekte. Ancak içerik ve hangi şartlarla bir küreselleşmeye gidildiğine dair bilgi bulunmamakta. Küreselleşmenin lokomotif şartlarına talip olmazsanız kurulu dünya sisteminin ancak vagonu olursunuz. Bu gerçeğin bilincinde olmak gerek. Asıl soru millileşme meselesi halledilmeden küreselleşmenin hedef haline getirilmesidir.

5- Kütüphanelerin yaygınlaştırılması ve kitap sayısının artırılması.

Aklı ve düşünceyi harekete geçirici bir okuma insan olmamızın bir gereğidir. 58 milyona çıkarılan kitap sayısı kulağa hoş gelen bir söz. Ancak bundan ne tür bir hasıla elde edeceğiz sorusunun cevabı yok ortada. ‘’Hangi insan, ne tür bir insan’’ sorusuna ve cevabına dair bir  tasavvur da bulunmamakta.

Burada ne tür bir okuma, hangi temeller üzerinden, nasıl bir anlam ve anlama yolculuğu yaptırdığınız önemli. Rotası(mefkûresi)  olmayan geminin yelkenlerini hangi rüzgârlarla doldurursanız doldurun, milli hedefleriniz olmazsa gideceğiniz yer kuvvetli rüzgârların sizi götürdüğü yer olacaktır.

‘’Milli Eğitim Üzerinde Yeniden Düşünmek Önce Zihinle Olur:

Teşhisler, Tespitler, Fikirler:

1– Millî Eğitim, millî kültür

a) Zekâ Kapasitemiz ya da Enderunî Okullar

Ülkenin gelişip kalkınmasında önünü açan sürükleyici güç ilimde, idarede, kültürde, sanatta ufuk açan en seçme kabiliyetlerin son derece mükemmel yetiştirildiği nitelikli zekâ okullarıdır. Millete yol açan, gelecek kuran isimlerin yetiştirildiği bu tarz okulların eğitim kapasitesi milletin geleceğine dair söylenen en kalıcı sözü, en değerli hizmeti anlamına gelmektedir. Çünkü temel alanlarda ülkenin geleceği, en zekîlerin aldığı en iyi metodoloji ve sistematiklerle verilmiş nitelikli eğitimlerle belirlenir.

Bu çerçevelerden özellikle fen liselerimiz ile sosyal bilimler liselerimiz, sistem içindeki tüm metotlara ilaveten aidiyet ve bağlılıkları millet bekasıyla mütenasip olacak şekilde güçlendirilmeli. Enderunî bir adanmışlıkla bütün çağdaş imkân ve kültür değerlerimiz üzerinden verilecek özel eğitimlerle bu okulların niteliği yükseltilmeli. Devlet eliyle ‘’dersaneleşme’’ süreci yaşayan ve var olan zekâ kapasitesi dersaneleşmeye teksif edilen bu okullarda okuyan çocuklarımız sınav baskısından kurtarılmalı. Meslek eğitiminde devreye konulan özendirici uygulamalar bu okullarımız için de yürürlüğe konmalı. Bakanlık faaliyet planlamalarında bu okul türleri ile alakalı bir tek  iyileştirme çalışması bulunmamakta.

b)Aidiyet Unsurlarımız: Müfredattaki aidiyet unsurlarımız güçlendirilmeli. 1970’lerde Boğaziçi Köprüsü bir aidiyet unsuru idi ve her evde kartpostal olarak bulunurdu. Şimdi Türk zekâsı bunlardan kat kat fazla mamur eserler ortaya koymasına rağmen, eğitim sistemimiz yeterli aidiyet geliştirememekte. Eğitim sistemimiz, aidiyetlerimizi aşındırmakta. Özellikle yaygınlaşan ana okullarının alt yapısı iyi hazırlanmaz ise maneviyat alanlarımızın kuraklaşmasına yol açabilir. Sistemin temel karakterinde yer alan ‘’egoist’’, ‘’hazcı’’, ‘’sınırlı kelimelerle sığ düşünen’’, ‘’gücü kutsayan’’ birey imalatı gittikçe derinleşebilir. En son yapılan ve konulduktan kısa bir süre sonra kaldırılan 2018  ABİDE sınavında deyim, atasözü vs. bilmeyen öğrenci sayısı % 64’lere çıkmıştı. Kültürel aidiyetimizi kuracak deyim, terim, atasözü, türkü, şarkı, şiir gibi kültürel unsurlarımızın sistem içindeki varlığı gittikçe zayıflamakta.

Edebiyatımız ve kültürümüz üzerinden aidiyet ve bağlılıklarımızı artıracak yeni bir çerçeve/paradigma değişikliğine gidilmeli. Değerlerimizin ve aidiyet unsurlarımızın hangi eğitim kademesinde ne kadar kazandırılacağının tespit edildiği ve Türkçenin kademelere göre öğretimini kapsayan bir insan ideali planlanmalı. Bütün bileşenleri ve etkileşenleriyle birlikte hemen uygulamaya geçilmeli. Özellikle 4 yaşından itibaren bir millî benlik ve millî kimlik eğitimi ülke için gerçek bir varlık meselesi. Milli aidiyetler ne yazık ki bakan beye gündem ol/a/mamış. Ülke için gündemdeki yerini korumaya devam ediyor.

c)Tüm öğretim kademelerinde ‘insan’ ve ‘fıtratını’ esas alan öğretim metotları benimsenmeli. ‘Başarıyı’, ‘meta’ ve ‘’güç’’ü kültleştiren müfredat, ders kitabı ve programlar yerine ‘’insanı’’ ‘’çabayı’’, ‘’süreci ve devamlılığı’’ esas alan bir yeni temellendirme yapılmalı, tüm sistemde. Çocuklarımızı mal ve meta ile değil, önce ‘’iyi’’ ‘’doğru’’ ‘’güzel’’ ile giriş yapacağımız maneviyatla tanıştırmalı. Sistem bu temeller üzerine tüm etkileşen kesimleriyle birlikte yapılandırılmalı. ’’Kanın kendi kendini yaptığı’ ‘’hücrenin kendi kendini onardığı’’ ‘’dünyanın kendi kendine ekseni etrafında döndüğü’’ gibi deist ve ateist unsurlar müfredattan ayıklanıp, Allah’ın varlığının sistemin tam merkezindeki yeri ilmî bir dille işlenmeli.

İnsanı ve insanlığı yok oluşun eşiğine getiren küreselizmin uzantı ve eklentilerinden tüm sistemimiz, (müfredat, öğretmen yetiştirme ve ders programlarımız) temizlenmeli.

d) Sistemsizlik, ölçüsüzlük ve liyakatsizlik bütün toplum ayarlarımıza negatif tesir etmekte. Bunun temeli eğitimden kaynaklanmaktadır. Üzerinde kafa yorulması gerekmektedir.

e) Özü insan olan eğitim sistemimiz akletme kapasitesini en verimli kullanacak bir öğretim metodu ve metotları benimsemeli. ‘’Çoklu öğrenme’’ insanımızın öğrenme kabiliyet ve aşkına karşılık oluşturabilecek öğretim metodlarından bir tanesidir. Tüm eğitim kademelerinde, her alanda, tüm branşlarda sistematik hale getirilmeli. Sistem içindeki çağı geçmiş, ‘’dogmatik ezberler’’ temizlenmeli.  Ders programlarındaki fikir imal edebilmeyi zorlaştıran yapı yerine, muhakemeyi geliştiren, akıl yürütebilen, kıyas yapabilen ve inisiyatif almayı destekleyen, hüküm çıkarma kabiliyetini öne çıkaran perspektif ve metotlar yerleştirilmeli. Yerel değerlerimizi de kültürel zenginliklerimiz içine alabilen modüler-kısmen özerk model benimsenmeli.

f) Değerlerimizle(dinî, millî, kültürel)  donanımlı, ahlâkî temele dayalı insan, kimliğimizin temelini teşkil eder. Allah(c.c), Hz. Muhammed( S.A.V.), ahlak, sabır, şükür, aile, akraba, ezan, bayrak, vatan, sebat, selam, töre, dayanışma, hürriyet, akraba, sıla-i rahim, adalet, bayram, kurban, mevlid, aşure, üç aylar, namaz, fedakârlık, çalışkanlık, hürmet, izzet, hakikat, hak, besmele, Kâbe, mazlum, sadaka, evrensel değerlerimiz (iyilik, doğruluk, güzellik), istikamet, ilim, irfan, hikmet, vicdan, insaf, azim, tevekkül, inanç, ibadet, hoca, talebe, dilimiz Türkçe, ahde vefa, insanlığa hizmet eden ilim adamlarımız… Bir kısmını saydığımız bu değerlerimiz millî kimliğimizin ve millî kültürümüzün temelini teşkil etmektedir. İnşa edeceğimiz insan, bu temel değerlerden beslenmelidir.

2- Maarifin ikinci kök görevi milli dilimiz Türkçe’nin sahih eğitimidir.

Millî dilimiz Türkçe ideal, sevgi ve şuur olarak yeni nesillere kazandırılmalı. İlkokullarımız milli kimlik ve milli kültür yanında, temel işlemlerle birlikte sadece doğru, güzel ve sahih bir Türkçe eğitimine tahsis edilmelidir.

Sahih bir Türkçe eğitimi, en güzel kullanan şair ve yazarlarımızdan eser- okuma örnekleriyle başlatılmalı.

Türkçe eğitimi konusunda temel metinlerimiz ile belli başlı yazarlarımız üzerinden okuma programları uygulayan okul dışı eğitim gönüllülerinin iş, imkân ve kabiliyetleri geliştirilerek sistem içindeki yeri genişletilmeli.

Destanlarımız, hikâyelerimiz, masallarımız, türkülerimiz, halk kültürümüz, folklorümüz, edebiyatımız ve kültürümüz üzerinden insanımızı inşa edeceğimiz bir Türkçe eğitimi ile milli kimliğimiz ve millî kültürümüzü temel alan yeni bir müfredat, program ve öğretmen eğitimi çerçeve programı hazırlanmalı ve her derece okulları seviyesinde uygulamaya konulmalı. Millî kültüre dayalı eserler üzerinden, sinema, tiyatro, kısa film, internet çekimleri öğrenci, veli ve öğretmen projeleri haline getirilmeli. Geliştirilmeli.

Türkçe, eğitim sistemimizin atardamarıdır, kalbidir. Varlık temelidir. Bakan beyin kitabında tek atıfta bulunmaması gerçek bir trajedidir.

3- Meslekî eğitim. MEB’in şu anki büyük ölçekli ‘’geliştirme ve iyileştirme’’ çabası meslekî eğitim üzerine. İşin ‘’eğitim ve insan’’ tarafı en temel eğitim meselelerimizle birlikte varlığını korumakta.

4- İlim yapma, bilgi üretimi, araştırma, üniversiteler. Bu alan başlı başına ayrı bir yazı ve inceleme konusu. Sadece bir hususu belirtmek gerekiyor. Sistemimizin edilgen, klasik memur zihniyetli, inisiyatif alamayan ve ticari kabiliyet geliştirmeyen insan modeli yetiştiren yapısı acilen terk edilmeli. Yaratıcı, iş becerisi olan, ticari eğilimini geliştiren insan modeli öngören bir sistem yenilenmesi yapılmalı. Bu durum gerçek eğitimcilerin hakim olacakları temel bir eğitim konusu.

Sonuç ve kritik:

Savunma ile birlikte adında millî olan iki bakanlığımız var. Bunlardan Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, “Bir eğitim sistemi toplumsal ihtiyaç ve talepleri karşılayabildiği ölçüde işlevsel ve demokratiktir.’’(S.28) ifadesini kullanmaktadır. Burada ‘’toplumsal talep’’ ‘’işlevsellik’’ ‘’demokratik’’ tabirleri tekrar bir tanımlamaya muhtaç. Zülfü yâre dokunmamak için ‘’ortaya karışıklı’’ yapmak ya da halk tabiri ile ne yaptığını gözden kaçırmak için ‘’iz azdırmak’’ denir bu iş tutma biçimlerine.

Nasıl bir ihtiyaç tanımlaması? Hangi demokratiklik? Bütün bunlar kimlere hizmet eder? İnsanlarımızın gerçek toplumsal ihtiyaçları nelerdir? Sistematik bir araştırma ve analiz yapıldı mı? Yapıldıysa kimler hangi ölçülere göre yaptı?

Yine bakanlık kaynaklarında sıkça ‘’evrensel insanlık değerleri’’ vurgusu yapılmakta. Bu tabirler bize kafalarda örtülmeye çalışılan, bilgi bakımından eksik kalmış ilmi tekemmülata gerek duyulmadan dar perspektifli bakışlarla karar verildiği hissini uyandırmakta.  Eğitimde kural belli; Ya her gelen sisteme kapı açar küresel düzenin tüketicisi olan ‘’homo ekonomikus’’ tüketici ‘’insan’’ imal edersiniz. Ya da bu ülkenin değerleriyle donanımlı insan yetiştirirsiniz. Bir başka temel soru da 160 sayfalık bakan faaliyet kitabında tek satırlık Türkçe faaliyetlerine dair açıklama olmaması. Büyük bir soru ve temel bir sorun.

Şimdi soralım.

Türkçe, yönettiğiniz MEB’in hiçbir faaliyet planında yer almadıysa bütün diğer faaliyetlerinizi hangi dilde yapmayı planlamaktasınız?

Türkçe olmazsa millet varlığı ve millî kimlik olur mu?

Türkçe eğitimin kalbidir. Allah’ın milletimize en güzel armağanlarından biridir. Kalp olmasa beden olamaz. Milletimiz hayatiyetini sürdüremez.

Maarifi en son 27 mayıs darbecileri ‘eğitime’ çevirmişti. O tarihten beri de Topçu merhumun dava sesi olarak yüreklerimizde çınlamaktaydı.

Sayın bakan de gelir gelmez Nabi Hoca’nın bir hediyesi olan maarif müfettişlerindeki maarifi bu ülkeye çok gördü ve kaldırdı. İnsan sormadan edemiyor, ‘’sayın bakan, maarifle alıp veremediğiniz nedir? Sahiden ne derdiniz var maarifle?’’

Türkçe bu kadar sahipsiz ve babadan MEB’siz anneden YÖK’süz ve öksüz mü?

Hele ki geçen aylarda Ak Parti’nin değerlendirme toplantısında talebelerdeki eksiklere istinaden ‘’adab’’ dersi konulmasını isteyen vekile verdiği ‘’cari açık dersi koyarsak cari açık kapanır mı?’’ cevabı talihsizlikten öteye bir şey. Adab millet ruhunun sindiği maneviyatıdır. Milletimizin anlam dünyasıdır. Onu anlamayan bizden bir şey anlamaz.

Bu söze karşılık, klasik sistemimizdeki terbiye kurumlarımızın kapısındaki sözü hatırlatmakla yetinelim:’’Edeb ya hû!’’

Sayın Bakan eğitimin başındaki ‘’millilikten’’ ne anladığını açıklamalı..

Eğitim sistemimizin lokomotif alanı ilk iki maddede yer alan milli kimlik ve dilimizdir. Kendi iklimimizde, kendi rüzgârlarımızı arkamıza alan, kendi insanî değerlerimizi lokomotif yapacağımız sistemi kuramazsak, bir lokomotif ve rüzgâr, tefekkür alanlarımızı kuraklaştırarak bütün katarımızı yedeğine takabilir.

Kaynaklar:

1- Mahmut Özer – Türkiye’de Eğitimi Yeniden Düşünmek, Vakıfbank Kültür Yayınları – İstanbul – 1 baskı – 2022

2- Meb – Türkiye’de Eğitimin 20 yılı – 2021

3- Nureddin Topçu Türkiye’nin Maarif Davası Dergah Yayınları İstanbul, 5. Baskı, 2006

4- Meb.gov.tr

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI Bozkırda Toprağa Düşen Çekirdek: Prof. Dr. Kemal BIYIKOĞLU Topçu’nun İnsan Modeli ve Maarifin Millîliği Süleyman Çelebi’sini bekleyen çağ. Nurettin Topçu’nun Maarif Davası Mora’da Batan Güneş Medeniyet Sancağımız Türkçe Erdemli Bir Yayın Hareketi: Ebubekir Erdem Okullar Nereye Açılıyor? MEMİŞ OKUYUCU: İLK VE ORTAÖĞRETİMDE KELİME HAZNESİ Tarihe Geçen O Fotoğrafın Hikâyesi Öğretmenim ben… Türkçenin Sırları Mİllî Eğitim Şûrası Üzerine Bir Örnek Muallim: Mahmud Celaleddin ÖKTEN (1882-1961) Bir Üniversite Tercihinden Ötesi LGS Tercihleri ve Kendi Hikâyesini Yazmak Hârezmî Eğitim Modeli Ankara’da Bir Eğitim ‘ADA’sı Bir Hayalimiz Olsun FEN LİSELERİMİZ EĞİTİMİ VE GELECEĞİN EĞİTİM BİR FİKİR ADAMI ALİ FUAD BAŞGİL Eğitimde ufka yolculuk TÜRKEĞiTiMTV YAYINA BAŞLADI TÜRKİYE'DE ŞEHİRLİ DİNDARLIK Doğunun Yedinci Adamı: Mehmet Aydın TÜRKİYE?DE BİR ÜNİVERSİTEYE REKTÖR OLMAK Tarihe İz : Muallim Mahir İz  Bir Maarif Adamı Olarak Mustafa Öcal Aliya İzzetbegoviç: Direnişin ve Dirilişin Mimarı Boğazköprü?de Yanaşık Düzen ya da Bir Fasl-ı Cenaze Cankurtaran: Bir Semtin Hikayesi EĞİTİMİN ELE ALINACAK YANI DÜNYANIN SAHİLİ SELAMETİ:KALKINMIŞ TÜRKİYE EVVEL GİDEN AHBABA SELAM OLSUN ÜNİVERSİTELER TÜRKİYE'YE NE ZAMAN YETİŞİR? VAKAR ABİDEMİZ: AYASOFYA CAMİİ Geleceğin Meslekî Eğitimi: Büyük Türkiye Türkiye'nin Temel Eğitim Meselesi: MESLEKÎ EĞİTİM Meslekî Eğitim Üniversitesi MÜTEHASSIS OLMAYAN 'EĞİTİM UZMANI' OLUR MU? KIRAN GÜNLERİNDE MEŞK VE İÇE YOLCULUĞUMUZ YENİ BİR SİSTEM VE 'YENİLMİŞLERİN' DÜZENİ Bir Dönüştürme Projesi: KÖY ENSTİTÜLERİ ? 2 Bir Dönüştürme Projesi: KÖY ENSTİTÜLERİ Ederini Tüketen Düzen ve Biz AKİF'İN TÜRKİYESİ, TÜRKİYE'NİN AKİF'İ Yüzümüzü Ak Edecek Bir Söz Üreten Nesil Çağı Yönetir KALBİNİN DİLİ OLMAYAN ŞAİR: AKİF Münevver Ya Da Çınlayan Nağme Olmak Tuba Ağacı, Bambu Ağacı Tarihin İnkılap Etmesi Geleceğin Dünyası Gelişler ve Geri Gidişler Hak Temelli Bir Reforma Doğru Taktik Maktik Yok!.. Maarif Reformu Neden Şart? YAZMAK VE YAZARAK YAŞAMAK İLİM İKTİDARI, MEMLEKETİN İMARIDIR Maarifin Ahlâkı Var Mı ? Maarife Operasyon Ne Zaman? O Şehre Varmaz İsek! DURDURAMAYACAKSINIZ UTANGAÇ SUNUMLU 'ZORAKİ VE İSTENDİK' İNSAN FETÖ'NÜN EĞİTİM BOYUTU UTANGAÇ SUNUMLU 'ZORAKİ VE İSTENDİK' İNSAN SEÇİMİN GALİBİ: EĞİTİM SİSTEMİDİR! EĞİTİMİ TERBİYE ETMEK ECNEBİ MEMLEKETLERE ÖĞRENCİ GÖNDERME MESELEMİZ!
Reklamı Geç
Advert