RENKLERİN DİLİ

KÖŞE YAZILARI Düzenleme Tarihi : 07 Ekim 2020 12:20 Haber Girişi : 07 Ekim 2020 12:21

Abbasi büyüklerinin sonuncusu olan El-Vasık (842-849) yılları arasında muktedir bir idareci olarak tanınır. Onun zamanında fikirler ve düşünceler serbestçe tartışılır, bilginleri korur, ilmi teşvik eder. Birçok eserler besteleyecek kadar müzik bilgisi olduğu için sanatkârlara da çok değer verir. Üstün müsamahasına güvenildiği için dini tartışmalar bile en açık derecede yapılırdı.

İşte o zamanlarda hak erenlerinden biri şehrin en büyük camisinde yaptığı vaazlarının bir yerinde “Her kim Âlâimisema (yani gökkuşağı ki, doğrusu Âlâ İlmi Semadır.) nın altından geçerse kadınsa erkek, erkekse kadın olur” deyiverir.

 

Pek ilmi ve derinliğine olan bir konuşmanın arasında geçen böyle sözler halifenin kulağına erişince kendisini çağırtır ve kendisine şöyle der.

  • Siz ki, bunca yıl talebe yetiştirmiş, ilme ve dine ışık tutmuş birisiniz. Böyle konuşup halkı rivayete ve masalla işgal etme hatasına neden düştünüz?

Bilgin der ki,

  • Haklısınız efendim ama hatip bazen konuştuğu mevzunun ruhuna kendini kaptırınca, düşünceyi söz kalıbına dökerken karşısındakilerinin anlayış seviyelerini unutuyor. İnsanlar anlayışlarının üzerine çıkan konuşma ve fikirlerden büsbütün şaşırırlar.

              Gökkuşağı “AŞK” tır. Güneşin ışıkları kalbi, yağmur damlacıkları gibi temiz ve billur halinde bulunca yedi renge ayrılır. İhlas, sabır, şükür, tevazu, hikmet, himmet ve ilim bu yedi renktir. Bunun altından geçen erkek kadın gibi olur. Yani kadın, şefkati ve sevgi, analığı temsil ettiği için, aşk ateşiyle yoğrulan erkek, etrafına karşı ana gibi şefkatli, muhabbetli ve koruyucu olur. Haşin ve kırıcı karakterleri sevgi ve okşayıcı karakterlere çevrilir. Kadınsa erkek olur sözünden maksat ise şudur ki, hükmetmek ve hüküm vermek erkeğe ait bir sıfat olduğu halde, aşk ile marifete ve hikmete eren kadın etrafına da hüküm verecek seviyeye ulaşır.

 El-Vasık, bu izahattan çok hoşlandı ve bilgine itibar ve iltifat ederek;

  • Marifet var marifetten içeri denildiği gibi, anlayış var ilimden de içeri. Ancak hatip olmak kadar, hitap ettiklerinin anlayışlarını ilahi bir terazi ile ölçerek sesini ona göre çıkarmak sanatına ermek daha büyük bir mesele olsa gerektir der.
  • İnsanın fikir ve inandıklarını etrafının anlayabileceği bir kalıba dökebilmesi hakikaten bir sanattır.
  • Onun için bazı bilginler; “Tasavvuf ikiyüzlülüktür” demişlerdir. Çünkü hak bilgisi derin olan kişi her şeyi hissettiği gibi değil, herkesin aklına ve tabiatına muvafık olanı kadar açıklar.

   Hakikat ışığı, ihtiras, bencillik, kibir gibi kirlerden arınmış, billurlaşmış kalpten geçince yedi renge ayrılır. Renklerin dili hikmetlerle ahenk halindedir. Kırmızı, ilim; mavi, hikmet; yeşil, şükür; sarı, sabır; mor, himmet; beyaz, tevazu; turuncu ise ihlas ile beraberdir.

  İlim, ateşin rengini temsil eder. Çünkü insan ilmi derecesinde iki manada ateşe hâkim olur. Etrafını da kendini de yanmaktan korur.

 Hikmet, masmavi deryaları temsil eder. Ruhu aşk ve bilgi ile yücelen kişi maviliklerde yelken açar. En sonunda Yunus Emre’nin;

              “Ol durrü yetimim ki görmedi beni umman

              Bir katreyim illaki ummana benim umman”

diye açıkladığı sırlara ulaşır.

 Şükür, tabiatın rengidir. Tabiatta her şey kendi dili ile şükreder. Nitekim Kur’an-ı Kerimde “Yedi kat gök ve yerde ne varsa O’nu noksan sıfatlardan tenzih ederek şükreder” denilmiştir. Göz yeşilde dinlenir. Şükür ruha müstesna bir huzur verir. İnsan ibadetini dahi şükür yollu yapacak seviyeye ulaştığı derecede kutlu ve mutlu olur.

 Hadid Suresinde “Bilin ki Allah yeryüzünü ölümden sonra diriltti” ayetince ruh şükürle bahar canlılığına ulaşır, yeşerir ve dirilir. Ama buradaki şükür hiçbir zaman daha iyisini istemekten alıkoyan manasına değildir. Sarı, sabırla ahenklidir. Saplar sararınca taneler saptan ayrılırlar. Hak ve batıl aynı sapta bulunurlar. Akıl ve ruh ıstırap harmanında taneleri samandan ayrılır. Hz. Peygamber (SAV) “Sabır bütün ibadetlerin aslıdır” buyurmuştur.

 Himmet, üzerinde güneşin doğduğu mor dağların rengidir. İnsan himmeti derecesinde yücedir. İlim nehirleri de buradan doğar. Hepsi de himmet denizine dökülürler. Onun içindir ki, Sururi;

    ''Basmadık safha-i himmetle çürük tahtaya hiç

    Eskidikçe anı dülger getirip sağlattık'' demiştir. 

Turuncu, ihlasın temsilcisidir. Güneşin doğuşunda ve batışındaki harikulâde turuncuyu hakikat ürpermesiyle seyredebilen insan her şeyi bu doğuşun sahibi için ihlas ile yapacak seviyeye yücelir.

 Beyaz, tevazuun rengidir. Her süsten uzak, her süsten güzeldir. İçi bembeyaz olanlara kalem, hakikati en temiz şekilde yazar. Şeytan kendisini gizlemeden belirtip aksettiren beyaz bir kalbi yurt olarak hiçbir zaman seçmez.

 Bu yedi rengin ara yerinde tonda inişli çıkışlı olan daha nice renkler vardır. İnsan gökkuşağının altından geçip bu yedi rengi tanıdıktan sonra, her rengi tanıyacak hikmete de erer. Ondan sonra gözlerini ruhlarının renklerine göre açar.

Hiçbir renge girmemiş kapkara insanlara ise ruhlarını yıkayacak yağmur mevsimlerinden sonra gökkuşağını görecek hâle gelmeden bir türlü meram anlatılamaz.

 

                                                                                                                        Ahmet TOSUNCU

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.