Cuma, mü?minlerin haftalık toplantı günü ve bayramı
olup, bu güne mahsus olarak kılınan namaza da ?Cuma Namazı? denir.
CUMA NAMAZININ FARZİYETİ
Cuma namazının farz oluşu kitap,
sünnet ve icmâ-i ümmet ile farz-ı ayn ve delîl-i kat?î ile sabit olduğundan
inkar eden kafir olur. Cuma namazı müstakil bir farz olup öğle namazından daha
kuvvetlidir ve onun bedeli değildir. Cuma namazının farziyetine delil olarak
Cenâb-ı Hak, Cuma sûresinde şöyle buyurur:
?Ey iman edenler, Cuma günü namaz için ezan
okunduğu vakit hemen Allah?ı zikre (Cuma Namazı?na) koşun. Alışverişi bırakın.
Eğer bilirseniz, bu, sizin için daha hayırlıdır.?
CUMA
EZANI VAKTİNDE ALIŞ VERİŞ HARAMDIR
Cuma sûresinin 9. âyetinin delaletiyle ?her türlü maşgaleyi
terk etmek? hükmü Cumanın i?lâmı için okunan dış ezan ile birlikte namaza gitmek farz olup Cuma günü dış ezan
okunduğu andan itibaren alış veriş vesâir muâmelat tahrîmen mekruhtur (harama yakındır).
Bahri Râik kitabında, tahrîmen mekruh olan şeye haram nazarı ile
bakıldığı ifade edildiğinden, mutemed kavle göre, Cumada mekruh olan alış
verişe haram denilmiştir.
Cuma namazı kendilerine farz
olmayanlar için de Cuma namazı vaktinde alış veriş haramdır. Keza tefsir, hadis ve fıkıh kitaplarında Cuma namazı
i?lânı için okunan birinci ezan duyulduğunda, kendilerine Cuma namazı farz
olmayan her müslüman dahi mübah olan eğlencesini, alış verişini; işçiler işini,
sanat ve ziraat erbabı meşguliyetini bırakacaktır. Bütün bu sayılanların yanı
sıra, Cuma vakti uyumak da haramdır.
Burada bir hususu ayırt etmek lazımdır: Cuma vakti yapılan alış veriş ticarî
yönden bâtıl değildir, ancak haram ile neticelenmiştir.
Hasılı Münafıkîn sûresi 9. âyeti
düşün ki, orada: ?Allah rızasına vesile
olan farz, vâcib, nafile ibadetlerden; beş vakit namaz, cuma, cami ve
cemaatten, va?z ve nasihatten, ilim ve irfandan, tesbih ve tahmîdden (hamd
etmek, şükretmek) vesâir ibadetten gafletle geri kalmanıza dünya malı sebep
olmasın. Mal sevgisi, evlad, ıyâl (bir kimsenin bakmakla mükellef olduğu
kimseler) kaygısı Allah yolundan bizi alıkoymasın. Bâki olan ebedi saadeti,
geçici olan dünya menfaatlerine değişenler zarardadır.? şeklinde tefsir
edilen hususlar zikredilmektedir.
Yalnız Cuma gününe
has olmak üzere oruç tutmak mekruhtur. Lâkin cumanın gece ve gündüzünde ?Sûre-i
Kehf? okumak bir nûr olup okuyan için gelecek cumaya kadar mağfirettir.
Metnin girişinde
yazdığımız bu ifadeyi Hamevî şerhederken, yanılarak, ?o gün oruç
tutulmaz ve sırf o geceye mahsus namaz kılmak mekruhtur? ibaresine ?Kehf
sûresi de okunmaz? diye atıf yapıldığını vehmederek yanlış anlamıştır.
Halbuki, Cuma gecesi Kehf sûresini okuyanın haftalık günahı mağfiret olunur ve
deccalin şerrinden muhafaza olunur. Bu sûre, hem Cuma günü hem de gecesi
okunmalıdır.
Ancak Cuma
günü, dünya talebi ve tamahını terk ederek hastaları ve fakirleri ziyaret
etmeli, varsa cenaze namazında bulunmalı ve ilim adamları ile samimi müslüman
kardeşlerini ziyaret etmelidir.
Cuma günü kabir ziyaret edilir.
Çünkü Cuma günü ruhlar toplanır ve o gün ehline azap olunmaz.
Cumadan Cumaya, kadın ve erkek
tırnak ve tüy temizliklerini yaparlar. Bu gibi Cuma gününe has yapılması
gereken hükümler, İbn Nüceym?in Eşbah?taki ?Ahkâm-ı Cuma?sında yazılıdır.
Cuma?dan Cuma?ya kadın ve erkek
tırnak ve tüy temizliklerini yaparlar. Bu gibi Cuma gününe has yapılması
gereken hükümler İbni Nüceym?in ?Eşbah?taki Ahkâm-ı Cuma?sında yazılıdır.
Cumayı
protesto edenler
Şimdi çok
dikkat edilecek bir husus da, Cumayı protesto etmeyi İslâmi bir şuur vesilesi
olarak görenlerin, kimlerle aynı paralele geldiklerini bilmeleridir. Hadislerin
ışığından, yüz binlerce ulemâ ve evliyânın yolundan ayrılarak, Kur?an?ın
yolundan ayrılarak, İslâm düşmanlarına hizmet ettiklerinin şuuruna
varmalıdırlar. Bilerek yada bilmeyerek, nefsi ve hisleri doğrultusunda, Âyet ve
Hadislere mânâ vermeye çalışan kimselerin hizmetlerinde, Câmi ve Cuma
düşmanlarının yanında yer aldıklarını artık anlamalıdırlar. Burada,
Müslümanları sarsan, birbirlerine yaklaşıp, meselelerini çözebilecekleri müsait
bir ortamdan bile onları mahrum bırakan tavırlar hakkında sözümüz şudur:
?Allah?ın ve Rasûlünün emirlerini terk etmekle Müslümanlar, terk edilmesinden
de İslâmın kendi bünyesi ve İslâm dünyası zarar görür ve İslâm düşmanları bu
fırsatlardan çok iyi faydalanırlar. Gerekçesi samimi gibi de olsa,
Müslümanların kıyamı (Namazda ayakta
omuz omuza saf halinde durmak) için ortak stratejinin tesbitine esas olan
Cumayı terk ederek, gayri İslâmi rejimlerin
protesto edilebileceği zannedilmemelidir. Müslümanları ortak tavır
almaktan mahrum bırakanlar, ancak küfrün istilâ alanının genişlemesine yardımcı
olacaklardır.
Kısaca,
Cuma mevzuunu çarpıtanlar, başarılı olduklarını zannettikleri an,
çarpıtmalarını İslâm?ın diğer alanlarına da kaydıracaklardır. Sıra Zekat, faiz,
öşür, kurban vs. gibi diğer kavramlara gelecektir. Meselâ; İslâm Ahkam?ının
yürürlükte olmadığı Müslüman bir
toplulukta (yani Devlet İdâresi İslâmi
olmayıp, fertler İslâm?ı yaşıyorlarsa) özel ve genel şartları hesaba katmadan
Zekat?ın verilemeyeceğini ve daha nice nefisten gelen isteklerini ileri
süreceklerdir. Bu gibi hareketler Müslümanları, ileriye götürmeyeceği gibi
birliği de temin edemeyecek, parçalanmaya sebep olacaktır. Ancak hiç kimsenin,
Allah?ın Nur?unu söndürmeye gücü yetmeyecektir.
İşin garip
ve vahim tarafı ise; Hem burada Dar-ül Harb?tir Cum?a Namaz?ı olmaz derler, hem
de zekat, öşür ve kurban derisi gibi arpalıklarını hiç düşünmezler. Zira Darü?l-Harb?te
yani Cum?anın olmadığı yerde bunlar olur mu?
Son olarak
dikkat edilecek çarpıcı bir husus da, bu tip fitnelerin, dünya siyasetinde
meydana gelen yeni yönelişler, yeni kutuplaşma ve yeni sentezlerin gündeme
gelmesi zamanına rastlamış olmasıdır. Emperyalistler, dünyanın çehresindeki bu
değişmeler karşısında, sömürü pazarlarını kaybetmemek ve dünyayı rahatça
paylaşabilmek için, İslâm cemaatinin önüne, sun?i mesnetsiz ve parçalayıcı bu
gibi fitne tohumları atmışlardır. Bu sayede küfrün yarısı, Lübnan?ın altını
üstüne getirip, mübarek Kudüs?ü Başkent ilan edip, Müslümanları inim inim
inletirken, diğer yarısı da Afganistan?da Eritre?de, Mora?da, Çad?da,
Hindistan?da ve daha nice nice İslâm beldelerinde Müslümanlara kan
kusturmaktadırlar. Cum?a Namazı konusunda fitne çıkaranların şuursuz
takipçileri, onların görüş ve hareketlerinin etkisi altında kalarak, zamanla
Peygamber (s.a.v.)?in görüş, fiil, söz ve tüm sünnetlerini tanımaz hale
geldikleri, İslâmi Akaidden uzaklaştıkları, böylece nice sapık fırkaların ilkel
fikirlerini yeniden ve yeni bir buluşmuş gibi gündeme getirdikleri müşahade edilmektedir.
?Kendilerine yeryüzünde fesat çıkarmayın
denildiği zaman, biz ancak ıslah edicileriz, derler.? (Bakara, 11).
(Halbuki ıslah edeceğiz derken ifsad ediyorlar)
?Kendilerine apaçık deliller,
ayetler geldikten sonra parçalanıp ayrılanlar, ihtilafa düşenler gibi olmayın.
İşte onların hali. En büyük azap onlarındır.? (Âli İmran 105).
?Sizden öyle bir cemaat bulunmalıdır
ki, Onlar herkesi hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülükten vazgeçmeye
çağırsınlar. İşte onlar muradına erenlerin tâ kendileridir.? (Âli İmran:104)
?Allah?a ve Peygambere itaat edin.
Tâ ki rahmete kavuşasınız.? (Âli İmran:132)
Cum?a
Namazı ile mükellef olmayan bâdiyelerde (alan,sahra) yaşayan göçebeler, Öğle
Namazını, ezan,ikâmet ve cemaatle edâ ederler. Bu kimselerden biri, Cuma
kılınan bir yere gelip, Cuma günü orada kalmaya niyet etse, kendisine Cuma
vâcib olur. O gün Cuma vaktinden önce veya sonra çıkmaya niyet etse, Cuma
kendisine lâzım olmaz.
Çünkü
köylü veya göçebe Cuma kılınan yerde kalmaya niyet ettiği için şehirli gibi
olmuştur. Şehirden çıkmaya niyet ettiği günde ise, şehir halkından biri
hükmünde değildir.
Lakin Nehru?l-Fâik kitabında, Cum?a vaktinden
sonra çıkmaya niyet edilirse, kendisine Cuma vâcib olur, aksi halde olmaz
deniliyor.
Yine Cum?a ile mükellef olmayan
yayla veya Cum?a kılınan yere uzak harman ve çiftliklerde köylü veya Yörük
halkı, Cum?ayı kılmak, hem de bununla beraber bazı ihtiyaçlarını karşılaya
bilmek için, Cum?a Namazının kılındığı bir beldeye gitmek üzere, Cum?a günü
yola çıkarsa, bu halde itibar, o kişinin kendisinde ağır basan niyetine
göredir. Eğer daha ziyade Cum?a Namazını kılmak maksadıyla yola çıkmışsa, Cum?aya
Sa?y (bir maksadın husulü için elden geleni yapma, azami gayret etme) sevabını
kazanır. Yok eğer, göreceği işi, karşılayabileceği ihtiyacı ile Cum?a kılma
niyeti eşit bir durumda olursa Cum?anın sevabını alamaz. Zira ibadete başka bir
şey ortak koşulmaz. Meselâ hem farzı yerine getirmek hem de ticaret için hacca
gidilmez. Kezâ camide görünmek ve halkın dilinden kurtulmak için Namaz
kılınmaz. Hâsılı ibâdeti Allah Rızası dışında herhangi bir maksatla yapmak, o
ibâdetten hâsıl olacak sevaba mani olur. Yukarıda söylenenlerden de
anlaşılabileceği gibi, daha ziyade hâcetini görmek maksadı ile çıksa veya her iki maksat eşit bile olsa kıldığı
Cumanın sevabını alamıyor. Bu tafsılatı
huccetül İslâm İmam Gazali ve
Şafii?lerin ileri gelen uleması
aynen kabul etmiştir. Bunlardan İzzeddin
b. Abdüsselâm böyle bir halde mutlak surette sevap olmayacağını beyan
etmiştir. Aynı husus İbni Âbidin?in Hazar ve ibahâ bahsinde de vardır.
Cum?a
Namazı ile mükellef olmayan misafir, kadın, hasta ve köleler Cum?a Namazını edâ
etseler, Cumanın vücub şartları gereği, vaktin farzı yerine geçer. Yani
kıldıkları Cuma Namazı Öğle Namazı yerine geçer.
Öte yandan bu kimseler (köle,
misafir, hasta) den her biri, sâir Namazlarda olduğu gibi Cum?a Namazında da
imamlık yapabilirler. İmam-ı Züfer, Şürnblâli ve Dürer?de ?Şüphesiz onlar imâmete
ehildir? denildi.
Misafir ve
Köleler de Cuma Namazı Kıldırabilir
Cuma Namazı, deliler. sabîler ve
kadınlar ile edâ edilemez. Ancak erkekler için hür ve mukîm (bir yerde
yerleşmiş olmak) şart değildir. Hatta cemaatin tamamı köle yahut misafir olsa Cuma
Namazı sahih olur. Bunların ibâdeti de sahih olur. Yani kölenin ve misafirin,
hitâbet ve Cum?a Namazına imâmeti sahihtir.
Hasta ve
mâzur olanların halleri de böyledir. Kuduri
Şerhin?de de, misafir, köle ve
hastaların Cuma Namazında İmamlık yapmaları caizdir denildi.
Cum?a
Namazını, devlet reisi veya onun nâibinin izni olmadan kılmak câiz olmaz
iddiasıyla, İslâm Cemaati, sinsice propagandalarla Cum?a şuurundan uzaklaştırılmak
isteniyor.
Sultan
veya hükümet reisinden (devlet başkanı) veya yetkili kimselerden izin
istenildiği taktirde, bu izin verilmese de Cum?a Namazı kılınabilir. Yeter ki,
İzin vermemekte şer?an haklı bir sebep bulunmasın
Nitekim
Şeyh-ül İslâm Allâme-i İbni Kemal, Cuma
hakkındaki özel kitabında, Dürer
sahibi Molla Hüsrev ve diğerlerinin
bu konudaki Adem-i Cevaz (sultandan izin alınmadan câiz olmaz yolundaki) olan
sözlerini reddetmiş ve Sultandan izin alınmaksızın Cum?a kılma ve
kıldırmanın câiz olduğuna dair delil
getirerek serdetmiştir.
Ömer Nasuhi Merhum, ?Büyük İslâm İlmihali?nde
derki, Veliyyül-emr veya onun mezun edeceği bir kimsenin bulunmadığı bir yerde
(Dâr-ı Harb gibi) Cemaati Müslimin?in tensibi ile içlerinden biri Cum?a
Namazını kıldırabilir.
İşte bugün
Almanya, Hollanda gibi İslâm beldesi olmayan memleketlerde bulunan
Müslümanların teâmülü de budur. Şunu çok iyi bilmelidir ki, Müslümanların
vazifesi Cum?adan kaçmak için bahane aramak değil, bilhassa kılabilmek için
fırsat kollamaktır. Hani kılma yasağı olsa bile.
Müslümanların
Emiri bulunmazsa veya bulunduğu halde
Cuma Namazını yasaklarsa, Emirin yasağını dinlemeden, izin ve ruhsata da
ihtiyaç görmeden kendilerine bir imam ve
hatip, temsil ve tayin ederek, Cum?alarını edâ ederler.
Vâlisi ve Hâkimi kafir olan
beldelerde de Cum?a Namazı Kılmak câizdir.
Hükümet
tarafından resmen tayin edilen birinin bulunmadığı bir yerde ise (Dar-ul Harb gibi), Müslümanların tensip edeceği bir zât
Cum?ayı kıldırır.
Kendisi
kafir olan bir Vâlinin tayin ettiği Müslüman hâkimi, eğer Müslüman halk kendi
rızaları ile kabul eder ve beğenirse, bu hakimin verdiği Şer?i Hükümler ve
kıldırdığı namaz şüphesiz câiz olur.
Hediyyetül Alâiyye adlı kitapta da yazılıdır ki, İmam Alâeddin ve Allâmei
ibni Âbidin?de arzedilen bu fetvayı görerek, Allâme-i ibni Kemâl, ?bu
mevzuyu delilleri ile birlikte çok güzel
işlemiş? diyerek methiyede bulunmuştur.
Mecmaül Enhur ise; izn-i âmm hakkında, Umumi İzin
verildiğini beyan ederek şunları söylüyor. ?Bizim
zamanımızda (sene 945) İzn-i âmm (Umumi
izin) çıkmıştır. Bundan sonra başka bir izin şart olmaksızın mutlak
surette cevazı müftâbih (Hakkında fetva
verilmiş ve kendisiyle amel edilmesi gereken hüküm) olduğu tasrih (sarih)
olunmuştur?. Fetva da buna göredir.
16 Şubat
1933 tarihinde, Diyanet İşleri Reisliği bu
konu hakkında şu açıklamayı yapmıştır.
?Cuma Namazı farzdır ve bunun Farziyeti
kitap, sünnet ve icmâ ile sabittir. Bütün mezhep imamlarınca da kat?i olan
cihet, onun farz ve şerait-i (şartlar) İslâmiyeden olmasıdır. Cumanın sıhhat-i
edâsı için serdedilen diğer şartların
varlığı kat?i olmadığından, onlar müçtehitler arasında, Muhtelefün
Fîh?tir (Hakkında ihtilaf olunan mesele). Mısır (şehir) ve İzn-i Hakim gibi
şartların var veya yok olması, farz olan Cum?anın cevazına haiz-i tesir
değildir. Binaenaleyh, ufak bir köyde bile bu farzı edâ edecek cemaat bulunur
ve müsaâde için müracaat vuku bulursa, onlara izin verilmesi iktiza edeceği??
İmam Şafiî buyurur ki. ?Beş vakit namaz için nasıl Sultan izni gerekmiyorsa,
Cum?a için de şart değildir.
Mâliki ve Hanbeli?de dahi Cum?a için Sultanın izni şart değildir. Sultandan
izin almadan Cum?a kılmak sahihtir.
İmam-ı Gazali de; ?Sultanın Cum?ada hazır
bulunması veya İzni şart değildir. Ancak İzin almak daha güzeldir.?
Bir Cum?a
Camiine sultan veya yetkili birisi tarafından İmam tayin edilen bir kimse,
muvakkaten bir yere ayrıldığında, başka birini yerine vekil bırakabilir. Çünkü
bu konuda, dolaylı olarak İmam, Sultan veya izni kendisine verenin nâibi olmuş oluyor.
İsterse Sultan ona vekil tutma yetkisi ve izni vermemiş olsun.
Günümüzde
Diyanet tarafından tayin edilen imamların durumu da böyledir. Yetki Diyanete
verilmiştir. Bu yetki ile tayin edilen imamlar, bulunduğu camide müftünün nâibi
sayılır. O halde muvakkaten bir yere ayrılırken müftülükten izin almadan yerine
birini bırakabilir. Yetkili kimsenin izni ancak işin başında bir defa şarttır.
Cum?a kıldırması için bir kimseye izin verilince, o şahıs başkasına, o da
başkasına izin verebilir.
?Cumayı Devlet Başkanı
Kıldırmalıdır? Sözü Asılsızdır
Cuma Namazı kıldıran zâtın, Devlet
Reisi veya onun tarafından mezun birisi olması aslî şart değildir, tâlidir.
Kur?an-ı Kerîm ve Hadis-i Şeriflerden değil, Hanefi âlimlerince daha çok uygulamadan çıkarılmıştır.
Müslümanların,
bilhassa Cum?a günleri akın akın camileri, mescidleri doldurup, Elhamdülillah
sokaklara taştıkları ve bir bayram sevinci içinde edâ etmeye çalıştıkları Cum?ayı,
bazı gafiller kendilerine boy hedefi seçmişler ve ülkemizde Cum?a Namazının kılınamayacağı fitnesini
kusmuşlardır. ?Fitne katilden daha
şiddetlidir.?
Bunların yapmış olduğu bu hareketlerin, İslâm
adına neye mâl olduğunu, müslümanları kararsızlığa iterek, mü?minlerin
birliğini parçaladıklarını, kendilerinin de İslâm dairesinden çıktıklarının
acaba farkında mıdırlar? ?Kim o cemaatten
bir karış ayrılırsa, İslâm halkasını boynundan çıkarmıştır?. Halbuki Cuma namazı Farz-ı Ayn olup, inkar eden kâfir olur. Çünkü
kat?i delil ile sabit olmuştur. Müstakil bir farz olup Öğle Namazından daha
kuvvetlidir. Allah Teâlâ Kur?an-ı Kerîm?de şöyle buyuruyor:
?Ey İman edenler, Cuma gününde, Cuma
için Ezan okununca, Allah?ın zikrine koşunuz ve alış verişi bırakınız.
Bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır?.
Veliyyül Emrin izni şartı ise Ebû Hanife?ye ait bir görüştür. Aynı
mezheb imamları bile bu görüşü teferruat saydıkları için katılmamışlardır.
Onlara göre; Beş vakit namazda izne gerek olmadığı gibi, bir Farz-ı Ayn olan
Cum?a Namazının kılınmasında da Veliyyül Emr?in iznine gerek yoktur. Çünkü Farz olan bir şey bütün Müslümanlara
şâmildir. Bazı mezhep mensupları kılsın da diğer mezhep mensupları kılmasın,
denilemez.
İslam Devletinin varoluş şartlarıyla
ilgili olan bu ictihâdi görüş, bazı çevrelerce çarpıtılıp, Cuma Namazının şartı
imiş gibi gösterilmekte, bu şekilde Müslümanlar arasında tefrika çıkarılıp,
vahdet (birlik) şuuru zedelenmektedir. Cenâb-ı Hak Kur?an-ı Kerîm?de böyle
kimseleri defalarca uyarmıştır. ?İnsanlardan
kimi vardır Allah?ın (c.c.) dini hakkında bir bilgisi olmadığı halde mücadele
eder. Her inatçı, şeytana tabi olur.?
Cumayı
Nasıl terk edersin Ey Müslüman! Aziz kardeşim belki sen, burası Dârül Harp?tir,
Dârül Harp?te de Cuma Namazı yoktur diyerek camiye gelmeyebilirsin.
Biz de
sana sorarız ki; Eğer sen cami, cemaat ve Cumaya gelmezsen, senin çoluk çocuğun
da gelmezse, seni örnek kabul ederek diğer Müslümanlar da gelmezse, bu durum
kimlerin çıkarına olur. Camileri böyle bomboş bırakmak, onları temelinden
yıkmaktan daha hazin değil midir? Boş bırakılan ve Cum?anın kılınmadığı
camiler, ülkeyi Dârül Harp?e teslim etmek değil midir? Dolan camiler, kalabalık
Cum?alar Dârül İslâm?a özlem değil midir?
İslâm Ahkâmı?nın uygulanmadığı Darül Harb?de bile Müslümanlar bir araya gelerek içlerinden
birini İmam tâyin ederek Cuma Namazı?nı kılabilirler.
İnsanı
rahata ve tembelliğe sevk eden nefsin ve şeytanın sesine değil, ilahi davete
kulak ver, icâbet et! Seni yanıltan ve Hak?tan uzaklaştırana uyarsan ahirette
şöyle demen sana fayda vermeyecektir: ?Ne
yazık bana keşke falancayı dost edinmeseydim.?
?Girmeden tefrika bir millete düşman
giremez,
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.?
CEMAATİ TERKETMEK İÇİN BAHANE ARAMAK: Şu bir hakikattir ki; çevremizi
saran ve fezalarda dolaşan aşırı düşmanlarımızın tek korkuları, bizim imanımız,
birlik ve beraberliğimizdir. Eğer bizleri istila ederlerse, bizim içimizde
yaşayamayıp, çekip gideceklerdir. Onlar gitmezse kovulacaklardır. Bunu
bildikleri için istilaya cesaret bile edemezler. İşte yenilmeyen bir silah,
İmanda birlik ve beraberlik silahıdır.
-Birlik beraberlik camide.
-Sevgi kardeşlik ve muhabbet camide
.
-Kurtuluş camide.
-Peygambere ümmet olmak ve İslâm?a
hizmet camide
-Gel kardeşim sağlığında gel, Eğer
sen sağlığında gelmezsen, nasıl olsa ölünü getirecekler. Dost acı söyler
darılma. Yukarıda uzun açıklamalar yaptık. Mevzuların doğruluğuna şahit Hz. Allah ve onun çok açık olan emirleridir.
Eğer bu önemli delilleri hiçe sayarak, maksatlılara kanarak, Cuma Namazı yok,
İmam sakalsız, sarığı yok; İmam, İmam Hatipli?dir, imam olmaz; cami İmamı
bizden değil Namazımız olmaz, gibi safsatalarla bahaneler arama! Çünkü bunlar
baştan sona yanlış ve İslâmi emirlere zıt ve zararlı fikirlerdir. Yukarıda
verdiğimiz deliller cevaba kâfidir.
Rabbimizin
muhbiri, sadık elçisi sahih delillerle ?Allah?a
tam itaat etmeyen günahkar İmamın arkasında dahi Namaz kılınız,? emri,
konunun önemini anlatmaya kâfi gelir sanırım. Ama buna rağmen sen; Benim
şeyhim, önderim ondan daha iyi bilir dersen (haşa) onu da sen bilirsin.
Eğer
bundan sonra İslâmiyet?e hizmet edilecekse, bunun yolu ilim ve ilim tedris eden
müesseselerden geçecektir. Yüce Mevlamız ?Ey
inananlar, Allah?ın ipi Kur?an?a topluca sımsıkı sarılın, sakın ha, ayrılığa
düşüp parçalanmayın?