Cihannüma
Tarafından Düzenlenen Pazar Sabah Namazı Buluşmalarında Tartışma adabı konusu
işlendi.
Cihannüma
Karaman Şubesi tarafından düzenlenen Pazar Sabah Namazı Buluşmaları devam
ediyor. Bu haftaki sohbette tartışma adabı konusu işlendi. Aktekke Camisinde
eda edilen namaz sonrası Hatuniye Medresesine geçildi. Mücahit Özdemir?in Kur?an-ı Kerim tilavetiyle başlayan program
KMÜ İslami İlimler Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nasseruddin
Mazheri?nin sohbetiyle devam etti. Nasseruddin Mazhari Konuşmasında;
Tartışma
Adabı
Değerli
dinleyiciler! Tekrar hoş geldiniz bu mübarek zaman ve mekânda bizi buluşturana
hamdu sena olsun. Bu gün sohbetimizi bir ayeti kerime ile başlamak isterim.
Allah (cc) Ankebut süresinin 46. ayetince şöyle buyurur: ?Kitap ehli ile ancak
en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin: ?Biz, bize indirilene
de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir (aynı
ilâhtır). Biz sadece O?na teslim olmuş kimseleriz.? Bu ayette mücadele kelimesi
geçmektedir. Tartışma, tarafı ile delil vasıtası bir fikri başkasına kabul
ettirme, veya karşı tarafın iddiasını delil ile bertaraf etmeye denir. Bu
kelime ile daha sonra İslam edebiyatında cedel ilmi ortaya çıkmıştır.
İslam?daki cedel ilmi ile Yunan kültüründeki cedel ilmi arasında yer gök kadar
fark vardır. Çünkü yunan kültüründe gelişen ve zirveye varan bu ilim dalında
hak ve hakkaniyeti ortaya koyma çabasından daha ziyade yanlış olsun doğru olsun
kendi fikrini ispat etme çabası vardır. Her türlü fikri, mantıki vesileye ile
diğerlere kabul ettirmek gibi bir mantık vardı eski Yunanda.
İslam
kültürünün içinde gelişen cedel ilmi hak ve hakkaniyeti savunmak uğruna ortaya
çıkmıştır. Akli, nakli, kevni, nefsi delillerle Allah?ın ispatına gidilmiştir.
İslamiyet birçok değeri sapmadan kurtarmıştır. Birçok yanlış anlayışı İslam
düzeltmiştir, yanlış anlamını bertaraf ederek yepyeni bir anlam kazandırmıştır.
Cahiliye devrinden kalan ve kabilecilik anlayıştan dillerde dolaşan: ?kardeşin
zalimde olsa mazlum da olsa ona yardım et? sözünü de olumlu anlam vermiştir.
Buna benzer birçok yanlış söz ve uygulama İslam medeniyeti potasına erimiştir.
Bu
ilim sadece metafizik konularla sınırlı olmamıştır. Siyasi, felsefi, ekonomik,
toplumsal konularla da ilgilenmiş, böylece derin tartışmalar, fikirler
üretilmiştir. Ama şuan maalesef özellikle Arap dünyasında ictimai ve siyasi
konuları ele alan tartışmalar çoktan kaybolmuştur. Çünkü bu gibi tartışmalar
diktatörlük ve krallık nizamına, düşüncesine ters düşmektedir. Ama onun dışında
devletin ekonomik, siyasi ve diğer faaliyetlerini dokunmayan ne varsa
konuşulabilir, yeter ki devlete, siyasete dokunmasın.
Eğer
tartışma hakka ulaşmak için olursa güzeldir, övülmüştür. Ama bunun bir şartı
vardır. O da önyargılardan uzak olmak. Bunun en temek şart da budur, çünkü
önyargı insanın gözü önünde bir perdedir. Önyargıya sahip olan, bir fikre,
şahsiyete, ekolun fanatiği olan kimse ile tartışmak asla sonuç getirmez.
Mevlana önyargıya sahip olan kişiyi şaşıya benzetiyor. Şaşı karşısındaki bir
şeyi iki görür veya yamuk görür. ?kişi içinde garaz, ters niyet
taşıdığında
hüner gizli kalır, böylece kişinin kalp ve gözü önünde yüzlerce perde çekilir?
der Mesnevide. Başka bir yerde de önyargıyı rüşvet almış kadıya benzetiyor.
Rüşvet almış kadı zalim ile mazlum arasındaki farkı görür mü? Kesinlikle
görmez.
İkinci
şartı ise ihlas sahibi olmaktır. Karşı tarafı alt etmek için her türlü çabayı
göstermek asla insani, ahlaki bir tavır değildir. İhlastan yoksun olanlar karşı
tarafı her türlü vesile ile alt etmek isterler ki bu konuşma ve tartışma
adabına terstir. İmam Şaffi tartışmaya mecbur bırakıldığım zaman içimden şöyle
dua ederdim der: ?Allah?ım bunu kalbine ve diline hak ve hakkaniyeti koy, ta
onun dilinden hakkı duyayım?.
Hatta
susturmak ve bilgiyi ölçmek için bile soru sormak bile hoş karşılanmamıştır.
Bilgi elde etmek için soru sormak tabi ki güzeldir. Hatta soruyu ilmin anahtarı
olarak nitelendirmişlerdir alimler. Karaman?da bir okulun duvarında şöyle bir
yazı görmüştüm: ?sormaz ki bilsin, bilse sorardı, bilmez ki sorsun, bilse
sorardı?. Sorulan kişi de bilmezse bilmediğini söylemeli. İnat etmemeli, illa
ki cevap vereceğim derken yanlış fetva vermemeli. İmam Malik?e kırk soru
sormuşlar, sadece 10 soruya cevap vermiş, 30 soruyu bilmiyorum diye yanıt
vermiştir.
Bir
diğer şartı ise istidlal metodolojisidir. Eğer birisi dinimize mesnet teşkil
eden kaynaklara saygısı yoksa onun ile tartışmak konuyu daha da çetrefil hale
getirebilir. Çünkü sana mesnet teşkil eden kaynakları o bir kere kabul
etmiyordur. Sünnetten delil getirdiğinde hafife alır, alay eder, en sonda da
sabırlı olmadığınızda kavga, gürültü çıkar. Böylece ne alimin heybeti kalır ne
ilmin saygınlığı.
Başka
bir mesele de ilmi, akademik konular medyada tartışılmamalı. Varsa bir
ihtilaflı konular onları vatandaşların gözünden uzak tutarak ilmi ortamlarda
tartışılması daha uygundur. Çünkü İslami bilgisi kıt olan sıradan vatandaşın bu
tür münazaralardan sonra kafaları iyice karışır. Ya senin fanatiğin olur ya
karşındaki kişinin. Böylece münazara futbol maçına dönüşür. Hal bu ki din
taraftar toplamak, alkış tutmak için değildir, hakkı ve hakkaniyeti insanlara
hikmet ile ulaştırmaktır.
Tartışma
yapan kişilerin göz önünde bulundurulması gereken şey aralarındaki ortak
noktalardır. Birisi ile dini, siyasi veya başka her hangi bir konuda
katılmıyorsanız bu doğal bir meseledir. Ama doğal olmayan karşı kişinin sizinle
olan ortak noktaları görmemek. Eğer sizi bir araya getiren ortak noktaları
görmüyorsanız ve sadece sizi tek bir mesele ayırıyorsa bu gerçekten
anormalliktir. Sadece bir veya iki meseleden dolayı bir kişiyi silmek, bütün
irtibatları
kesmek insafsızlıktır. Kıyamet gününde bile Allah (cc) iyilik ve kötülükleri
tartıyor. İyiliği ağır basan kimse kurtuluyor. Bizim de böyle bakış açıya sahip
olmamız lazım. Yoksa anlaşabileceğimiz kimse bulamayız bu dünyada.
İmam
Şafii den bu konuda bir harikulade örnek vardır. Bir gün ders esnasında bir
meseleyi anlatırken onun gözde öğrencisi Yunus b. Abdul Ala anlatılan meselede
onun ile katılmadığını belirtir ve homurdanarak öfke ile kapıyı çarpıp mecliste
çıkar. Yunus b. Abdul Ala der ki: akşam kapım çalındı, kapıya gittim, kim o
diye seslendim. Muhmmed b. İdris diye ses geldi. Yunus b. Abdul Ala der ki: O
an Şafii dışında gözümün önünden ismi Muhammed b. İdris olanların hepsi geçti.
Kapıyı açtığımda büyük İmamı karşıma gördüğümde şok oldum. İmam bana: ?Ey
Yunus! Yüzlerce mesele bizi birleştirirken sadece bir konu mu bizi uzaklaştırdı?,
her tartışmalı konuda karşı tarafı alt etmeyi düşünme, bazen kalplerin kazanmak
konuyu kazanmaktan daha evladır, daha önce kurduğun köprüleri yıkma, belki geri
dönmek için işine yarar, her zaman hatadan nefret et, hata eden kişiden değil, sözü
eleştir, sözü söyleyen kişiye saygılı ol, çünkü bizim görevimiz hastalığı
ortadan kaldırmaktır, hastayı değil?. (hedefimiz üzüm yemektir, bağcıyı dövmek
değil)
Başka
bir mesele de karşı tarafın saygı gösterdiği şahsiyetlere asla saygısızlık
yapmamalı. Böyle yapan kişinin sözü baştan reddedilir. Şii ve Sünnileri
birbirine düşüren birçok televizyon kanalı şuan mevcuttur. Özellikle Farsça
yayın yapan ve yayını da Avrupa?dan gerçekleşen bu kanalların finansmanı tek
mercidir. O da İngiliz istihbaratı? gece gündüz bu kaç kanal Şii ve Sünniler
arasındaki ihtilaflı konuları tartışıp dururlar. Şii kanallar sahabeyi
küfredenken karşı taraf Şiileri yerden yere vuruyor; asla ortak noktalar
üzerinde durmuyorlar. Bu tam bir fitne olmuş durumda. Birçok dilde yayın yapan
ve Müslümanları birbirine düşüren bu kanalların finansmanı İslam düşmanlarıdır.
Bilinçli olmayan birçok Müslüman genç bunların oyununa gelebilmektedirler.
Program
yapılan dua ile sona erdi.





