Kandil gecesi kutlama geleneği Osmanlı Devleti döneminde
padişah II. Selim?den (1566-1574) itibaren sürdürülmektedir.
Kandilden bir hafta önce çocuklar, gece sokağa çıkarak bu
günün geleceğini, trampetlerle, kavallarla, fenerlerle mahalle mahalle
dolaşarak haber verirler. Fenerini alan çocuk sokağa çıkar, yol ortasına
gerilen ipe fenerini asar, bütün dükkanlar rengârenk, irili ufaklı karpuz,
davul, sünme, kuyruklu ismi verilen kağıt fenerlerle, mumlarla donatılır.
Çocuklar yakılan ateşin etrafında halka olur ve fener alayına katılırlar.
Regaip gecesinin sabahı ellerine birer torba alan çocuklar
kapıları çalmadan içeriye girer;
Şivli şivli şişirmiş,
Erken kalkan pişirmiş,
İki çörek bir börek,
Bize namazlık gerek. Şivliliiiiik... diye bağrışırlar.
Ev sahibi önceden hazırlanan kuru üzüm, leblebi, incir, iğde
gibi çerezlerden ve günümüzde daha çok şekerlemelerden çocuklara dağıtır. Aynı
gün, hemen her evde, yağda kızartılmış mayalı hamurdan ?bişi? yapılır ve
yufkaların arasına konur. Buna pekmezle yapılmış un helvası ilave edildiği de
olur. Bişiler komşulara dağıtılır. O gün erkekler ise mahallenin camiinde mum
yakar. İkindi ile akşam namazı arasında mezar ziyaretleri yapılır, yatsı
namazında camilerde mevlit okunur. Şivlilik günü aile büyükleri, komşu ve
akraba ziyaretleri yapılır, ?namazın mübarek olsun? temennisinde bulunulur. Bu
ziyaretler sırasında önce yemek, ardından da çerez ve meyvelerden oluşan
şivlilik ikramı yapılır. Çocukların hatırlandığı, mutlu edildiği şivlilik, aynı
zamanda birlik ve beraberlik duygularının pekiştirildiği bir gelenek olarak
geçmişten günümüze varlığını sürdürmektedir.









