Olimpiyatların ön elemesini andıran 10 Şubat eşiği geçildi.
Resmi görevleri olanların Milletvekilliği adaylıkları için istifaları
gerçekleşti.
Tabi bir kazan da kaynamaya başladı?
Hani eğlence mekânlarında bir oyun vardır. Elinize bir
lastik çekiç verirler. Önünüzdeki tabladan bir takım kafalar rastgele çıkar ve
sizin o kafalara vurmanız gerekir. Ne kadar çok kafaya vuruşanız makine daha
çok öter ve puan kazanırsınız?
Ben varım diye ortaya çıkanların kafasına da lastik
tokmaklar inip kalkmaya başladı. Kim kaç tokmak yiyor artık o da rast gelişe
bağlı?
Ne çirkin bir davranış, ne çirkin bir uygulama.
İnanın; kapalı kapılar arkasında fısıltı ile
konuştuklarını ?git de o insana teke tek söyle, durumunu bilsin? deseniz ortada
canlı kalmayacak.
Ve; söz meclisten içeriye dahil olduğu zaman da; o
fısıltılar bir anda yüksek sesle övgülere, takdirlere dönüşmüyor mu? İşte bu
çok daha vahim.
Bu davranışları sergileyenlere bakıyorsunuz, hiç ilgisi
olmayan, konu ile alakası bile bulunmayan kişiler. Konuşma gerekçelerine
bakıyorsunuz bomboş. Sözleri sıralayışlarına bakıyorsunuz, tek stüdyodan
doldurulmuş, tıpkıbasım ses kayıtları gibi. Yani bunları paralel kulaklar
dinlemeye, kaydetmeye kalksalar işleri çok kolay. Bir kayıt yap, yaz altına
15-20 ismi tamam?
Peki, insanları buna iten ne?
Bir üst düzey yönetici ve beraber çalıştığı iki yol
arkadaşı ile ilgili, eleştiri, ikaz ve önermeler içeren bir yazımın hemen
sonunda gece yarısı telefonumuz çalıyor. Açıyoruz, hal hatır ve iyi dilek,
temennilerden sonra direk lafa giriyor üst düzey yönetici:
?Abi seni çok takdir eder ve severiz. Güvenimiz de
tamdır. Sık sık da fikirlerini almak isteriz. Özellikle bu günkü yazınızdan
dolayı teşekkür ederiz. İçerdiği mesajları harfiyen aldık. Değerlendireceğiz.
Bir tek konuda ise haklı bir mazeretimiz vardır. Onu da şöyle izah edeyim:?
diyor ve geniş bir izahatla haklı mazeretini anlatıp teşekkür ve iyi dileklerle
vedalaşıyor.
İşte olması gerekene güzel bir örnek?
Toplumdaki algı böyle olmayınca da, kapalı kapılar
arkasında fısıltı ile konuşanlar, ortaya çıkıp da cesaretle doğruları
söyleyemiyorlar.
Birileri çıkıp da:
?Sayın A?: Karaman için övünülecek seviyeli bir
siyasetçisin. Ama Karaman?da ve hatta Türkiye?de partinizin şansı ortada. Genel
Merkezden elde ettiğin güçle kazanılacak bir ilden aday ol ki bir Karamanlı
daha Meclise girsin.?
Ya da:
Sayın B?: Her konuda üstün bir liyakatin var. Genel
Merkezde de gücün. Büyük şehirlerden birsisinden aday ol. Karaman sıralamasında
1. Ve 2. kavgası olmasın. Zaten görev süresince Karaman Halkından biraz kopuk
kaldın. Vatandaş oy verir de, verirken elleri üşür?
Ya da:
Sayın C?: Yıllarca uzak durduğun siyasete hızlı
daldın. Bir anda da aşırı medyatik oldun. Keşke bir dönem ısınma ve antrenman
turları düzenleseydin. Aday olamazsan, yıkım ve hezimet olabilir. Mevcut
görevlerinden de olursun. Kazanırsan da ateşi avuçta taşımak çok zor. Senin
avuçların deneyimsiz ve pek narin?
Ya da:
Sayın D?:Düzgün insanlarla yola çıktın. Onlarla
yürüdüğün sürece düzgündün. Bu gidişatın seni parlattı. Bu parlayışınla bir
anda en üst mevkilere konuşlandın. Ancak zayıf bünyen, çelimsiz siyasi yapın,
yuvarlak kafandaki üçgen zeka bu kadar yüksekliği kaldıramadı. Bir anda
söylenti dedikodu ve bombalar peş peşe geldi. Bunlar yenilir yutulur cinsten
değildi. Bunları yapıp yapmadığın hiç önemli değil. Zaten biz de yaptığına
inanmıyoruz ama: sen bunlar karşısında sessiz kalıp, bir de ayağını denk at
diyenlere iftiralı çamur partileri ile saldırınca, üstündeki çizikler adını
okunmaz hale getirdi. Yoksun? Bari işine gücüne devam et, güzel bir özel
yaşantı ile yine eskinin düzgün adamı ol?
Ya da:
Sayın E?: Çok sevilen sayılan bir kişisin. Gönül
almayı bilirsin. Karamanı karış karış tanırsın. Sadıksın. Haddini de bilen
insansın, ama bu oyunlar büyük oyunlar. Bu oyunda oyun kurucun, antrenörün ve
taktik adamların yok. Sana bırakmazlar bu işi.?
Ya da:
Sayın F?: Şehir dışında iyi bir mevkide başarılı bir
elemansın. Eksiğin yok fazlan var. Ne var ki teşkilat çalışman sıfır. Bu güne
kadar bu teşkilata binlerce insan kısa dönemler canla başla çalıştı. Gerçi şu
an hiçbir partinin kapısından girmek şöyle dursun semtinden de geçmiyor,
geçemiyor ya. Sen ben adayım deyince hangi hakla diyorlar??
Vs, vs.
Diyemiyor?
Bu gün aday
olanlardan çok, kamuoyuna görev düşmektedir. Siyasi partilerin aday seçme
yöntemlerindeki yanlışı herkes biliyor ve eleştiriyor. Sandığa gidip de parti
hatırına partinin gösterdiği adaya kerhen oy vermek mankutluktur. İnsanı sıkar.
Üzer. Demokrasi de geçekleşmiş olmaz.
Bu günkü sistemin bu yanlışından ötürü, aday tespiti,
en az seçim kadar önemlidir. Kamuoyu bu noktada açık olmalı ve herkes
fikirlerini hür iradesi ile ortaya koymalıdır. Ortaya koyulan fikirler de
birilerinin işine gelmiyorsa fikri beyan edeni linç etmek yerine, aklını başına
toplamalı ve kendi durumunu gözden geçirmelidir. Birilerinin bize yaptığı gibi,
fikrimizi söyledik diye, ömründe ilk defa bizim varlığımızı hatırlayıp ?abamın
altında sopam var? derlerse de onlara ?yürrü anca gidersin? deyivermek lazım.
Şu an ismi geçen tüm aday adayları o makamın gereğini
elbette yapar. Bu kalitede insanlardır ki ön plana çıkmışlardır.
Gerçekleri ortaya koyup, içlerinden bu işin biçilmiş
kaftanını, bu milletin sırtına giydirip Milletin Hakkı İle Temsilini Sağlamak
İçin Gün Bugündür?





