Ramazân-ı Şerîf, çok mühim bir ibadet ve diriliş zamanıdır. Bu mübârek ay nasıl idrâk edilmelidir? Osman Nûri Topbaş Hocaefendi anlatıyor.
RAMAZÂN-I ŞERÎF, BİR DİRİLİŞ MEVSİMİDİR
–Ramazân-ı şerif, bir mü’min için senenin en mühim zaman dilimi... Nasıl 24 saatlik bir gün içinde, seher vakti çok mühim... Bir hafta içinde Cuma günü çok mühim... Sene içinde de Ramazân-ı şerif çok çok ehemmiyetli.
Zira Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz lütuflarının, merhamet ve şefkatinin tecellî ettiği bir ay. Zira ayın sonunda bir bayram va‘dediliyor. Bu bayram ki, bu mübârek mevsimin bir şahâdetnâmesi olmaktadır.
Muallâ bin Fadl Hz. şöyle anlatır:
“Selef-i sâlihîn; Cenâb-ı Hakk’a, altı ay kendilerini Ramazân’a ulaştırması için duâ ederlerdi. Geri kalan altı ayda da idrâk ettikleri Ramazân’ı kabul buyurması için duâ ederlerdi.” (Kıvâmu’s-sünne, et-Terğîb ve’t-Terhîb, II, 354)
Dâimâ bir Ramazân-ı şerif ekseninde yaşamaya gayret sarf ediyorlardı. Böylece bütün seneye Ramazân-ı şerîfin feyiz ve bereketini yaymaya ihtimam gösteriyorlardı.
Bazı mesleklerde eğitim seminerleri, kamp ve benzeri programlar yapılır. O günlerde diğer bütün işlere ara verilir, tamamen orada verilen eğitime teksif olunur. Sporda da, mühim bir müsabaka veya şampiyonadan önce mutlaka kamplar olur. Sporcular ihtilâttan men edilir. Böylece gıdâsıyla, vücut kondisyonuyla, yarışmaya tam hazırlık sağlanır.
Dünyevî şeylerde şart olan bu tür zaman dilimleri, elbette uhrevî sahada daha da mühim ve şart. Hele dünyanın bütün meşgalelerinin insanı âhiretten uzaklaştırdığı bu modern câhiliyye zamanında, bu çok daha mühim.
Velhâsıl Ramazân-ı şerif, rûhâniyetiyle Peygamber Efendimiz’le beraberlik sırrına eriştirmeli. Hayatlarımıza; asr-ı saâdete götüren bir kapı, bir pencere açmalı. Oradan gönüllerimize bir bâd-ı sabâ esmeli.



