Mülteciler Bir Millet İçin Allah?ın İmtihanıdır
Değerli katılımcılar! Bu günkü sohbetimizin konusu
mültecilerdir. Dedik ki bu mesele Allah?ın imtihanıdır. Evet, gerçekten de
Allah?ın imtihanıdır. Bir millet ya bu imtihandan geçer veya sınıfta kalır.
Sınavlar bildiğiniz gibi çeşit çeşittir. Ama bu sınav toplumun bütün fertlerini
kapsayan bir imtihandır. Her kes buna dâhildir. Her kes mutlaka bu imtihan ile
karşılaşır. Zenginde fakir de, patronda, işçide, ev sahibi de kiracıda, doktur
da, hemşire de, öğretmen de, öğrenci de, emlakçı da ev sahibi de, amir de memur
de, Hulasa her kes bir şekilde bu imtihana maruz kalmış ve kalacaktır.Birçoğu
bu imtihanı Allah (c.c)?ın fazlıyla kazanacak birçoğu de belki bu güzel fırsatı
elden edecek ve kaybedecektir.
Gördüğümüz gibi yaşadığımız toplumda bu imtihan ile her kes
karşılaşmıştır ve karşılaşıyor da. Çünkü toplumda saydığımız bütün sınıftan
insanlar yaşıyor. Bir tarafta her şeyini kaybetmiş hatta en yakın akrabalarını
bile toprağa vermiş, şiddetten ve ölümden tit tir titremiş bu topluma sığınmış
insanlar var. Diğer tarafta da Allah?ın verdiği emniyet ve türlü türlü
nimetlerde yüzen evinde barkında yaşayan insanlar var.İşte tam bu bağlamda
Enbiya süresinin 35. Ayetinde Allah (c.c) şöyle buyuruyor: ?her nefis ölümü
tadacaktır, sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz ve bize
döndürüleceksiniz?.
Ayette Allah (c.c) ilk olarak bu ayette gafil insana ölümü
hatırlatıp şunu demek istiyor: kendini bu yaşadığın dünyada sonsuz ve ölümsüz
zannetme! Sen öleceksin. Sen buralarda kalıcı değilsin.Zalim isen de mazlum
isen de sonunda bizimle karşılaşacaksın ve mükâfat veya cezanı hak ettiğin gibi
elde edeceksin. Ayetin ikinci şıkkında de şunu belirtmek ister: zannetme ki biz
sadece kulu sadece musibetlerle, felaketlerle deneyeceğiz. Hayır! Bizim
imtihanımız her ikisinde de vardır.Nimet içinde olduğun zaman acaba sana
verilen nimetin kadrini bilip şükrettin mi yoksa diğer insanları ezmek ve
istismar etmek için mi kullandın.
İlginçtir ki Allah (c.c) ne zaman imtihandan bahsetse
ölümden de bahseder. Mülk süresinin ikinci ayetinde de şöyle buyurur: ?o
hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır,
o mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır?.
Ensar ve muhacir kavramından bahsetmek zordur. Çünkü onun
gereğini yerine getiren ve ne anlama geldiğini bilen, bu dini kavramın farkında
olan, bu şuuru taşıyan insanların sayısı bütün Müslüman toplumlarda
azdır.Devlet zaten elinden gelen her türlü yardımı mültecilerden esirgemiyor.
Bunu mucamele olsun diye demiyorum her kes buna şahittir. Bunu söylememek ve
dile getirmemek aslında haksızlıktır.
Yaşadığımız toplumda yardım sever insanların da sayısı az
değildir. Ben şahsen gecesini gündüzüne katan ve mültecilere karşı her türlü
fedakârlıkta bulunan birçok insan tanıyorum. Onların kapısına kadar giden, hal
ve hatırlarını soran, onlarla hasbihal eden, dertleşen, dili bilmese de gönül
diliyle onlarla muhatap olan birçok insan var. Bu duyarlı insanların sayesinde
hem onların ihtiyaçları gideriliyor hem de toplum iç huzura kavuşuyor. Hatta bu
yardım yapan insanların bazıları o kadar samimidirler ki kesinlikle
yardımlarını ilan etmiyorlar, hatta fotoğraf bile çekmiyorlar, çektirmiyorlar.
Mülteci de yardımın nerden geldiğini bilmiyor, onuruna da dokunmuyor.Bunlar çok
güzel örnekler. Bunları zikretmeden geçmek olmaz.
Mültecilere işverenler ise tespit ettiğimiz kadarıyla dörde
ayrılır. Daha çok çeşitleri varda burada en bariz ve göze çarpan patronlardan
bahsedeceğiz.
Birinci kesim: bu kesim Allah?tan korkan ve kul hakkına
riayet eden patronlar ve işverenlerdir. Bunlar toplumun bereketi ve manevi
sermayesidir.Bunlar adamın çalışma karşılığı neyse neyi hak etmişse ayrımcılık
yapmadan zamanında veriyorlar. Aynı şartlarda yerli ve mülteciyi çalıştırıp
ikisine de aynı ücreti veriyorlar. Bunlar sınavı kazanan ve kul hakkını riayet
eden kimselerdir. Onlara karşı asla kötü muamelede bulunmazlar.
Mağduriyetlerini istismar etmezler. ?bu zaten mecburdur ne versem alır,
sabahtan akşama kadar çalıştırıp ayda 4 yüz 5 yüz TL da versem kabul eder?
mantığıyla hareket etmezler. Bilirler ki Allah (c.c) emniyet ve nimet vermiştir
ve bu insanları Allah (c.c) bizi sınamak için bizim iş yerimize kadar
sokmuştur. Allah (c.c) dileseydi tersi de olabilirdi, ama olmamıştır, bizi ev
sahibi yapmış onları da muhacir ve mecbur işçi?
İkinci kesim: mültecileri yerlilerle aynı şartlarda
çalıştırıp az ücret verenlerdir. Bilirler ki bu çalışmaya mecburdur. Sigortası
zaten yoktur.Her ne kadar işçi o parayla yetinse, ses çıkarmazsa da içinde
işverene karşı bir ukde oluşur ve derinden derine nefret besler. ?Ben
arkadaşlarımla aynı şartlar altında hatta belki daha ağır işlerde çalışıyorum
ama onun yarısı kadar bile ücret alamıyorum? diye söylenir. Birçok işverenler
bunu yapıyorlar. Bir vicdanlı Müslüman?a bu asla yakışmaz.
Üçüncü kesim: yurt dışından gelmiş mecbur Müslüman kardeşini
aylarca çalıştırıp tek bir kuruş bile vermezler. Onu köle gibi zannedip
istedikleri işi yaptırırlar ve karşılığını asla vermezler. İşte bu insanlar hem
kul hakkına giriyorlar hem de toplumun iç barışını ve huzurunu bozuyorlar. Aynı
zamanda mağdur insanların topluma karşı ve millete karşı kin beslemelerine
vesile oluyorlar. Biliyorlar ki bu yabancı işçi hakkını arayamaz, dili de
bilmez, kimseyi de tanımaz. Zaten kanuni olarak da şikâyette de bulunamaz.
Dünya hayatı ve meşgalesi bunların vicdanları köreltmişti. Bunlar işverenlerin
yüzkarasıdır. Bunları uyarmak ve yaptıklarının doğru olmadığını söylemek
hepimizin görevidir. Toplumun başına bir bela gelse de bu gibi insanların
yüzünden gelir. Çünkü bunlar mazlumların ahını alıyorlar. Bunlara karşı
susarsak bu vebale hepimiz ortağız demektir.
Dördüncü kesim: yabancı işçinin çalışma karşılığının bir
miktarını verip bir miktarını ellerinde tutuyorlar. Yabancı işçiyi kendilerine
bağlamak için ve onu kendilerine ait işyerine çalışmaya mahkûm etmek için böyle
bir metot uyguluyorlar. Bazıları da parayı yerli işçilere zamanında ödeyerek
yabancının hakkını aylarca bekletiyorlar. Biliyorlar ki yerli işçiler bu parayla
çalışmaz, bunlar giderse işçi bulamam. Hz. Peygamber (s.a) buyurur ki: ?İşçinin
teri kurumadan ücretini veriniz?. Bu kesimi de uyarmamız dini ve vicdani
görevimizdir.
Çeşitleri ve kesimleri çoğaltmamız mümkündür? hepsini burada
zikredemeyiz. Her kes kendisinin ve vicdanının müftüsü olsun? Düşünsün
taşınsın?Acaba ben de bu sınav ile karşılaşmış mıyım? Karşılaşmışsam kazanmış
mıyım? Yoksa kaybetmiş miyim?
Müslüman muamelesinde Müslümanlığın gereğini hayatında
yansıtmazsa ne kadar namaz ve niyazda bulunsa da faydası olmaz. Kul hakkını
Allah (c.c) asla bağışlamaz. Kul ve Allah (c.c) arasındaki meselenin
bağışlanması tövbeye bağlıdır. Ama anlattığımız konular kul hakkı olunca asla
kurtuluş yoktur. Bir büyük alim der ki:?halka hizmetten başka bir ibadet tanımıyorum?.
Gerçekten de öyledir. Hz. Peygamberimiz de der ki: ?din muameleden ibarettir?.
Bu günler geçecek, gök kubbe altında sadece güzel veya kötü
hatıralar kalacaktır. Gelin onların nesilden nesle güzel hatıralarımızı
birbirine ve gelecek nesillerine aktarmaya vesile olalım. Ben de bir zamanlar
şu anki Suriyeliler gibi Pakistan?da ailemle mülteci idim. Pakistan halkını
ailecek sevdik ve hala da hayır ile onları yad ediyoruz. Çocuklarıma da o eski
günleri naklediyorum. Türkiye halkı için mültecilerin gönlünü kazanmak büyük
bir sermayedir. Bu sermayeyi elden kaçırmayalım.
Allah (c.c) hepimizi bu sınavdan yüz akıyla çıkmayı nasip
eylesin! Amin..
Program bir önceki ay okunan hatimlerin duasıyla sona erdi.




