Cihannüma Derneği`nin pazar sabahı yapmış oldukları sohbette konu İslam adabı idi. Kuranı Kerim`in hemen her tarafında adab dan bahseder. Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde beni rabbim terbiye etti ve edebimi de güzel kıldı buyurmuştur. Adabı muaşeret İslam`ın her kesiminde özellikle işlenmektedir. Aklı başında şuurlu bir insan İslâm adabına ayrilmamali. Yahudiler Kuranı Kerim`de şöyle bildiriliyor onlar adabı muaşereti bilmeyen bir kavimdir ve Allah onları edepsiz oldukları için lanete uğratmıştır.
Osmanlı Devleti`nin ünlü arif ve şâirlerinden Yusuf Nâbî (rah.), 1678 senesinde bir kafile ile hacc yolculuğuna çıkmıştı. Kafilede Osmanlı Devleti`nin ileri gelen paşaları da vardı. Kafile, Hicaz bölgesine girince Hz. Peygamber`i ziyaret aşkı Nâbî`yi iyice sardı. Öyle ki vücudu bir hoş oldu, uykusu kaçtı, hiç uyuyamadı. Bir gece yarısı kafile Peygamber şehri Medine-i Münevvere`ye yaklaştı. Kafilede bulunan Eyüplu Râmi Mehmed Paşa o esnada kıble tarafına doğru ayaklarını uzatmış uyuyordu. Rasul-i Kibriya`nın beldesine girerken gördüğü bu manzara Nâbî`ye hiç de hoş gelmedi. Paşayı uyandıracak bir şekilde şu meşhur beyitleri söylemeye başladı:
Sakın terk-i edepten, kûy-i mahbûb-ı Hüdâdır bu!
Nazargah-i ilahîdir, Makam-ı Mustafadır bu.
Mürâât-ı edep şartıyla gir Nabî bu dergaha,
Metâf-ı kudsiyadır, bûsegâh-ı enbiyadır bu.
Kuranı Kerim`de ve peygamber efendimizin sünnetinde islam ahlakı en güzel bir şekilde açıklanmıştır.






