KÖŞE YAZILARI
Giriş Tarihi : 21-04-2022 07:52

İnsan Pişiren Fırınlar

Maarifinsesi yazarlarından Yıldırım ALKIŞ'ın bu haftaki kaleme aldığı yazısı...

İnsan Pişiren Fırınlar

“Derman dizde, nur yüzde olur

İbret gözde, sır sözde olur

Hamlık olmaz, insan pişmeli

Ateş yoksa nan hurda olur.”

Fırıncı değilim, ne hamur yoğurmasını ne de ekmek yapmasını bilirim. Ne var ki ramazan pidesinden ve iyi pişmiş somundan anlarım. Hele ramazan pidesi yumurtalı ve tereyağlı ise öf be, yanına katık bile aramam!

Derdim ne somun ne de ramazan pidesi; bunları, yazmayı planladığım asıl konuya bir dibace yapmak istedim.  Somuncu Baba diye maruf Hamideddin Efendi fırınında pişirip sattığı somunlara ne katardı, neden o kadar tatlıydı bilmem. Bildiğim çok az şey var o da şu; Fırına girmeyen hamura somun denmez, fırında unutulmuş yanmışsa o da yenmez.

İnsanın da pişmesi gerek, aynen somunlar gibi. Pişmeyen hamura somun denmediği gibi pişmemiş insana da ‘insan denir mi?’ bilmem. Fırında fazla kalıp yananların da kimine veli diyorlar kimine deli. Kimine âşık diyorlar kimine meczup. Bu gün onlar da konumuz değil.

“Hamdım, piştim, yandım.” sözü Mevlana’ya nispet edilir. Tam da anlatmak istediğim konuyu üç kelimeye sığdırıvermiş. Bizim şimdilik işimiz pişmeyle. Yanma işini ehline bırakıp pişme işine devam edelim.

Aynı konuya değinmek üzere Hz. Yunus da;

 Taptuğun tapusunda, kul olduk kapusunda
Yunus miskin çiğ idik piştik elhamdülillah.”

beytinde hem fırını hem de pişme işini gündem yapmış.

Sözü ve yazıyı israf etmeden asıl söyleyeceğimizi söyleme zamanı geldi. Bu pişme işini sadece kitap satırlarına ve bilgelerin sözlerine hapsedip kendimizi soyutlamak olmaz. Hamur kalmak istemiyorsak pişmek gerek.

Hz. Musa (as)’ın Tur’da, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in ise Nur dağındaki Hira Mağarası’nda yaptıklarının benzeri olan insan pişiren tekkeler, çilehaneler varmış evvel zamanlarda; oralarda halvetler, erbainler yapılırmış. Modern çağda ise bunu Nakşîler, “Halvet der encümen” (Bizim halvetimiz halk içinde)  ifadesiyle güncellemişler.

Halvetleri belki başka bir yazının gündemine havale ederek Peygamber tavsiyesi pişme, olgunlaşma vesilesi olan itikâftan bahsetmek isterim. Bu fakire halvet nasip olmadı, tecrübe ettiğim bir itikâf denemesiyle sözü bitirmek isterim.

Rabbimiz Teâlâ Ramazan ayını on bir aya sultan yapmış, rahmet ve mağfiret ayı malum. Ramazan ayının sultanı da son on gün. Son on günün ve tüm günlerin sultanı ise Kadir gecesi.

Günlerin en hayırlısı Kadir gecesini kaçırmamak için, Ramazan ayının feyiz ve bereketinden azami istifade için, Peygamber sevgisinin bir nişanesi olarak şimdi itikâf zamanı. Mümkünse on gün, değilse dokuz, sekiz, yedi olmadı altı, beş, hiç değilse üç gün de olsa zaman itikâf sünnetine dâhil olma zamanı.

Hikâye bu ya; kömürle elmas sohbet ediyormuş, kömür elmasa şöyle demiş: “İkimizin de mayası aynı, nasıl oluyor da sen bu kadar kıymetli iken ben bu kadar ucuzum?”

“Elmasın cevabı kısa ve kesin: “Sen de benim çektiğim çileyi çekseydin, sen de kıymetli olurdun.”

Selam itikâfa niyet edenlerin üzerine olsun.  

AdminAdmin