Cihannüma
Karaman Şubesi tarafından düzenlenen Pazar Sabah Namazı Buluşmaları devam
ediyor. Bu haftaki sohbette Düşüncede Krizin Üç Temel Etkeni konusu işlendi.
Araboğlu Camisinde eda edilen namaz sonrası Tartan Evi Yanı Kültür Evine
geçildi. Kur?an-ı Kerim tilaveti ardından başlayan program KMÜ İslami İlimler
Fakültesi Dr. Öğretim üyesi Nasseruddin Mazhari?nin sohbetiyle devam etti.
Nasseruddin Mazhari konuşmasında şunları dile getirdi.
DÜŞÜNCEDE
KRİZİNİN ÜÇ TEMEL ETKENİ
Değerli dinleyiciler! Hayırlı
sabahlar. Tekrar bizi burada buluşturan rabbime hamt olsun. Gelecek hafta
inşallah ÖNDER binasında hasbihalimize devam edeceğiz sabah namazlardan sonra.
Kültür evi bize dar geldi. Orası daha geniş ve ferahtır.
İnsanı
samimiyetten uzaklaştıran ve aynı zamanda düşünce buhranına sevk eden bazı
önemli faktörden bahsedeceğiz bu günkü sohbetimizde.
Hz.
Peygamber (a.s) bir hadisi şerifinde şöyle buyurur: ?hesaba çekilmeden önce
kendinizi hesaba çekin?. Başka bir münasebette der ki: ?zeki olan kendini
hesaba çeken ve ölümden sonrası için azık hazırlayan kimsedir?.
Bu
hadis ışığında anlıyoruz ki insanı düşünce buhranına sevk eden birinci etken
kendini hesaba çekmemeden geçer. Diğer insanların kusurunu gören ve kendi
kusurunu göremeyen kimse düşünce buhranına duçar olur. Başka insanları tepeden
bakan kendisini yukarıdan bakamayan kimseler düşünce krizine maruz kalırlar.
Bir şair der ki: ?Ben bir pencerenin arkasında oturup sokakta kendi yürüyüşümü
izlemek isterim?. Nasıl yürüyorum acaba ben? Diğer insanlarla ilişki kurduğumda
hal ve hareketlerim nasıldır. Jest ve mimiklerim nasıldır. Niye biz kendimizi
hesaba çekmekten gafil kalıyoruz? Çünkü her zaman diğer insanları yukarıdan
bakıyoruz, ama kendimize asla. Niye çünkü kendimizi dünyanın ekseni
zannediyoruz. Ben de asla bir halel yoktur, ben kâmil insanım diye düşünüyoruz.
Böyle
bir bakış açısı birçok ruhi hastalığın kaynağı sayılır. Tekebbür, bencillik,
riya vesaireye kadar birçok ruhi hastalığa neden olur.
İnsan nasıl ki dış görünüşünü aynada
düzeltiyorsa ve böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsa iç dünyasının düzeltmesi için
de böyle bir aynaya muhtaçtır. Nasıl ki ayna insanın dışı hakkında yalan
söylemiyorsa insanın iç vicdanı da yalan söylemez. Bütün eğriliklerini ona
gösterir. Yeter ki ona danışsın. Ayna kırılmış ise veya başka bir arızaya maruz
kalmışsa o zaman insanı normalden farklı gösterebilir. Kalpta çok kirlenmişse,
paslanmışsa fuyuzâtı rabbâni, fütuhatı ruhani ona tecelli etmez. Ayna parlak olduğu
zaman ancak insan kendi yüzünü ve gözünü doğru ve şeffaf bir şekilde görebilir.
Çünkü
hadisi şerifte de geçtiği gibi her günah ve her olumsuz davranış insanın
kalbini kirletir, karartır ve en son iyice kara olmasını sağlar. Düşünce
bazında da tutarsızlık bu kendi okumamaya veya okuyamamaktan kaynaklanır.
Mesela adama bakıyorsunuz bir sözü diğerini tutmaz veya sabah bir söz söyler
akşam tersini söyler. Fiiliyatta da böle olur. Sabah bir şey yapar akşam
tersini yapar. Niye böyle oluyor? Çünkü adamın içi buhranlı ve dalgalıdır.
İnsanın içi dışını yönlendiriyor; başka tabir ile insanın ruhu cismini
yönlendiriyor. Ondan dolayı içi buhranlı olan adamın hem sözleri hem filleri
tutarlı olmaz.
İçi
buhranlı olan kişinin olayları iyi okuyamaz. Okursa da doğru bir şekilde
anlamayabilir. İnsanın içini krizlere maruz bırakan etkenler çoktur. Bu
etkenler çoğaldığı zaman insanın huzuru o kadar bozulur. Fakirlik olabilir
mesela, onun için Hz. Ömer (ra): ?neredeyse fakirlik küfürdür?. Demiştir. Öfke
olabilir. Mesela Hz. Peygamber (s.a) der ki: ?Hakim öfkeli olduğu zaman hüküm
vermesin?. Hatta geçici açlıkta olabilir. Ondan dolayı Hz. Peygamber (s.a) der
ki: ?Bir tarafta namaz vakti diğer tarafta yemek hazır ise yemeğe öncelik
verin?.
Niye
böyle söylenmiş? Çünkü insanın içinin sakinliğini ve huzurunu bu etkenler
ortadan kaldırıyor.
İnsanı
samimiyetsizliğe ve düşünce krizine sevk eden birinci etken şahsi, ferdi idi.
Şimdi ise toplumsal etkenden bahsedeceğiz.
İkinci
etken: Toplumsal etkendir. Ne demek yani biz toplumun rengi ile renkleniyoruz.
İnsan içtima-i bir varlıktır. Tabi ki toplumdan uzaklaşamaz. Ama bir insanı
toplumun gidişatı yönlendiriyorsa her toplumda renk değiştiriyorsa bu da onu
düşünce buhranına sevk eder. Düşünce buhranı da onu samimiyetsizliğe, hatta çift
kişilik yapar.
Böyle
bir toplum baskısı insanı riyaya riya de Çift kişiliğe sahip insanların ortaya
çıkmasına neden olur. kısa tabir ile filli Münafıklığa sevk eder. Yani mescitte
birinci safta olabilir, hatta vaaz dinlerken ağlayabilir, ama insanlarla muamele
konusunda veya diğer işlerinde başka şahsiyete bürünebilir. Bir taraftan bana
vaaz verin biraz ağlayayım der, diğer taraftan da adamı boğmak ve parçalanmak
için emir verebilir. Onun için Mevlana: ?Ya olduğun gibi görün ya göründüğün
gibi ol?.
Tasavvufun
en önemli öğretilerindendir bu mesele. Diğer insanların size karşı düşündükleri
veya yargıları sizin için önemli olmamalı. Hep buna vurgu yapmışlar. Bunu
yapsam millet ne der? Şunu yapsam böyle derler. Bu aslında çok makul ve güzel
bir iş ama yapmaya kalkarsam ne derler acaba? Adam şöyle der: eğer bu
insanlarla böyle davranmazsam beni sevmezler. Dolayısıyla bunlarla böyle
davranmam lazım diye yapmacık bir tavır takınır. Bu da samimiyetsizliğe sevk
eder.
Samimiyetsizliğe
sevk eden üç etkenden bahsettik. Birincisi kendini hesaba çekmeme. İkincisi toplumsal etken. Birçok toplumsal
olay samimiyete aykırıdır. Maslahat ile yürür çoğu zaman. Maslahat samimiyetin
zıttı olabilir. Çoğu defa.
Üçüncü
etken: Düşünce buhranına sevk eden diğer
önemli etken de insanın bir yönüne çok fazla ehemmiyet vermesidir. Adamın
birçok yönü vardır ama bir yönü baya şişmiş ve kalınlaşmıştır. Toplumun
gidişatı ona yön vermeyebilir. Mesela toplumun tam tersi bir istikamet
çizebilir kendine. Ama sadece bir yönüne ehemmiyet vermiştir. Diğer yönlerini
ihmal etmiştir. Mesela ya çok bedenine önem vermiştir veya ruhuna. Veya
cemaatine o kadar önem vermiştir ki ümmeti unutmuştur. Veya bir kitaba o kadar
önem atfetmiştir ki Kur?an?ı bile unutmuştur. Biliriniz ki İslam böyle bir
düşünce tarzına muhaliftir. Böyle bir hayat felsefesine karşıdır. Bu meselenin
yanlışlığı birçok hadis ile de teyit edilmiştir.
Program
yapılan dua ile sona erdi.









