Türkiye?de birçok insanın gurbet hikayesi vardır. Gurbette yaşamak her zaman zordur. Yine

o zor gurbette hem bedensel işçilik yapmış, hem fikir işçiliği yapmış değerli bir şahsiyet Cafer

Çamlıca hocamızla İstanbul?daki eğitiminden, Almanya?da ki yaşamına ve çok sevdiği

imamlık serüvenini konuştuk. Kendi imkanlarıyla İstanbul?a okumaya giden, daha sonra

Tokat?da vekil imamlık yapan, oradan da Almanya?ya çalışmaya giden örnek bir şahsiyetin

hayat izlenimlerini dinledik. Cafer Çamlıca, ilerleyen yaşına rağmen halen, mutluluğun

huzurun okumakta ve düşünmekte olduğunu söylüyor. Cafer hocanın hayatına baktığımızda

okumanın sadece üniversite ile sınırlı olmadığını yeri geldiğinde bir fabrikanın köşesi, bir

caminin salonu, bir evin köşesi, hatta bir sokak dahi üniversite olabilir. İşte Cafer Çamlıca?nın

gurbet hikayesi ve hayat hikayesi?


Röportaj: Ziya Gündüz


Hocam, öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

İsmim Cafer Çamlıca, Tokat?ın Niksar ilçesinin Sorhun köyünde dünyaya geldim.

Çocukluğumun büyük bir kısmı köyde geçti. İlkokulu bitirdikten birkaç yıl sonra, babam

rahmetli oldu. Babamın vefatından sonra okumak için İstanbul?a gittim. İstanbul?da rahmetli

Gönenli Mehmet Efendi?nin desteğiyle 12 arkadaşla birlikte okudum. Burada yaklaşık üç ay

eğitim aldık. Daha sonra Gönenli Mehmet Efendi bizi Hırka-i Şerif kursuna gönderdi. Bir

yılda burada okudum. Sonra Beyazıt?da Kâtip Sinan Camii?nde bir hocanın yanına gittik.

Orada caminin mahferinde yaklaşık iki yıl yatıp kalktık. Halıların üzerinde yatıyorduk

arkadaşlarımızla.

Eğitim almak, okumak çok zor muydu o dönemde?

Çok zor günler geçirdik. Çok zor şartlarda eğitim alıyorduk. Caminin hocası kendi okuduğu

dini kitapları bize de sabah namazından sonra okutuyordu. Bir ara caminin mahferinde kitabı

unuttu. O zamanlar bazı dini kitaplar yasaktı. Öğlen namazı vaktinde emniyet amiri geldi

orada kitabı gördü. ?Siz bu kitapları okuyor musunuz?? diye bize de sordu. Bende okuyoruz

dedim. Amir tamam dedi ve gitti. Daha sonra bizim hocaya bir çocukla mektup göndermiş,

?siz camide yasaklı kitaplar okuyor ve okutuyorsunuz, siz şikayet edeceğim? demiş. Hoca da

mektuba cevap yazıyor. ?Eğer polis camiyi basarsa benim çocuklarıma bakacak kardeşlerim

var. Sen kendini düşün artık?. Gerçekten caminin hocası çok cesurdu. Hocanın cesur olduğunu

görünce şikayetten vazgeçiyor o amir. Hocamız bizim başımıza bir şey gelmesin diye caminin


tam karşısından bize bir ev tuttu. Bizi oraya yerleştirdi. Beş yıl bu şekilde hayatımız

İstanbul?da geçti.

O dönemde kimlerle tanıştınız kimlerden ders aldınız?

Abdullah Aydın, Mehmet Emin Saraç, Molla Sadrettin Yüksel, gibi o dönemin ilim

adamlarından dersler aldık. Tabii o dönemlerde Arapça okumak yasaktı. O zamanlar ?Kur?an

okuyacaksın ama manasını öğrenmeyeceksin? gibi bir anlayış vardı. Tabii ki bu dönemlerde

çok ciddi sıkıntılar çektik. Gönenli Mehmet Efendi bize yardım ediyordu, ekonomik anlamda

ama o çok cüzi bir şey verebiliyordu. Hatta Hırka-i Şerif camine derse giderken arkadaşın biri

dedi ki; şu boş ekmekle karnımız doyacak mı? Biz ekmek alırdık. Elli yüz gram peynir ile

karnımızı doyururduk. Şimdiki gençler için eğitim şartları çok daha iyi. İnşallah kıymetini

bilirler.

Arapça okumak yasak dediniz.

Camide sürekli tedirgin bir şekilde ders dinliyor ve çalışıyorduk. Ne zaman camiye yabancı

biri girse hemen tedirgin oluyorduk. Abdullah Aydın hoca bizi okuturken camide yabancı biri

etrafı izliyordu. Hoca hemen yanımıza geldi ve ?ne okuduğunuzu sorarsalar sadece Kur?an

okuyoruz deyin? diye tembihledi. Adam gittikten sonra namaz vakti geldi. Ömer Nasuhi

Bilmen hocada ön safta oturuyordu. Ömer Nasuhi Bilmen?i ilk kez orada gördüm.

Peki, İstanbul?da eğitim aldıktan sonra ne yaptınız?

Daha sonra 1967?de askere gittim. Amasya, Samsun, Erzurum?da askerlik yaptım. Askerlik

1969 yılında bitti. Askerden sonra tekrar İstanbul?a geldim. Bakırköy ile Zeytinburnu arasında

bir metal fabrikasında çalıştım. Dokuz ayım bu fabrikada geçti. Daha sonra bir imamlık

imtihanı açıldı. Ben bu vesileyle tekrar Tokat?a geldim. Tokat?ta imamlık imtihanına girdim

ve kazandım. Kazandıktan sonra Tokat merkeze bağlı Avlunlar veya Ortaköy diye bilinen

köyde İmam hatip olarak göreve başladım. Yaklaşık 2 yıl burada görev yaptım.

Hocam, Almanya?ya gitme fikri nasıl doğdu?

Köyümüzde kooperatif vardı. Kooperatif aracılığıyla Almanya?ya işçi gönderiliyordu. Ben

köyde vekil imam olduğum için kadrolu imam gelir gelmez boşta kalacaktım. Ekonomik

şartlar çok zordu. Bu ekonomik şartlar bizi Almanya?ya yönlendirdi. Allah rahmet eylesin, o

dönem de ki müftümüz ?hemen istifanı verme, belki Almanya?ya alışamazsın tekrar gelirsin

ve yine görevine kaldığın yerden devam edersin. Şayet Almanya?ya alışırsan oradan istifanı

verirsin? dedi. Neticede hazırlıklarımızı yapıp eş dostla helalleşerek Almanya?nın Köln

şehrine gittik. Köln?de önce bir lojmanda kaldık. Bir yıl sonra hanım Almanya?ya geldi.

Köln?e bağlı Bergneustadt kasabasında Ford fabrikasında çalışmaya başladım. 35 yıl gibi

burada çalıştım. 35 yıl sonra firmayla anlaştık çıkışımızı aldık. Fabrikadan ayrıldıktan sonra

yaklaşık 3 yıl fahri imamlığa devam ettim.

Siz fabrikada işçi olarak çalışırken fahri imamlık görevini de yürütüyordunuz. Biraz

bize bundan da söz eder misiniz?


Almanya?da yaşadığımız şehirde 1975?de bir dernek kurduk. Derneğin başkanlığını da ben

üstlendim. Küçük bir yer kiraladık. Dernekte Cuma namazı kılmaya başladık. Ev sahibi bizi

şikayet etti, kalabalık oluyor diye. Bizde başka bir yer bakmak zorunda kaldık. Köln

merkezde Milli Görüş teşkilatı aktif çalışıyordu. O yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı aktif

değildi Almanya?da. Onlarla da istişare ettik. Gurbetçiler olarak kendi aramızda 425 bin mark

toplayarak camii olacak bir mekanı satın aldık. Caminin yanında birde konferans salonu

yaptık. Camide Kur?an kursuda var. Bu camide yaklaşık 25 yıl yine fahri imamlık yaptım.

Hocam, Almanya?ya gittiğinde 40 yıl kalacağınızı tahmin etmiş miydiniz?

Yok yahu ben en fazla 4-5 yıl kalırım diye düşünüyordum. Bir yıl sonra döneriz, iki yıl sonra

döneriz düşüncesi vardı. Hatta 1976 yılında hanımı Türkiye?ye gönderdim. Ama Türkiye?ye

bir yıl sonra tekrar gelip aldım. Çünkü Türkiye?nin şartları o zaman çok iyi değildi. Tam niyet

ediyorsunuz temelli dönmeye, Türkiye geliyorsunuz şartları imkanları görünce tekrar dönmek

zorunda kalıyorsunuz. Haliyle hep böyle erteledik dönüşümüzü. Emeklilik yaklaşınca da

emekli olur döneriz diye birkaç yıl daha çalıştık.

Almanlarla bir iletişim ve bilgi alışverişinde bulunma imkanınız oluyor muydu?

Camiye arada bir İngiliz papaz gelirdi. Bizde kendisine ikramlarda bulunurduk. Bir gün bize

?bir Pazar da siz gelin size bir ikramda da ben bulunayım? dedi. Yönetimden üç dört

arkadaşla birlikte gittik. Onlar ibadetlerini yaptı biz arkada oturduk. İbadetlerini izledik.

İbadetten sonra çay kahve içtik. Papaz de ki; bir Cuma günü bende camiye gelebilir miyim?

Bizde gelebileceğini, memnun olacağımızı ifade ettik. Geldi caminin mahfilinde oturdu bizi

izledi. Cuma Namazı bittikten sonra, papaz bize dedi ki; ya siz bu kadar cemaati nasıl

topluyorsunuz? Hem azınlıktasınız, hem hafta içi, biz hafta sonu yaptığımız halde çok az insan

toplayabiliyoruz. Gerçekten de biz Kilise?ye gittiğimizde 15 kişi vardı, onlarda hep yaşlıydı.

Yani Batı?da kiliseler boş. Kırk yılı Almanya?da geçmiş birisi olarak şu tespiti çok rahatlıkla

yapabilirim. Eğer biz Avrupa?ya işçi olarak giden Müslümanlar, gerçek anlamda İslam?ı

yaşasaydık, bugüne kadar belki de bütün Avrupa Müslüman olurdu.

Avrupa?da vatan özlemiyle ilgili duygularınızı alabilir miyim?

Biz hep vatan hasretiyle yaşadık. Vatana yarın döneceğiz gibi geçirdik zamanımızı. Dost ve

akrabalarımızın düğünlerine de cenazelerine de katılamadık. Özellikle ilk yıllarda iletişim

imkanı çok zayıftı. İzine geldiğimizde öğrenirdik kimin evlendiğini kimin öldüğünü. Hatta

ben rahmetli annemin cenazesine bile yetişemedim hava şartlarından dolayı. Emekli olduktan

sonra bana neden Alman vatandaşı olmuyorsun diye çok sordular. Benim böyle bir niyetim

hiç olmadı. Vatanıma dönüp, kalan ömrümü ülkemde geçirmek istedim. Bizim için vatan her

şeyden önce gelir.

Çocuklarınızı da Almanya?da bırakmamışsınız. Neden?

Bunun birkaç sebebi var. Bu kadar uzun süre kalmayı planlamadığım için, ergenlik çağına

gelen çocuklarımı Türkiye?ye okumaya gönderdim. Biz yoksulluktan dolayı okuyamadık.

Çocuklarım okusun istedim. Ayrıca Avrupa?da çocukları evlenen ailelerin Türkiye?ye temelli


gelmeleri zor oluyor. Çocuklarımın Almanya?da işçi olmasını da istemedim, oralarda evlenip

yerleşmelerini de istemiyordum.

Almanya?da yaşarken Türkiye?nin gündemini takip edebiliyor muydunuz?

Köln radyosu vardı. Köln radyosundan Türkiye?nin gündemini takip etmeye çalışıyorduk.

Haberleşme önceleri çok zordu. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte haberleşeme kolaylaşmaya

başladı. Yani şuan için bırakın Türkiye?nin gündemini takip etmeyi dünyanın gündemini

teknoloji nimetiyle birlikte bir köyden bile en iyi şekilde takip edebiliyorsunuz. O zamanlar

böyle imkanlarımız yoktu.

Türk olmayan Müslümanlarla iletişiminiz nasıldı?

He ırktan insanların olduğu şehirlerde yaşıyor, Fabrikalarda çalışıyorduk. Memleketten akraba

ve arkadaşlarımız da vardı aynı şehirde, başka şehirlerden ve ülkelerden insanlarda vardı.

Arap Müslümanlar gelirdi camiye. Camii de sadece farz namazını kılıp giderdiler. Bizimkiler

önceleri buna çok kızarlardı. Hatta bazıları bunlar camiye gelmesin derlerdi. Ben o

Müslümanlara siz namazların sünnetini kılıyor musunuz diye sordum. Onlarda biz evde kılıp

geliyoruz, Efendimizde böyle kılardı dediler. Onlar o şekilde namazlarını eda ediyorlardı.

Bizde sünnetleri de genelde camide kılıyorduk. Aramızda ciddi bir tartışma olmazdı.

Kur?an ile ilişkinizi canlı tutan birisiniz. Bizimle Kur?an ile ilgili birikiminizden bir

kısım paylaşabilir misiniz?

Kur?an bütün Müslümanlar için bir hayat rehberidir. Bakınız Allah (c.c.) Fussilet suresinde

?Şüphesiz: ?Bizim Rabbimiz Allah'tır? deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (a

gelince); işte onların üzerine (hayatları boyunca ve ölüm anında teselli ve teskin edici)

melekler inecek ve: ?Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size va?ad olunan cennetle müjdelenip

sevinin? diyeceklerdir.?

Bu ayetin ışığında Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: ?Müminin ruhu

çıkmayacaktır, cennete ki yerini görmedikçe. Kâfirinden ruhu çıkmayacaktır, cehennemde ki

yerini görmedikçe.?

Hz. Aişe validemize Rasulullah (s.a.s.) diyor ki: Ölümü seveni Allah sever. Ölümü sevmeyeni

de Allah sevmez. Hz. Aişe validemiz diyor ki; ya Rasulullah o nasıl söz? Ölüm sevilir mi hiç?

Rasulllah diyor ki; Ya Aişe ölüm anında Allah (c.c.) mümine cennete ki yerini gösterecek,

oda ölümü sevecek diyor. Kâfire de cehennemde ki yeri gösterilecek, o da ölümü

sevmeyecektir. Peygamberimiz ölüm anında ki meseleyi burada izah ediyor.

Ayetin devamında diyor ki: ?Biz, dünya hayatında da, ahirette de sizin velileriniz (ve manevi

destekçileriniziz). Orada (cennet ortamında) nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir ve

istediğiniz her şey de size (verilecektir.) ?Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Allah)?tan indirilen

bir ağırlanma olarak (cennetler sizin için var edilmiştir), ?Allah?a çağıran, salih amel işleyen

ve ?kuşkusuz ben Müslümanlardanım? diyenden daha güzel sözlü kimdir??


Bu ayetler önemli bir inceliğe işaret eder. Yapmayacağın bir şeyi başkalarına anlatma. Söz

önemli ama o sözü önemli kılan salih ameldir. Allah bizlere salih amel işlemeyi daima nasip

etsin. Salih amel işlemenin yolunu bize Allah?ın kelamı olan Kur?an öğretiyor.

Cafer hocam, siz iyi kitap okuyan birisiniz ve güzel bir kitaplığınız var. Bu okuma

alışkanlığını nasıl kazandınız?

İmamlık görevine başladığımdan beri okumaya, öğrenmeye, tefekkür etmeye gayret

ediyorum. Sizinde bildiğiniz gibi İmamlık sıradan bir meslek değildir. Aynı zamanda insanları

uyandıran bir makamdır. Uyandırmak için önce uyanmak lazım. Öğretmek için öğrenmek

zorundasınız. Bende insanlara vaaz ve sohbet veriyordum bunun için daima okuyordum.

Bazen gece yarılarına kadar okurdum, sabahleyin cami cemaatine faydalı bir sohbet yapmak

için. Halende kitap okumaya devam ediyorum.

Emekli oldunuz. Halen niçin Kitap okumaya devam ediyorsunuz?

Ben Fabrika işçiliğinden emekli oldum, Müslümanlığın ekmeliliği olmaz. Nasıl ki

ömrümüzün sonuna kadar namaz kılmak Farz ise, ilim tahsil etmek ve öğrenmekte her

Müslüman?a ömrünün sonuna kadar Farzdır. Müslümanca yaşamanın, ilmin ve öğrenmenin

mesleği de olmaz emekliliği de.

Şuanda kitaplara ulaşmak kolay 1970?lerde çok kitap yoktu. Kitaplara nasıl

ulaşıyordunuz?

İstanbul?da okurken, Hasan Basri Çantay?ın Kuran Meali vardı. Elmalı Hamdi Yazır?ın tefsiri

vardı. Ömer Nasuhi Bilmen?in İslam İlmihali vardı. Bunlar dışında pek fazla kitap, özellikle

dini yayın yoktu.

Kitap okurken nasıl bir usul izliyorsunuz?

Kitap okurken elimde genelde kalem vardır. Önemli gördüğüm yerlerin altını mutlaka

çizerim. Aynı kitabı tekrar elime aldığımda altını çizdiğim yerler hemen gözüme çarpar ve

tekrar etme imkanı bulurum. Bugün kütüphanemde 45 ? 50 yıl önce altını çizdiğim kitaplarım

ve o kitapların içerisinde küçük kağıtlara aldığım notlarım vardır.

Kalıcılığı sağlamak açısından tekrarın önemine dair Hafız Süleyman isimli bir arkadaşımın

usulünü anlatayım. Kendisi hafız olduğu için işe gidip gelirken yarım cüz Kur?an okurdu

hafızlığını unutmamak için. Arkadaşlarım Hafız Süleyman hiç kimseye selam vermiyor yolda

diye şikayet ettiklerinde onlara durumu izah etmiştim. Almanya?daki işyeri olan Fabrika?ya

bisikletle gidip gelirken yaptığı tekrarlar sayesinde hafızlığını hiç unutmadı. Hatta Teravih

namazını hatimle kıldırabilecek kadar sağlam hafızlığı vardı. Yani okumak isteyen, her yerde

her şartta okur.

Peki, okumayla ilgili neler tavsiye edersin?

İnsanoğlu huzurlu yaşamak istiyorsa kitap okuma alışkanlığını kazanmalıdır. Zamanın

kıymetini iyi bilmek lazım. Zamanı boş harcamak büyük bir israftır. Zamanı kitap okuyarak

değerlendirmek lazım. Hz. Muhammed (s.a.s.) buyuruyor ki: ?Her şeyin bir yolu vardır,


cennetin yolu da ilimdir.?Yine Hz. Muhammed (s.a.s.) başka bir sözünde: ?Alimin mürekkebi

şehidin kanından üstündür? diyor.

Öğrenmek, ilim yolunda olmak, alim olmak, bilge olmak, çok önemlidir. Tabii yine bunun

yanında salih ameli es geçmemek lazım. Amelsiz ilim merkebin sırtındaki yük gibidir.

Allah (c.c.) buyuruyor ki: ? İnsanlara iyiliği emrediyorlar ama kendilerini unutuyorlar.?

Ben bu ayetten şunu anlıyorum; Kitap okurken, öğrenirken insan kendisini unutmamalıdır.

İnsan sürekli kendini düzeltmeli okuduklarını hayatına geçirmelidir. Sonra da başkalarına

anlatmalı.

Mesela Allah birçok ayette düşünmez misiniz, akletmez misiniz diye soruyor. Yani okurken,

okuduğumuz metin üzerinde düşünmek ve akıl yürütmek zorundayız.

Ziya paşa diyor ki: ?Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde?.

Yani sözle, eylem birbiriyle uyumlu olmalıdır.

Allah (c.c.) Saf suresi 2. Ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır: ?Ey iman edenler!

Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?? Başka bir ayet-i kerimede: ?İnsanlar,

?İnandık? demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler.?

Okuduğunu yaşamıyorsan, kitap yüklü eşekten bir farkın olmaz. Okumak ve yaşamak et ve

tırnak misali olunca bir anlam kazanır.

Tekrar söylüyorum; dünyada huzurun adresi okumaktır. Okumanın mesleği, günü, saati,

zamanı olmaz.

Hocam, bize zaman ayırdığınız için size çok teşekkür ediyorum.

Bende sizlere teşekkür ediyorum, Allah?a emanet olunuz!