TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Elazığ Ve Malayatya?da
Yaşanan Deprepler Sonrası Açıklamada Bulundu.Yönetim Açıklamasında
?Öncelikle başta Elâzığ ve Malatya olmak üzere tüm halkımıza
baş sağlığı ve geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Depremin meydana geldiği Doğu Anadolu Fay Zonu (DAFZ),
Bingöl-Karlıova?dan başlayan ve 580 km boyunca Antakya?ya doğru uzanan 4-25 km
genişlikteki aktif bir deformasyon kuşağıdır. En az iki milyon yıldan bu yana
hareket ettiği bilinen sol yanal atımlı fayın bugüne kadar toplam 15 km?lik
yanal öteleme yapmış olduğu, yani fayın yıllık kayma hızının 7.9 mm/yıl olduğu
tespit edilmiştir. DAFZ?nun her biri ayrı bir depremde kırılması beklenen
belirgin bölümleri (segment) bulunmaktadır. Bunlar
1-Karlıova-Bingöl fayı; 65 km
2-Palu-Hazar fayı; 50 km
3-Hazar-Sincik fayı; 85 km
4-Çelikhan-Gölbaşı fayı; 50 km
5-Gölbaşı-Türkoğlu fayı; 90 km
6-Türkoğlu-Antakya fayı; 145 km segmentleridir..
DAFZ üzerindeki büyük yerleşim birimleri Hatay, Osmaniye, Kahramanmaraş,
Adıyaman, Malatya, Elâzığ, Bingöl, Muş ve Tunceli?dir.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak, bugüne kadar
sayısız açıklamalarımızla Doğu Anadolu Fay Zonunda meydana gelecek depremlere
dikkat çekmeye özel bir çaba harcadık, bu amaçla ?DAF Sempozyumları?
gerçekleştirdik. Doğu Anadolu Fay Zonu (DAFZ) boyunca bu fay segmentlerinde
büyüklüğü 6.7 ile 7.5 arasında değişen birçok deprem geliştiğini ve ağır
hasarlara neden olduğunu, tarihsel deprem kayıtlarına göre DAF?ın farklı
bölümleri üzerinde 150 yıldır büyük yıkıcı depremlerin gelişmediğini ve bu fay
zonunun yıkıcı depremlere gebe olduğunu ifade ettik.
Bütün dikkatler olası bir İstanbul depremine odaklanmışken,
etkili olduğu bölgede önemli illerimiz ve barajlarımız bulunan, uzun süredir
sessizliğini koruyarak enerji biriktiren ve geçmişte çok sayıda yıkıcı depreme
kaynaklık etmiş, yakın gelecekte de yıkıcı depremlere kaynaklık etmesi
kaçınılmaz olan Doğu Anadolu Fay Zonu?nun gözlerden uzak tutulmaması
gerektiğini belirttik, Sivrice ile Palu
arasında uzanan segmentin en etkili ve yıkıcı nitelikte deprem üretme
özelliğine sahip olduğunu özellikle vurguladık.
Odamız tarafından Türkiye Diri Fay Haritası baz alınarak
yapılan incelemede, ?Aksaray, Bolu, Sakarya, Yalova, Bursa, Balıkesir, Manisa, İzmir,
Aydın, Denizli, Erzurum, Kahramanmaraş, Hatay, Hakkari, Muğla, Eskişehir,
Kütahya, Bingöl? gibi 18 ilimizin merkez yerleşim birimleri ile yine içinde son
depremi yaşadığımız 80?ini aşkın ilçe merkezinin ve ilk belirlemelere göre 502
köyümüzün deprem üretme potansiyeli yüksek aktif fayların geçtiği hatlar
üzerine doğrudan oturduğu vurgulanarak, fay hatları üzerindeki alanların
yapılaşmaya kapatılarak, bu
yerleşimlerde öncelikli olmak üzere kentsel dönüşümün uygulamalarının başlaması
gerektiğini belirttik.
Tüm uyarılarımızın ve önerilerimizin dikkate alınmadığını
son yaşanan depremin ortaya çıkardığı olumsuz bu tablo ile maalesef bir kez
daha gördük. Haklı olmayı değil bu acıları yaşamamayı tercih ederdik. Ancak,
doğa kaynaklı olayların afete dönüşmesinde tıpkı eğitim sisteminde yaşanan
olumsuzluklarda olduğu gibi yanlış ve yanlı uygulamaların ve siyasi bir irade
eksikliğinin acı sonuçlarını yaşamaya devam ediyoruz.
Depremde ortaya çıkan bu olumsuz tablo afet zararlarının
doğrudan belirleyicisi olan, düşük standartlarda, sağlıksız ve yasa dışı bir
yapılaşma, ranta dayalı hızlı ve düşük nitelikli kentleşme, bilimsel normlara
dayalı olmayan arazi kullanım ve yer seçimi kararları, etüt, proje ve yapı
üretim süreçlerindeki denetimsizlik ve özellikle tüm bu olumsuzlukları
giderecek yasal düzenleme ve idari yapılanmaya ilişkin bütünlüklü bir çalışma
olmayışının sonucunda ortaya çıkmıştır.
Başta deprem olmak üzere doğa olaylarının afete dönüşmemesi
için yapılması gerekenlerin en başında afet zararlarını azaltıcı ve önleyici
yasal düzenlemelerin bilimsel, teknik normlara ve uluslararası standartlara
uygun olarak yapılması gelmektedir.
Bütün bu gerçeklerin bilinmesine karşın, 1948 den bu yana
yapılan 22 imar affı yetmezmiş gibi geçtiğimiz yıllarda çıkarılan depreme
dayanıksız yapılara meşruiyet veren imar affı düzenlemesi, depreme karşı
güvenli yapılaşma sağlama yerine ranta dönük kentsel dönüşüm uygulamaları,
Deprem Yönetmeliği, İmar ve Yapı Denetim Kanunu?nda yapılan yanlış ve eksikli
yasal düzenlemelerin çıkarılmış olması doğa kaynaklı afetlere karşı zarar
azaltma ve önleme anlayışının iş bilmezlerin ellerine terk edilmiş olduğunu bir
kez daha göstermiştir.
Jeoloji Mühendisleri Odası olarak kısa vadede yapılması
gerekenleri bir kez daha ifade ediyoruz:
Afet zararlarının azaltılmasını esas alacak şekilde, 3194
sayılı İmar, 4708 sayılı Yapı Denetim, 7269 sayılı Afet, 2872 sayılı Çevre ile
6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanuni
düzenlemeler bütünlüklü olarak ele alınarak halkın afetlere karşı güvenli
olmasını sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.
ABD Kaliforniya fay yasasında olduğu gibi, aktif fay hatları
veya zonları üzerine bina inşa edilmesi yasaklanmalı veya özel jeolojik
araştırmalardan sonra bina inşa edilip edilmeyeceğine karar verilmelidir. Aktif
fay zonları üzerine inşa edilmiş bulunan binalar kentsel dönüşüme tabi
tutularak vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği acilen sağlanmalıdır.
Günümüzde Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) Başkanlığı acil
durum ve müdahale iş ve işlemlerini yürütür bir konuma sürüklenmiş
bulunmaktadır. Deprem ve depremlerle mücadele kurum iş yükü arasında ikinci,
hatta üçüncü plana itilmiş durumdadır. Birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi
DEPREM ARAŞTIRMA DAİRESİ BAŞKANLIĞI ülkemizin jeolojik araştırmalar kurumu
niteliğinde olan MTA Genel Müdürlüğü bünyesine alınmalı, deprem araştırmaları
ve alınacak önlemler bütünlüklü olarak koordine edilmelidir.
Depremlerle mücadele etme amacıyla başta Büyükşehir
Belediyeleri olmak üzere, tüm belediyelerde ?Jeolojik-Jeoteknik Araştırma Şube
Müdürlükleri veya Daire Başkanlıkları? kurularak kentsel altyapı ve üstyapının
afet duyarlı bir anlayışla ?etüt, planlama, projelendirme, yapı üretim ve
denetim ?süreçleri kontrol altına alınmalıdır.
Sonuç olarak; bir doğa olayı olan depremlerin afete
dönüşmemesinin ve dolayısıyla deprem zararlarının azaltılmasının mümkün
olduğunu belirtiyor; ülke kaynaklarının Kanal İstanbul gibi bu ülke insanına
hiçbir faydası olmayacak projelere harcanmasına değil, halkımızın sağlıklı ve
güvenli yaşamasına ayrılması gerektiğini ifade ediyoruz.
Odamızın oluşturacağı teknik bir heyetin yerinde yapacağı
incelemeler sonucunda hazırlayacağı rapor kamuoyu ile ayrıca paylaşılacaktır.
Halkımıza tekrar başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerimizi
sunuyoruz.? İfadelerine yer verdi.



