Büro Emekçileri Sendikası Karaman İl Temsilcisi Ahmet BAŞTUĞ:
Değerli Basın Emekçileri;
2018
yılının ikinci yarısında döviz piyasalarında ortaya çıkan dalgalanmaya paralel
yaşanan ekonomik krizin etkileri 2019 yılında devam etmiş kriz döneminde
yapılan toplu sözleşme ve bütçe ile 2020 yılına giren Türkiye, 2020 Mart ayı
ile beraber pandemi sürecinin yarattığı ekonomik krizle karşı karşıya
kalmıştır.
Olağanüstü
süreçlerin olağan yöntemlerle atlatılamayacağı ortadadır, bütçe bir ülke
ekonomisinin yönetimini elinde bulunduran siyaset mekanizmasının, temel
sınıfsal yönelimlerini, milli gelirden kimlerin ne kadar pay alacağının, hangi
alanlara ne kadar pay aktarılacağının önceden belirlendiği, siyasi iktidarın
sınıfsal tercihlerini en açık ve somut şekilde yansıtan bir belgedir. Kamu
adına yapılacak harcamaların hangi alanlara yapılacağının ve finansmanının
nasıl sağlanacağı bütçe ile belirlenir.
Pandemi
sürecinin ekonomide yarattığı tahribatın, gerçekliği yansıtmayan önlem
paketleriyle aşılamayacağını yaşayarak görüyoruz. 2020 yılı bütçesinde başta
askeri harcamalar olmak üzere, iç güvenliğe, diyanete ve kamu özel ortaklığı
projelerine taahhüt karşılığı olarak devasa bütçeler ayrılmıştır. Bütçe revize
edilerek bu kaynakların başta sağlık olmak üzere sosyal güvenlik ve sosyal
yardımlara aktarılması dönemsel bir ihtiyaçtır.
Genel
olarak siyasi iktidarın yapması gereken 2020 yılı bütçesini revize ederek
pandemi sürecinden olumsuz etkilenen kesimleri önceleyen bir yaklaşımla yeni
bir bütçe hazırlamak, bütçenin finansmanı için başta servet vergisi olmak üzere
gerçekçi adımlar atmaktır. Aksi takdirde açıklanan paketlerde ifade edilen
rakamların gerçekliği tartışılmaya devam edecektir.
Pandemi
sürecine ilişkin açıklanan destek paketleri 100 milyarla başlamış sonrasında
200 milyar derken çarpan etkisi ile 600 milyar liraya kadar çıktığı bizzat
Hazine ve Maliye Bakanı Beraat Albayrak tarafından ifade edilmektedir. Borç
ertelemeleri ve kredi imkânları ile sağlanan destek yardım olarak ifade
edilerek destek paketleri suni olarak şişirilmektedir. Sonuçta ertelenen borç
da alınan kredi de ödenecektir.
Açıklanan
paketlerde tek bir gerçek vardır o da korona kalkanı destek paketi kapsamında
herhangi bir geliri olmayan 4 milyon 411 bin aileye yapılan bir defaya mahsus
bin lira ödemektir. Üç milyon aile daha bu ödeneği alma hakkı kazanmış olup
ödemeleri halen devam etmektedir. Bu tablo işsizlik ve yoksullukta içinde
bulunduğumuz gerçekliği tescil etmektedir. Her hanede iki işsiz olduğu
varsayımı ile hareket etsek bile 14 milyon 822 bin kişilik bir işsizlik tablosu
karşımıza çıkmaktadır. Bu tablodan utanması gereken siyasi iktidar yaptığı bir
defaya mahsus bin liralık yardımla övünmektedir.
TÜİK
verilerine göre 2020 Mart döneminde işsiz sayısının 573 bin kişi azalarak 3
milyon 971 kişiye düştüğü ifade edilmektedir. Kısa çalışma ödeneği alan 3,5
milyon kişi, işsizlik ödeneği alan 1 milyon kişi, işsiz sayılmadığından gerçek
işsiz sayısının daha da yüksek olduğu ortadadır. Siyasi iktidar tarafından
açıklanan veriler bir biri ile çelişmekte, TÜİK her zaman olduğu gibi gerçekçi
olmayan veriler ile manipülasyona devam etmektedir.
Geçen
yıl yapılan toplu sözleşme sürecinde kamu emekçileri ve emekliler için
belirlenen 2020 yılı için %4+%4, 2021 yılı için %3+%3 zam oranları son
gelişmeler de göz önüne alındığında trajik-komik oranlardır. Siyasi iktidar
ekonomik verilerle ilgili hedeflerinin birçoğunun revize ederken maaş
zamlarının aynı kalması milyonlarca kamu emekçisi ve emeklileri mağdur etmeye
devam edecektir. Yıllardır başta enflasyon olmak üzere hükümetin ekonomik
hedefleri temel alınarak yandaş sendika Memur-Sen?le kol kola imzalanan satış
sözleşmelerinin hiç birisinde hedeflere ulaşılamadığından sürekli olarak
enflasyon farkı oluşmuş, enflasyon farkının maaş artışından fazla olduğu
dönemler bile yaşanmıştır. Fiilen yapılan son toplu sözleşme hükmünü
yitirmiştir. Acilen yeni bir toplu sözleşmeye ihtiyaç vardır. Siyasi iktidar
tarafları bir araya getirerek yeni bir toplu sözleşme süreci başlatmalıdır.
SİPARİŞ USULÜ İLE AÇIKLANAN ENFLASYON RAKAMLARINI KABUL ETMİYORUZ!
EK ZAM İSTİYORUZ!
2018 Eylül ayı tüketici enflasyonu
%6.30, üretici enflasyonu %10.88 çıkınca Hazine ve Maliye Bakanı Beraat
Albayrak açıklanan rakamların beklentilerin üzerinde olduğunu ifade ederek,
enflasyonla mücadeleye TÜİK Genel Başkan Yardımcısını görevden alarak başlamıştı.
5 Haziran tarihinde Bakan Albayrak
ekonomi muhabirleri ile yaptığı toplantıda, Mayıs ayı enflasyon oranının yüksek
çıkmasının sorulması üzerine verdiği cevapta ?Yıl ortasından sonra, Haziran`dan
sonra enflasyonda ciddi bir değişim söz konusu? cevabını vermiş, 9 Haziran?da
TÜİK Bölge Müdürlerinin tamamını görevden almıştır.
Bakan Albayrak?ın söylem ve pratikleri
Haziran ayı enflasyon oranı için işaret fişeği olmuştur. Bugün açıklanan % 1,13 Haziran ayı enflasyon
(Tüfe) bu sürecin bir ürünüdür. Yıllık enflasyon Tüfe?de %12,62 olarak
gerçekleşirken, kamu emekçileri ve emekliler açışından %1.75 enflasyon farkı
oluştu.
Özellikle
kamu bankaları aracılığı ile başta konut olmak üzere, otomobil, seyahat,
konaklama ve beyaz eşyada açıklanan düşük faizli kredi paketleri sonucunda artan
talep nedeniyle fiyat artışları ortaya çıkmıştır. Tüketimi zorunlu mal ve
hizmetlerden başta gıda olmak üzere yüksek seyreden fiyat artışları son
yıllarda yukarı yönlü hareket etmeye devam etmektedir. Açıklanan enflasyon
rakamlarının gerçekliği yansıtmadığı ortadadır. Bugün muhtemelen yandaş basın
yayın kuruluşları ?Memura Müjde? başlıklı haberler yaparak %1,75 enflasyon
farkını zam olarak öne çıkaracaktır. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz
enflasyon farkı zam olmadığı gibi reel kayıplarımızı karşılamaktan oldukça
uzaktır.
Uzun
yıllardır kamu emekçilerine yapılan temmuz zamları, kamu emekçileri yılın
ikinci yarısında %15?lik gelir vergisi diliminden %20?lik dilime geçtikleri
için, kamu emekçilerine yapılan zamlar vergi mekanizması kullanılarak geri
alınmaktadır. Emekçilerin vergi soygununa ve sipariş usulü ile hazırlanan
enflasyon rakamlarına tahammülü kalmamıştır.
2020
ilk çeyreğinde %4,5 büyüme ile övünen siyasi iktidar makroekonomik verileri
TÜİK?e verdiği talimatlarla istediği gibi belirlemektedir. İşsizlik ülke
tarihinin en yüksek oranına ulaşmışken işsizlik oranını düşük gösteren siyasi
iktidar, bugün enflasyon rakamlarını da düşük göstermiştir.
Taleplerimizin takipçisi olacağımızı, buradan siz değerli basın
emekçileri aracılığıyla bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!
Yaşasın BES!
Yaşasın KESK!





