Geçtiğimiz günlerde Soma?da meydana gelen elim maden kazasında şehit olan kardeşlerimize Allahtan rahmet diler, geride kalan yakınlarına Sabrı Cemil diliyorum. Kim ne derse desin onlar şehittirler. Çünkü Bizim inancımız der ki: Çoluk çocuğunun rızkını helal yoldan  temin için yola çıkan, o uğurda mücadele verirken ölürse şehit hükmündedir. Yüce Allahtan dileğimiz ve temennimiz odur ki; bizlere böyle büyük bir acıyı bir daha yaşatmasın.

Ben bir madenciyim. Somadaki elim maden kazasından sonra gelişmeleri yakından takip etmeye çalışıyorum. Görünen o ki, gerek muhalefet ve gerekse medya Somadaki maden kazasını bahane ederek işverenlere ve hükümete adeta savaş açmış durumda. Bir an için madenlerimizin ülke ekonomisine katkısı unutuldu. Maden sektörünün ağır ve tehlikeli iş kolu olduğu hiçe sayıldı. Bu sektörden ekmek yiyen, çoluk çocuğunun rızkını temin eden ve sosyal güvenceye sahip olan binlerce insanımız yok sayıldı.

Türkiye?deki madenlerimizi, çalışanlarını yerinde görüp incelemeden, sadece kaza esnasında haber yapmak ve traj amacıyla madene giden, kısacası bu güne kadar madenci eli sıkmamış insanlar, masa başında, televizyon ekranlarında ve gazete köşelerinde madenleri kapatalım diye fütursuzca manşet atıp ahkam kesiyorlar. Tabi ki onların tuzu kuru. Asgari ücretle 4 baş nüfus geçindirmiyorlar.   

Öfkeyle kalkan zararla oturur. Üzüntülü, duygusal ve sinirli anlarımızda karar vermemeliyiz. ?Öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır.? Öfkeliyken vermiş olduğumuz kararların altında kalabiliriz.

Ben bir maden çalışanıyım. 3 kardeşim madenden emekli oldu, ben ve diğer kardeşim halen çalışmakta. Bir maden çalışanı olarak temennimiz odur ki; hükümetimizin, medyadaki felaket tellallarının gazına gelmeden hareket etmesi. Maden sektörünün ülkemizde bitirilmesi yönünde değil, eksiklerinin giderilerek tedbirlerin alınması ve denetimlerin daha sağlıklı yapılmasını sağlamasıdır. Ülkemizde irili-ufaklı yüzlerce maden işletmesi var. 3-5 tane büyük çaplı madenleri dikkate alarak yapılacak olan kanun ve yönetmelikler, küçük çaplı maden işletmelerinin kapanması anlamına gelir ki, buda büyük çapta kazalar olan büyük maden işletmecilerinin ve ithal kömür firmalarının ekmeğine sağ sürer. Yani büyük balığın küçük balığı yutması hadisesi. Unutmayalım ki, her maden ocağının kendine göre jeolojik yapısı ve özellikleri vardır.

Bu gün; 30-40 m kömür kalınlığı olan bir maden ocağı ile 3-4 m kömür kalınlığı olan bir maden ocağının, günlük 5-6 bin ton üretim yapan bir maden ocağı ile 300-400-ton üretim yapan bir maden ocağının ve 5-6 bin çalışanı olan bir maden ocağı ile 250-300 çalışanı olan bir maden ocağının kaza riski aynı değildir. Dolayısıyla aynı şartlarda değerlendirilmemeli.

Eğer masa başında bütün maden sektörlerini aynı kefeye ve aynı risk grubuna sokarak yaptırım kararları alınırsa maden işçisine iyilik yapacağız derken onun ekmeğini elinden almış oluruz. Zamanın birinde Kral?a efendim halkımız aç yiyecek ekmek bulamıyorlar demişler, oda ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler demiş. İnşallah böyle bir yanlışa düşülmez.

Madenlerimizin ülke ekonomisine ve bölge insanına katkısını açıklamak açısından bir örnekleme yapmak isterim. İlçemiz Ermenek bir maden şehridir. İlçemizin köylerinde 15 sene önce emekli ve sosyal güvencesi olan insan sayısı bir elin parmakları kadar azdı. İnsanlarımız yataklarını sırtına sarıp Antalya, Adana, Mersin bölgesine mevsimlik çalışmaya giderler ve hiçbir sosyal güvenceleri de yoktu. Bu gün köylerimizi gezerseniz her köyümüzde yaklaşık 200-300 emekli ve sosyal güvencesi olan madenci emeklisine rastlarsınız. Yaklaşık 18.000- nüfuslu Ermenek?te 2.000 civarında maden çalışanı, en az 500 civarında nakliyecinin bu sektörden ekmek yediğini görürsünüz. Kısacası insanımız bu zor yaşam şartlarında ekmeğini taştan çıkarıyor. Eli nasırlı, yüzü kömür karası  ama, akşam evine ekmek götürebilmenin mutluluğunu yaşıyor.

Eğer maden ocakları, ocakların yer altı damar yapısına, işçi sayısına ve üretim miktarlarına göre sınıflandırılmadan karar alınırsa bir çok maden ocağı kapısına kilidi vurur ki, bundan da en çok madende çalışan kardeşlerimiz zarar görür. 

Hükümetin yetkili organlarının acele karar vermemesi, kapsamlı bir araştırma sonucunda , bütün saha sahibi madencilerimiz ile görüş alışverişinde bulunarak düzenleme yapması ülkemiz ve maden camiası için daha faydalı olacağı kanaatindeyim. Amacımız üzüm yemek olmalı, bağcıyı dövmek değil.

Şunu asla unutmayınız. Hiçbir işveren; işçisinin ölmesini bırak, burnunun kanamasını bile istemez.

Selam ve Dua ile?..