Cihannüma Karaman Şubesi tarafından düzenlenen Pazar Sabah Namazı Buluşmaları devam ediyor. Bu haftaki sohbette adalet ve ibadet kavramları işlendi. Aktekke Camisinde eda edilen namaz sonrası Hatuniye Medresesine geçildi. Kur?an-ı Kerim tilavetiyle başlayan program KMÜ İslami İlimler Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nasseruddin Mazheri?nin sohbetiyle devam etti. Nasseruddin Mazhari Konuşmasında;
Değerli dinleyiciler! Ben burada size yeni şeyler anlatmıyorum. Birçoğunuzun yaşı ve tecrübesi benden kat kat fazladır. Burada sadece imanımızı tazelemek için toplanıyoruz aslında. Benim söylediklerimin hepsini daha önce mutlaka duymuşsunuzdur. İman tazeleme meselesi ta sahabe döneminden kalmış bir meseledir. Onlar birbirlerine derlerdi ki: ?gelin bir nebze de olsa imanımızı tazeleyelim? bu hayat meşgalelerine bazen kendimizi öyle kaptırıyoruz ki her şeyi unutuyoruz. Bir bakıyoruz yıllar, aylar, haftalar ve günler gaflette geçmiş. Farkında olmadan baya zamanı arkada bırakmışız. Bir Müslümanın hayatı böyle olmamalı. Kâfirler, Allah?ı unuttukları için Allah?ta kendi öz canlarını kendilerine unutturdu. Diyor Allah (c.c). Bu mevzu ayette çok açık bir şekilde geçmektedir.
Peki, gafleti ortadan kaldırmak ve farkındalık oluşturmak için ne yapmalıyız? İlk yapacağımız şey ibadetin özünü, neşesini, huzurunu yakalamalıyız. Hz. Peygamber (s.a) bu konuda şöyle buyurur: ?Allah?ı görmüşçesine ibadet et, bunu da bil ki eğer sen onu görmezsen o seni muhakkak görür? bunu da İhsan mertebesi olarak bize tanıtmıştır.
İbadetin özünü lezzetini kavrayamayan tatmayan insanlar için namaz ve diğer hayır ameller âdete dönüşür, huy olur, alışkanlık olur, daha kötüsü yük olur. Özellikle de namaz. Mesela yatsıyı kılmadığında uyuyamaz, rahat edemez. Bu tam şuna benzer. Mesela birimiz yatmadan önce her akşam bir bardak çay veya meyve suyu veya başka bir içecek içerse ve bunu aylarca hiç terk etmeden uygularsa içmediği akşam asla uyuyamaz. Yuvarlanır yatakta, sonunda kalkar ve içip uykuya dalar. Namazı da birisi bilinçli bir şekilde kılmıyorsa durumu böyledir. Der ki: şu namazı kılalım da rahat edelim! Halkın tabiriyle: baştan savmak, geçiştirir, halleder sonra da kendince rahat eder. Hâlbuki namazın kendisi rahatlatmak içindir. Dinlendirmek içindir, huzurun ve rahatlığın kaynağıdır, geçiştirmek için değil.
Ne diyordu Hz. Peygamber (s.a): ?Ey Bilal! Kalk bizi namaz ile rahatlat? demek ki: ibadette Allah?a yaklaşma niyeti ve gayreti yoksa adete dönüşür ve böylece insanın hayatında hiçbir etkisi olmaz.
Biliyorsunuz ki değişik mezheplere sahip olan Müslümanların namaz kılınış şekilleri farklıdır. Elleri kaldırmak, Salı vermek, yüksek sesle âmin demek, kunut duası vesaire? Bu çeşitli uygulamaların hepsi Hz. Peygamberden nakledilmiştir. Hepsi hadis kitaplarında mevcuttur. Ben bu konuda şöyle düşünüyorum. Hz. Peygamber (s.a) bunların hepsini uygulamış, fiili ve sözlü sünnet ile bu bize kadar gelmiştir. Peki, niye böyle yapmış? Bunun birçok fıkhi izahı vardır; ama bu izahlar beni tatmin etmiyor. Bence namazı tek bir kalıptan, belli bir form vermekten kurtarmak için bunların hepsini Hz. Peygamber (s.a) uygulamıştır. Çünkü belli bir kalıpta olursa ibadet âdete dönüşür, rutin hale gelir.
Bir hocamız vardır, derdi ki: ?Eğer ibadetiniz adet şeklini aldıysa ve siz de bunun farkında iseniz o zaman tesbihât yerlerini değiştirin. Yani secdedeki tesbihatı rükûda rükudaki tesbihatı secdede okuyun?. Ben bunu ara sıra deniyorum ve güzel oluyor. Farkındalık oluşturuyor. Yoksa insanın azası belli bir müddet sonra bilinçsiz bir şekilde otomatik olarak çalışacaktır. Mesela insan farkında olmadan fatiheyi okur, süre okur, kısacası namazda
okunacak olan her şeyi okur, başka bir değişle cismi, azası namazda olur ama ruhu başka bir yerde. Onun için Mevlana bu konuda şöyle diyor:
Ya Rabbi! Namazdan benim maksadım şudur ki, gizli bir şekilde -şu dünya hayatında- başıma gelenleri sana paylaşayım. Eğer yüzüm mihrapta olup ta gönlüm pazarda ise o zaman böyle bir namazın ne kıymeti vardır ki?
Sohbetimi Mevlana?nın şu münacatıyla bitirmek isterim. Bu dua aslında Hz. Peygamber?in Bedir savaşındaki duayı hatırlatıyor: ?Ey Allah?ım eğer sen bu bir avuç Müslümanı yok edersen bir daha yeryüzünde asla ibadet edilmeyeceksin?! Özellikle böyle günlerde bunun gibi dualara çok muhtacız. Mevlana?nın Allah?a olan münacatı şöyledir:
Ey Allah?ım! Bu topluluğu ayrılığa uğratma!
Aşk sarhoşlarını perişan etme
Ruh bahçemizi diri ve taze tut
Aşkında ve uğrunda mest olmuş insanları rezil etme
Ağacın dalında bulunan ve sana ait olan bu kuş yuvasını yıkma
Zavallı kuşları yuvasız yapıp uçurtma
Mecliste senin için yakılmış olan mumu söndürme
Düşmanları kör et, şad eyleme
Biliyorsun ki hırsızlar ?kâfirler, münafıklar- güneşin düşmanıdırlar
Onların istediği gibi işleri yürütme
Ya Rebbi! Kalmış bu son halkayı koparma
Umutların Kâbe?sini yıkma
Ayakta kalmış bu çadırın ipini sökme
Bu çadır senin çadırındır Ey Sultanların Sultanı!
Dünyada ayrılıktan daha beter ve acı verici şey yoktur
Her şey yaparsan yap, ama bizi birbirimizden ayırma! Âmin.
Program yapılan dua ile sona erdi.






