G-NL5SXDG3FM

BİZİM MATRİX..

GÜNCEL - 20-12-2020 16:10

BİZİM MATRİX

Yıllardır bir türlü izlemeye fırsat bulamadığım Matrix üçlemesini bu hafta sonu bitirdim. İlk filmi 1999 yılında yayınlanan bu efsane filmi 2021 yılında izleyebilmek nasip oldu. Bunda da var hayır diyorum çünkü belki o zamanlar izleseydim bugün izlerken yaşadığım duyguları yaşamayacaktım. Belki o zaman sadece dövüş sahnelerinde ibaret bir bilim kurgu olarak görecek bugünkü gibi  filmin inanılmaz metaforlarla dolu bir baş yapıt olduğunu anlamayacaktım. Filmi izleyenler bu yazımda beni daha iyi anlayacaklardır. İzlemeyenler de yazıyı okuduktan sonra izlemek isteyeceklerdir.

 

Film bilgisayar korsanı Neo’nun gerçeklerle yüzleşmesiyle başlıyor. Aslında yaşadığı dünyanın gerçek olmadığını ,her şeyin yapay zeka tarafından kurgulandığını  ve bu yapay zekanın insanların enerjisini kullandığını öğrenen Neo bir seçilmiş olarak bu durumla mücadeleye başlıyor.

 

Film Platon’un mağara alegorisini bizlere yansıtıyor. Bu meteforda , mağarada sadece karşılarındaki duvarı görebilecekleri şekilde oturan insanlar var ve asla etrafına bakmıyorlar yani sadece duvarı görebiliyorlar. Karşılarındaki duvardan bir takım gölgeler geçiyor ve sesler çıkıyor. İnsanlar başka bir yere bakamadıkları için hatta bir mağarada olduklarını bilmedikleri için tek gerçeğin bu duvardaki gölgeler olduğunu ve duydukları sesin de o gölgelerin adı olduğuna inanıyorlar. Filmdeki yapay zeka tarafından kablolarla bağlanan insanların durumu da bu alegorinin benzetmesi.

 

Descartes gördüğü, hissettiği her şeyin bir yanılsama olup olmadığından şüphe ederek  “Güçlü olduğu kadar da hilekâr bir aldatıcı cinin bütün gücünü beni aldatmak üzere kullandığını varsayacağım. Gök, hava, toprak, renkler, şekiller, sesler ve bütün harici şeylerin sadece birer… yanılsamalar olduğunu farz edeceğim ” der. Matrix filminde Descartes’in bu varsayımını görüyoruz. Descartesi’in kötü cini bizim filmimizin Mimarı yani Matrix’i yapan adam. Kablolarla bağlı insanlar yapay zeka tarafından sömürülürken onlar Matrix denilen sanal bir dünyanın içinde kendilerini gerçek bir dünyanın içinde yaşıyor sanıyorlar. Kötü cin yani mimar tarafından aldatılıyorlar.

 

Aslında benim filmi efsane bulma nedenim felsefi tarafından ziyade tamamen günümüzü anlatması. Şaşırdınız mı? Şaşırmayın, bizler de yapay bir Matrix’in içinde yaşıyoruz ama bunun farkında değiliz. Bizim Matrix’imiz İnstagram, Twitter, Facebook, Youtube…Yani tüm sosyal medya!

 

Sosyal medyanın mutfağını anlatan bir belgesel çekmişler. “Sosyal İkilem” isimli belgeseli mutlaka izlemelisiniz. Belgeselde silikon vadisinin dâhileri ,bir zamanlar bu işin mutfağını hazırlayanlar, bizlere fark etmediğimiz acı gerçekleri anlatıyorlar. Belgeselde sosyal medyanın bizi nasıl kendine esir ettiğini ve bizi esir ederek nasıl bizleri tükettiğini izliyorsunuz.

 

Kullanıcı tanımının sadece uyuşturucu ve sosyal medya araçları kullananlar için yapıldığını söylüyorlar. Sosyal medyayı tasarlayanlar insanların vakitlerini daha fazla nasıl alabilirizin derdindeler. İnsanları medyaya bağlamak için inanılmaz bir akış düzenliyorlar. Bu akış herkeste farklı tasarlanıyor. Bu haberleri sizin verilerinize bakarak seçiyorlar. Sizin neleri beğendiğinizde tutun hangi resme ne kadar süre baktığınıza kadar her şeyi kaydediyorlar. Ne zaman mutlu ,ne zaman depresif olduğunuzu bile biliyorlar. Konumunuzu, siyasi görüşünüzü, düşünce tarzınızı her şeyi biliyorlar. Bunlar oluşturdukları yapay zeka sayesinde çözümleniyor. Sizi kategorilere ayırdıktan sonra üreticilere potansiyel müşteri olarak satıyorlar. Sosyal medya sizin bilgilerinizi satmıyor. Bilgilerinizden yola çıkarak neye ihtiyacınız olduğunuz saptıyor ve üreticiyi size yönlendiriyor. Ya da sizin bilinç altınızı işleyerek bir ürüne ihtiyacınız olduğunu hissettiriyor.

 

Sosyal medya değer yargımızı da bozuyor. Özellikle gençler takipçi, beğeni sayısıyla kendi değerini doğru orantılı tutuyor. Gittikçe yalnızlaşan , mutsuz gençler meydana getiriyor.

 

Sosyal medya bireysel etkinin dışında toplumsal olarak ta insanlığı etkiliyor. Yalan haberlerle toplumu istediği yöne çekebiliyor. Anormal olanı normal , normal olanı anormal gösterebiliyor. Toplumsal ayaklanmalara , haksız linçlere  sebep olabiliyor.

 

Aynı Matrix filmindeki gibi bizler de oluşturulan bir sanal dünyanın içindeyiz. Aynı filmdeki gibi yapay zeka bizden besleniyor. Filmdeki gibi belki kablolarla bağlı değiliz ama akıllı cep telefonları, tablet,  bilgisayarla bu sanal gerçekliğe bağımlıyız. Sanırım 21.yüzyıl insanı için en büyük korku telefonunun bozulması ya da kaybolmasıdır.

 

Bu yüzden Matrix filmi çekildiği yılı baz alırsak tam bir öngörü filmidir. Filmin anlattığı bütün metaforlar bizim bugünümüzü en iyi şekilde anlatıyor. Filmi izlerken o kapsüllerdeki insanlardan biri olduğumu hissettim.

 

Tabi Thomas Hobbes’un meşhur sözü  olan insan insanın kurdudur’u unutmuyor bu yapay zekanın arkasında da bir insan zekası olduğunu biliyoruz. Bu yapay zekayı tasarlayanlar elimizden özgür irademizi alıp götürmekte ve  bizi sisteme köle haline getirmektedir.

 

Son olarak bir konu hakkında düşüncemi de söylemek istiyorum. Aşıya karşı bir kesim diyor ki aşının içinde çip koyup bizi çipleyecekler ,bu söylem bana  komik geliyor .

Bizi çipleyecek olanlar uzun zaman önce bizleri çipledi zaten!

 

 

Günün Diğer Haberleri
G-NL5SXDG3FM G-VXJRKS55FP G-FZKYZX0T7W G-FSDKGZVN2L