|
SON DAKİKA
Heykeli Dikilen Çöpçü
Minikler Mevlana Dedelerini Çizdiler
Kermes Açılışına Yoğun İlgi
Belediye Yılların İhmalini Telafi Etti
Yoga Yerine Kitap Okuma Ne Dersiniz?
M. Abdülkadir Yusufoğlu kadiryusufoglu@larende.com
Türkiye’nin 2012 Genel Bütçesine bakıldığında Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan payın son yıllarda olduğu gibi yine birinci sırada olduğunu görüyoruz. Bu önemli bir gelişmedir. Ayrılan payın yeterli olup olmadığını bir yana bırakırsak bakanlık bütçesinin ilk sırada yer alması eğitime verilen değerin bir göstergesi olarak görülebilir. Yeterli midir? Elbette ki değildir. Çünkü eğitim hayati öneme haiz bir faaliyettir. Bir milletin olmazsa olmazıdır.
Eğitime ayrılan payın birinci sırada olmasının yanında başka diğer güzel şeylerde oluyor millî eğitimde. Fiziki mekân olarak derslik sayılarındaki artış, donanım olarak çağın gerektirdiği eğitim teknolojilerinin yaygın olarak kullanıma geçilmesi ve bu konuda ortaya konulan projeler (Fatih Projesi) hemen akla gelen gelişmelerdir. Kara tahta yerine akıllı tahtaya geçilmesi de takdir edilecek bir husustur. Fakat bunun tek başına bir şey ifade etmeyeceği aşikârdır. İçerik ve onu kullanan olmazsa ne anlam ifade eder akıllı tahta. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin her zaman bir eğitimciye/öğretmene ihtiyaç vardır. Öğretmen, eğitim-öğretim sürecinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu sebepledir ki öğretmenin sorunları çözülmeden eğitimin sorunları çözülemez. Öğretmenin sorunu da insanca yaşayabilecek bir hayat standardına kavuşturulmadan çözülemez. Maddi anlamda öğretmene üvey evlat muamelesinin yapılması çözümün değil sorunun parçası olmaya her zaman devam edecektir. Eğitim-öğretim sürecinin temel unsurlarından biriside dersler ve onların içeriğidir. Temel dersler ve seçmeli dersler ve bunların içeriği konusuna da ciddi bir şekilde el atılmalıdır. Seçmeli ders çeşitliliği artırılmalıdır. Seçmeli ders çeşitliliğini artırırken de yoga gibi kendi kültürel değerlerimizden uzak dersler koyarak bunu anlamsızlaştırmamalıyız. Yoga yerine seçmeli hatta zorunlu kitap okuma dersi koyamaz mıyız? Eğitim-öğretim faaliyetlerinin iki sömestr olarak yapılması da bence yeniden gözden geçirilmelidir. Mesela aralıklarla üç döneme ayrılabilir. Bu dönemlerden ilki yoğun ders ağırlıklı, ikincisi düşük yoğunlukta ders, yoğun kültür-sanat faaliyetleri, üçüncüsü ise yaz okulları şeklinde olabilir. Okulu hayatın merkezine çekmek ya da hayatı okulun merkezi etrafında şekillendirmek istiyorsanız bu durumu muhakkak gözden geçirmek ve çalışmalar yapmak gerekiyor. Eğitim-öğretim faaliyetlerinin bir diğer eksik tarafı planlamanın olmayışıdır. İlla bir diploma verilecek diye gerekli gereksiz fakülteler kuruluyor, bölümler açılıyor. Veya açılmış olanlar kontenjan sınırlaması yapılmadan sürekli öğrenci alıp duruyor. Sonra da bir yığın diplomasız işsiz ağlayıp duruyor. Hangi alanda hangi meslek gurubunda ne kadar fazlamız var, ne kadar eksiğimiz var bunu tespit etmek çok mu zor? Planlamanın muhakkak orta ve uzun vadeli olarak en azından ilk elli yılı kapsayacak şekilde yapılması elzemdir. Bu durum hem kaliteyi artıracak hem de diplomalı işsiz üretimini sonlandıracaktır. Millî Eğitim Bakanı’nın “artık eğitim fakültesi açılmasına izin vermeyeceğim” sözü bu plansız yapılanmanın artık farkına varıldığının göstergesi olur inşallah. Üniversitelerimiz sanki şartmış gibi lisans düzeyinde eğitim-öğretim yapmak zorunda mıdır? Bazı üniversitelerimiz sadece yüksek lisans ve doktora programları uygulayacak ihtisas üniversiteleri haline getirilemez mi? Sayıları 170’in üzerini geçen üniversitelerimizin bir kısmının yüksek lisans ve doktora programı uygulamasının ne gibi sakıncaları vardır acaba? Eğitim öğretimi şekilden ve şekilcilikten de kurtarmak lazım. Bu anlamda 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının stadyumlarda ve çok uzun süre hazırlıklar yapılarak kutlanmasından vaz geçilmesi önemlidir. Bayramın ruhu, stadyumlarda birtakım hareketler yaptırılarak kazandırılamaz. Şükür ki bu saplantıdan kurtulduk. Başka bir şekilcilikte tek tip kıyafet uygulamasıdır. Bırakın kim ne ile, nasıl geliyorsa gelsin. Nasıl rahat edebiliyorsa öyle gelsin. Bu sadece öğrenciler için değil eğitimciler içinde böyle olsun. Mevcut kıyafet yönetmeliğini kaldırıp, yeni bir kıyafet yönetmeliği hazırlamak çok mu zor? Hatta bir kıyafet yönetmeliğine de gerek yok bence. İnsanların nasıl giyineceklerini belirlemek faşizan bir anlayıştan başka nedir ki. Bu makale 376 kez okundu Yükleniyor...
NAMAZ VAKİTLERİ
YAZARLAR
Tümü
HAVA DURUMU
|
![]() ![]() ![]() |