Reklamı Geç
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
SON DEM
Reklam
Zeynep OĞUZCAN

Zeynep OĞUZCAN

SON DEM

15 Eylül 2018 - 11:13

SON DEM

    Neyzen Tevfik hayatı kırık çay bardağındaki suya benzetir. Der ki “ İçsen de tükenir, içmesen de. Bu yüzden hayattan tat almaya bak. Çünkü yaşasan da bitecek yaşamasan da… ”

    Hayat…Hiç bitmeyecek gibi gelen ama ansızın bitiveren , sevilen, sevilmeyen, kızılan, istenmeyen, istenen, tutkuyla bağlanılan ,değer verilmeyen, her anına değer verilen…

    Hayat…Doğum ve ölüm arasında , her biri birbirinden farklı, kimine göre vefalı kimine göre nankör, kimine göre zor kimine göre kolay…

    Hayat… Tek sahip olduğun , tutunduğun lakin  istemediğin halde sana sırtını dönen dostun…

     Saatin kadranı her attığında ıssızlaşmakta insan, yalnızlığına yürümekte her saniye . Hiçbir şey bilmeyen bebekken her şeyi bilen bebek olana kadardır hayatın ömrü. Nefes alsan da sonrası hep geçmişindir.

     Geleceğe dair düşler yoktur artık.  “İnsan yaşlandı mı hayatı paylaşmaktan el çeker. Artık yalnız anılarla beslenir. Gönderilmiş mektuplara benzeriz ;görevimiz bitmiştir, yollandığımız adrese gelmişizdir” diyen  Knut Hamsun tarafından ne güzel de anlatılmıştır yaşlılık.

    Yaşlılık kapıya gelen son misafirdir. Son misafire güç kalmamıştır artık. Gitmesi için gözünün içine baksa da gitmek istediğinde gider , giderken de ev sahibini götürür bilinmeyene.

    Ellerine bakarsın ne kalmış , ne götürebilirim  gittiğim yere diye. Sahip olduklarının su buharı misali elinde yok oluşunu izlersin. Ne makamın kalmıştır, ne güzelliğin ,ne aklın ,ne servetin. Sadece yaşanmışlıklar , sadece anılar…

    Sonbahar mevsiminde ağaçların döküldüğü gibi dökülür sevilen dostlar, arkadaşlar. Issızlaşır bir zamanlar şen kahkahalarla dolan ev. Artık daha erken söner evin ışıkları. Bir tas çorba ,bir parça ekmek ,bir kaşık yeter artık karnını doyurmaya.

    En güzel sestir kapının çalışı.  Ben buradayım, hala varım, hala önemliyim birileri için ,demektir. Gençliğin ,makamın , gücün , güzelliğin olmasa da birileri tarafından önemsenmek mi ya da yalnızlığın duvarlarda çıkardığı ses midir ?

    Oysa her gün çalardı kapılar, ne olağandı duyduğun ses. İnsan sadece yoklukta anlıyor kıymeti , yokluk öğretiyor değeri. Geçip giden yıllar sanki hiç bizi buraya getirmeyecekti. Halbuki her gün çalan kapı bir beyaz tel ,yüzümüzde bir çizgi bıraktı. Yavaş yavaş bıraktı anlayamadık.

     Öyle değil midir zaten kural? Aniden gelmez  kış, ilkbahar ,yaz yada sonbahar. Aniden yeşermez ağaçlar ya da sararıp dökülmez yapraklar. Aniden doğmaz insan. Aniden olmaz gece ya da gündüz. Yavaş yavaş dönüşür mevsimler. Yavaş yavaş yeşerir yapraklar. Yavaş yavaş kararır gün ve yavaş yavaş aydınlanır.  Yavaş yavaş vücuda gelir insan. Yavaş yavaş büyür ve yavaş yavaş küçülür…

    Zamanın aksine artık daha ağırdır hareketlerimiz. Daha yoğun duygularımız. Daha çok dokunur yaşadıklarımız…Daha çok batarız göze, daha çok susturuluruz, daha çok anlaşılmayız…

    Bedenin ve ruhun en demli halidir artık bu. Biraz daha beklese acır da tadından eser kalmaz. Gelip geçsin diye gözünün içine bakarız hayatın. Bir türlü vazgeçemediklerimizle gelip geçer aslında  hayat. Neyzen Tevfik’in dediği gibi ,kırık çay bardağı misali yavaş yavaş geçer…bir bakmışsın varsın bir bakmışsın yoksun…

    "O‘dur ki, sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alak‘tan (embriyo) yarattı; sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik) çağınıza erişmeniz, sonra da yaşlanmanız için size (belli bir ömür vermektedir). Sizden kiminin daha önce hayatına son verilmektedir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz ve belki aklınızı kullanmanız için (Allah sizi böyle yaşatır)." (Mümin Suresi, 67)

Bu yazı 1046 defa okunmuştur .

Son Yazılar