Reklam
Savaşın Çocukları
Zeynep OĞUZCAN

Zeynep OĞUZCAN

Savaşın Çocukları

15 Aralık 2016 - 15:44 - Güncelleme: 16 Aralık 2016 - 05:23

En nihayetinde çocuktu oda… Çıkıp dışarıya oynamak istedi savaşın ortasında. Dünü de yarını da düşünemezdi ki! Ne olurdu ki en fazla? Zaten hayatı açlık, susuzluk içindeydi belki oyunla karnı doyardı. Unuturdu yaşadıklarını kısa bir zaman da olsa.

Her an ölüm korkusu yoktu büyükleri gibi ölmenin ne olduğunu sorsalar ne bilirdi. Ya da korumakla yükümlü olduğu birileri. Korunması gereken kendisi idi. Neden korunması gerektiğini bile bilmeden oradan oraya savruluyordu küçük bedeni.

Oysa insanların kötü olabileceğini nerden bilirdi. Savaşın mantığını büyükler bile anlamazken küçücük yürekler nasıl anlayabilirdi ki… Daha dün ayakta olan evinin bir yıkıntıya dönüşebileceğini… Güçlü babasının bedeninin bir gün titreyeceğini, kardeşlerini bundan sonra hiç göremeyeceğini, ayaklarıyla bir daha koşamayacak olmasını, dilinin lal oluşunu, ağlamaktan gözlerinde yaş kalmayacağını, yaralarının bile canını acıtmayacağını nerden bilebilirdi…

“Burada oturuyoruz. Biz O’na ne yaptık ki? “diyor muhabire. Gerçekten ne yaptı çocuk olmaktan başka? Çocuktu nihayetinde. Gözlerinde şiddetinin resmi, yüreğinde de kocaman bir yük vardı sanki!

Hiçbir şey olmadan öylece izliyordu çocuk. Payına bazen bir mermi bazen bir şarapnel parçası düşüyordu. Gücü yoktu ya da sihirli güçleri. Sihirli güçlerin masallarda olduğunu yaşayarak öğrenmişti.

Yaşadıkların bir rüya olsa keşke çocuk! Rüya bitse ve sabah olsa… Acılarını dindirmeye çalıştığın duaların kanatlanıp uçan bir kuş olup, vicdan dağıtsa ağzında. Akan kanların suya dönüşse yıkayıp geçse savaşın tüm lekelerini ya da dünyan değil de dünya yıkılsa da görmesek yaşadıklarını.

Halep…

Vicdanların olmadığı, kalpsizlerin el attığı diyar… Kömürle

Yazı yazmayı seven çocukların kömür olduğu şehir. Kulakların duymadığı, gözlerin görmediği, dillerin sustuğu yer. Kız çocuklarının değil tüm çocukların diri diri gömüldüğü topraklar.

Halep…

Geç mi kaldık sana da? Srebrenitsa, Dağlık Karabağ gibi…

Halep…

Affeder mi dünyayı? Tekrar doğar mı küllerinden? Peki, bu çocuklar haklarını helal eder mi sessiz kalabalıklara?

Biter mi bu cefa? Bahar gelir mi sana? Çocuklar yine oyun oynayabilir mi sokaklarında? Silah sesleri tekrar kuşlara yerini verir mi? Aydınlanır mı gökyüzü siyah dumanlarından? Akşamları yanar mı ışıkları evlerinin? Rüzgârlar, çocukların kahkahalarını taşır mı uzaklara?

Bu yazı 2878 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum

Son Yazılar