Reklam
Reklam
Reklam
ÖĞRETMEN OLMAYA ÇALIŞMAK...
Reklam
Zeynep OĞUZCAN

Zeynep OĞUZCAN

ÖĞRETMEN OLMAYA ÇALIŞMAK...

23 Kasım 2018 - 14:20

ÖĞRETMEN

Bu yazıma bir tanımla başlamak isterdim lakin  tanımlar , bir deneyime  dönüşmeyecekse bilmenin hiçbir anlamı yok. Bu yüzden tanımlardan ,teorilerden ve bilgilendirici cümlelerden daha çok ezberlenmiş  bilgilerin nasıl deneyime  dönüştüğünü okuyacaksınız. Neden mi?

Öğretmenlik mesleği akademik bilgileri ezberlemekten daha çok yaşanarak öğrenilecek bir meslektir.

                                                    EĞİTİM FAKÜLTESİ

    Çoğu üniversite öğrencisi seçtiği bölüme isteyerek geldiğini sanır. Bu seçimde  okulu bitirdiğinde garanti iş sahibi olacağın bir bölüme yerleşip, geleceğini garanti altına almak  önemli bir faktördür. Bir sayısal öğrencisi olarak mühendislik bölümlerine yerleşebilecekken işsiz kalma korkusu ve çevremdekilerin  “Bayan için en ideal meslek öğretmenlik.” söylemlerinin de etkisinde kalarak eğitim fakültesinin sınıf öğretmenliği bölümünü seçtim.

Üniversite öğrencilerinin yata yata okuduklarını düşündüğü sınıf öğretmenliği bölümü aslında hiçte sanıldığı kadar basit bir bölüm değildi. İlk sene fizik, kimya, biyoloji derslerinde bir sayısal öğrencisi olarak oldukça başarılıydım. Aynı durum eşit ağırlık bölümünden gelen öğrenciler için geçerli değildi. Hayatında ilk defa atışlar ,organik kimya, köklü sayılar  gören arkadaşlarım için epey zorlayıcıydı.

Uygarlık tarihi ,edebiyat ,gelişim öğrenme gibi dersler beni epey uğraştırdı. Kahramanların isimleri verilerek hangi yazara ve kitabına ait olduğunu soran edebiyat hocamızı buradan hürmetle anıyorum.

Artık bilgi çağında yaşıyoruz, çocuklara bilgi değil bilgiye ulaşma yollarını öğreteceğiz diyen hocalarımın neden sayfa sayfa bilgi ezberlettiğini de hala idrak edebilmiş değilim.

Üniversite yaşadığınız ülkedir. Türkiye’nin her yerinden gelen gençlerin kültürleriyle harmanlandığı bir  yer. Doğusu, batısı, kuzeyi ve güneyi bir aradadır. Türkiye’de ne yaşanırsa okullarda ve yurtlarda da aynı şeyler yaşanır. Bir öğretmen için bu karma oldukça faydalı bir durum. Okulu bitirdiğinizde nerde öğretmenlik yapacağınız belli değildir. Arkadaşlarınız size  bu konuda fikir verir ya da gittiğiniz yerde size mutlaka yardımcı olacak birileri çıkar.

Her kültürden olduğu gibi her karakterden de insan tanırsınız. İlerde öğretmen olacak öğrenciler sizi şaşırtabilir. İki kelimeyi bir araya getiremeyen, dört yıl boyunca sesini hiç duymadığınız, asabi, takıntılı bu öğrenciler nasıl iyi bir öğretmen olacak diye düşünmeden edemezsiniz. Öğretmen seçimindeki yanlışlardan biride budur bence.

Eğer eğitim bir toplum için son derece önemliyse bu eğitimi verecek öğretmenin nitelikleri de bu kadar önemli olmalıdır. Sadece akademik bilgi  tek başına yeterli bir kriter olamamalıdır .Eğer bu seçim zorsa en azından üniversite eğitimlerinde diksiyon, hitabet gibi eğitimlere yer verilmelidir. Psikolojik  sorunları olan öğrenciler de  gözden geçirilmelidir.

Materyal geliştirme dersinde hocamız hepimize sunum görevi vermişti. Herkes tek tek tahtaya çıkıp sınıfa sunumunu yapıyordu. Bölümün başarılı öğrencisi olan arkadaşımız sunum yapmak için tahtaya çıktı .Elinde bir sürü anlatmak için hazırlanmış kağıtlar vardı. Sunuma çok iyi hazırlandığı belliydi. Sunuma başladı. Kırk dakika boyunca ezbere konuştu. Değişmeyen ses tonuyla tam kırk dakika anlattı, anlattı…İkinci dakikadan sonra kimimiz hayallere, kimimiz uykuya daldı. Hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan anlattığı sunumunu bitirmenin haklı gururuyla yerine oturdu. Bizler ise konunun ipini ikinci dakikadan sonra kaçırıp hiçbir şey anlamamanın verdiği aptallıkla kaldık. Ardından çok sevdiğim ve ilerde iyi bir öğretmen olacağına inandığım  ve bunun haklılığına şahit olduğum arkadaşım sunumunu yapmak için çıktı. Elinde  hiçbir çalışma kağıdı yoktu.

-Arkadaşlar uzun uzun anlatmayacağım, kısaca konu…

Herkes uykudan uyanır gibi arkadaşa dikkat kesildi.

-Çocuklar için çevresinde gördüğü her şey oyuncaktır ve çocuklar bunlarla oynayarak deneyim kazanıp öğrenirler. Bizler materyal hazırlarken onların dikkatini çekecek ve öğrenimlerini kolaylaştıracak şekilde hazırlamalıyız. Hareketli nesneler her zaman dikkat çekicidir. Bakın sınıfta dolaşıyorum ve beni takip ediyorsunuz. Aynı yerde dursaydım dikkat çekici olmazdı. Makyaj yapan bir kız daha dikkat çekicidir. Takı takıp şıkır şıkır gezen kız da dikkat çekicidir. Tuhaf insanlar da dikkat çekicidir mesela  Mehmet gibi!

Sınıf adeta kopmuştu. Espriler havada uçuşmaya başladı.

-Hazırlayacağınız materyalde hareketli, renkli, tuhaf olmalı. Bilgiyi bu şekilde somutlaştırmak öğretimi kolaylaştırır.

Teorik bilgileri hayattan bir örnekle harmanlamış sanki ders değil bizimle sohbet ediyordu.

İki ayrı sunum , bir ezberlenmiş fakat ruhsuz diğeri bilgilerin duygularla aktarıldığı bir sunum. Bu bir yetenekti. Öğretmenlik yeteneği diye bir şey  kesinlikle vardı ve bu yetenek herkes te yoktu.

                                                               İLK ATAMA

Üniversitede edindiğim bir yığın bilgi KPSS sınavında başarılı olmamı sağlamıştı. Aldığım yüksek puanla gittiğim üniversitenin kalitesini de tescillemiş oldum. Sıra atamadaydı. Açıkta kalmamak için 21. Tercih şıkkını da işaretledim. Şehir ya da okul seçme lüksüm yoktu.Bir an önce mesleğimi elime almam gerekiyordu. Annemin yeşillikli bir yer olması için ettiği dua kabul olmuştu. Türkiye’nin en kuzeyi Karadeniz’in güzel ili Ordu’ya atamam olmuştu.

Korkunun en büyük kaynağı bilinmezliktir. Bilmediği insanlardan ,bilmediği şehirlerden korkar insan. Bir yerle hiç bir bağınız yoksa yabancısınız demektir taşına toprağına. Yabancısı olduğum ve bilmediğim yerlere gidecektim. Beni nelerin beklediğini hayal bile edemiyordum.

Korkuyla karışık heyecan duygusuyla adımımı atmıştım ilk atandığım şehre. Alabildiğince yeşil ve maviydi Karadeniz. Önce Ordu sonra Kumru…Yol bitmek bilmiyordu. Ha burası ha burası derken saatler sonra varabilmiştim ilçeye.

Ertesi sabah İlçe Milli Eğitimi’nde kalabalık ve telaşın içindeydim. Uzak ve birleştirilmiş sınıf okutmak istemeyen öğretmenlerin görevlendirme çabalarına şahit oldum. Öğretmen olmak bana yeterken başkaları için daha fazlası olması gerekiyordu. Gözümün önünden görevlendirme yazıları geçerken korkularım daha fazla arttı. Acaba köyde öğretmenlik berbat bir şey miydi ki bu insanlar köylerden kaçmak için ellerinden geleni yapıyordu. Sıra bana geldiğinde  köyde tek başıma olmayacağımı öğrendim. Beş sınıflı müstakil bir ilkokuldu çalışacağım yer.

Göreve ilk defa başlayan bir öğretmen için tek başına olmak istenmeyen durumlardan biridir. Deneyimsiz bir öğretmenin dayanacağı ya da fikir alacağı  ,deneyiminden yararlanacağı hiçbir yoldaşının olmaması önüne çıkacak zorluklarla baş ederken daha fazla çaba harcayacaktır.

İlk yılımda benimle aynı durumda  olan insanlarla beraber olacağımı düşünmek kendimi iyi hissettirdi. Tek başına olmayacağımı bilmek korkularımın azalmasını sağladı.

            VE ÖĞRETMEN OLMAYA ÇALIŞMAK…

  Bilgiye sahip olabilirsiniz  ama bilgiyi deneyimlemeden bilgiye hakim olduğunuzu düşünmemelisiniz. Kendimde sahip olduğumu düşündüğüm mükemmel öğretmen potansiyelini ortaya çıkarmalıydım. Yıllarca pedagojik ve formasyon eğitimi almış biri olarak önümdeki her engeli geçmiştim. Küçük çocuklara bir şeyler öğretmek eğlenceli olacaktı.

Yeni geldiğim ve mesleğe yeni başladığım için bana tayini çıkan öğretmenin sınıfı olan ikinci sınıfları verdiler. İşimin daha kolay olduğunu düşünüyordum sonuçta okuma yazma bilen öğrencilerdi lakin acı gerçekle okulun ilk günü karşılaştım.

On altı kişilik sınıfın yarısı okuma yazma bilmiyordu büyük ihtimal yazın hiç kitap okumadıkları için okumayı unutmuş olabilirlerdi. Vereceğim ikinci sınıf kazanımlarından önce sekiz çocuk için birinci sınıfmış gibi eğitim vermek gerekiyordu. Üstelik ilk defa o yıl ses temelli okuma yazma öğretimine geçilmişti. Öncelikle kendim el yazısıyla yazmayı kurallarına uygun yazmalıydım. İki hafta boyunca el yazısını doğru bir şekilde yazmaya çalıştım. Okumayı ve yazmayı öğretmek mi inanın en ufak bir fikrim yoktu.

Ben bunları düşünürken okulun tadilata gireceği haberi geldi. Nasıl olur da eğitim başladığı zaman okul, inşaat alanına dönüşebilirdi?  Öğrendim ki parayı alan müteahhit işi bitirmeden kaçıyordu.

Apar topar özel bir inşaatı okula çevirdiler. Penceresi naylon poşetle kapatılan, duvarları boyasız kara beton bir sınıfım oldu. Kısa süre de olsa hayallerim bu değildi. Hayal kırıklığı beni durdurmamalıydı. İşimi en güzel şekilde yapacak ,bu eksikliği öğrencilerime hissettirmeyecektim.

Ben öğretmendim ve ne olursa olsun öğretecektim. Kara beton da olsa duvarları ,onlar mutluydu okulda olmaktan. Ne naylon kaplı pencereleri ne kırık kapıyı ne de hayalleri kırılmış öğretmeni görüyorlardı. Çatısı ve öğretmeni varsa her yer okuldu.

Okulun taşınma esnasında epeyce yeni sisteme çalıştım. Bir yandan okuma bilenlere okuma yaptırıyor bir yandan okuma yazma bilmeyenlere okuma öğretmeye çalışıyordum. Zaman ilerliyordu lakin bir türlü istediğim seviyeye gelmiyordu çocuklar. İnternet yok bu işte uzmanlaşmış ve bana yardımcı olabilecek bir meslektaşım da yok. Birinci sınıf öğretmeni arkadaşımda aynı sorunları yaşıyordu. O kadar uğraşmamıza rağmen neden ilerleyemediğimizi anlayamıyordum. Bir yerlerde hata yapıyorduk ama nerden kaynaklandığını bilemiyorduk.

-Bak oğlum bu aaaaaaaaaaa,bu dalllllllllllllllll birleştir.

-aaalllııııııııııııı!

-I yok oğlum llllll…

-aaalılılı.

Hatta öyle bir duruma gelmiştim ki artık tüm yazıların önce seslerini okuyup arkasından birleştirmeye başlamıştım. Yattığımda al,el sesleri beynimde yankı yapıyordu.

Haftalar geçmişti. Ümidim azalıyor  ve iyi bir öğretmen olamayacağımı düşünmeye başlamıştım. Sayısal tercih yaparak mühendis mi olmalıydım  diye düşünmeye başlamıştım.

Aradan geçen aylar umudumu yitirmeme sebep olmaya başlamıştı. Hala iki harfi bir araya getirmekte zorlanıyorlardı. Elimde ne bir kılavuz ne de internet  vardı. İnternet olsa da çalıştıracak elektrik sıkıntılıydı. On  gün elektriğin gelmediği oluyordu.

Aylar sonra bir gün çocuklarımdan birinin olayı keşfettiğini fark ettim. Kısa zaman içinde mısır patlamasına benzer şekilde okumayı sökmeye başladılar. Onlar okudukça bendeki mutluluk tarif edilemez boyutlara ulaşıyordu. Anladım ki sabır bu işin anahtarıymış. Zaman ve sabıra ihtiyacı varmış.

Şimdi bugüne geldiğimde hatamın sebebini çok daha iyi anlıyorum. Tekniğimde sorun vardı. Sistem yeniydi ,ben yeniydim, etrafımdaki arkadaşlarım yeniydi. Üniversitede okuma yazma ile ilgili sadece teorik bilgiler öğretmiştim. Okuma yazma öğretmeyi deneyimlememiştim.

Zorda olsa öğretmiştim okumayı çocuklara. Onların okuduğunu görmek tohumdan bir çiçeği yetiştirmek gibi bir şey. Emek emek dokuduğunuz bir halı gibi. Onlar okudukça mutlu oluyorsunuz . insanların hayatına dokunmak bu olmalıydı.

İlk yılım zor bir yıldı. Deneyimsiz olmamdan ziyade şartlar bakımından rezilliğin kitabını yazabilirdim. Farelerin geceleri sek sek oynadığı lojmanda kalamamış köyden bir ev bulmuştuk. Çatısı olmayan evimiz Karadeniz’in yağmuruna teslim olmuştu. Duvarlarının ıslaklığı o sene sık sık hastalanmamıza sebep olmuştu. Her şeye rağmen öğretmenlik hayatımın en güzel yılıydı.

Ben öğretmenliği hala öğrenmekteyim ve sanırım hiçbir zaman ben oldum diyemeyeceğim. Bana en çok mutluluk veren minik öğrencilerimin büyümüş hallerine yolda sokakta rastlamak. Ne zaman beni görseler gülümsediklerini  fark ediyorum. Aslında gülümsedikleri ben değilim kendi çocuklukları…çünkü ben onların çocukluğuyum. İşte öğretmenliğin en güzel tarafı da bu.

Kısaca öğretmenlik yetenek, sabır, sevgi, özveri ve deneyim gerektiren bir meslek. Herkesin de yapabileceği bir şey değil.

Tüm emektar öğretmenlerin öğretmenler gününü kutluyorum.

Bu yazı 276 defa okunmuştur .

Son Yazılar