Reklam
Hiç!
Zeynep OĞUZCAN

Zeynep OĞUZCAN

Hiç!

20 Ocak 2017 - 17:41

Delilik ile velilik arasında ince bir çizgi vardır derler ya işte öyle insanlardan bahsedeceğim bugün size. Hikayelerini okumaktan ve dinlemekten  zevk aldığım hiçlik denizinde boğulmuş , kalender meşrep , ehli dil insanlardan…

Hak aşığı evliyalardan biridir Behlül Dana. Abbasi halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış sıra dışı bir zattır kendisi. Harun Reşid’in kardeşi olduğu rivayet edilse de aslı yoktur. Anlatmak istediklerini sıra dışı  yollardan anlattığı  ve insanların kalıplarına sığmadığı için bazı insanlar tarafından deli diye nitelendirilmiştir.

Behlül Dana sokak sokak gezer insanları hatalarından dolayı, biraz sivri dille ,uyarırmış. Halk bu durumdan rahatsız olur . O kadar sıkılırlar ki çareyi Behlül Dana ‘yı Harun Reşid’e şikayet etmekte bulurlar.

-“Sultanım, bizim yaptıklarımızın ona ne zararı var? Bizi kendi hâlimize bıraksın. Bizi uyarıp durmasın. Sonra her koyun kendi bacağından asılır.” derler.

Bu şikâyetler üzerine Harun Reşid , Behlül Dana’yı çağırtıp halkın istediğini bildirir. Behlül Dana hiç sesini çıkarmadan sarayı terk eder. Birkaç koyun alıp keser, bacaklarından mahallenin köşe başlarına asar.

İnsanlar hikmetini anlayamadıkları ve sırrını çözemedikleri hareketleri görünce “Deliden başka ne beklenir, yaptığı işler hep böyle zaten!” derler.

Aradan günler geçtikçe, asılan hayvanlar kokar, bundan ise bütün mahalle zarar görmeye başlar.. Bozulan etlerin kokusundan durulmaz hale gelir.Aynı şahıslar, Harun Reşid’e gidip durumu anlatırlar:

-“Ya Emirü -l Müminin! Behlül’ün astığı koyunların kokusundan duramıyoruz. Bizi çok rahatsız ediyor. Şuna söyleyin de, onları astığı yerden kaldırsın! “

Harun Reşid, Behlül’ün böyle bir hareketi neden yaptığını merak eder. Hem halkın şikâyetini bildirmek, hem de böyle yapmasının sebebini öğrenmek için Behlül Dana’yı saraya çağırtır. Behlül gelince, Harun Reşid sorar:

-Ya Behlül! Mahalleye astığın koyunların kokusundan halk çok rahatsız oluyor. Böyle bir şeyi neden yaptın?”

Behlül Dana Hazretleri şu cevabı verdi: 

-“Ey müminlerin emiri! Ben bir şey yapmadım! Sadece her koyunu kendi bacağından astım. Fakat görülüyor ki, her koyun kendi bacağından asılsa da bütün çevreyi rahatsız ediyor, herkese zarar veriyor. Bir kötünün zararı sadece kendine olmuyor, herkese zarar veriyor. İnsanların bunu anlaması için böyle yaptım. Herhalde anlamışlardır!”

Onlar kalıplara sığmazdı. İnsanlar ne der kaygısı hiç taşımazlardı. İnandıkları bir rüzgardı ve onlar bu rüzgara kendini bırakan kuru yapraklardı. Malın, mülkün , itibarın ,şan ve şöhretin hiçbir anlamı yoktu. Kaplarına sığmayan bir derya ,hiçlik denizinde bir damlaydılar.

İmam Ebu Hanife ehli sünnetin başıdır. Derin ilmi ile büyük alimler yetiştirerek İslam dinine hizmet etmiştir.

İmam-ı Azam bir gün  ders verirken kapıdan İbrahim b. Edhem , selam vererek içeri girer.  İmam-ı Azam dersi keser ve kapıdaki üstü başı pejmürde adamın selamını ayakta alır. O gidene kadar oturmaz. Bu durumu gören talebeler  “Ya İmam bu adam bir meczup ,siz ise koskoca imamsınız . Bu hürmet niye? “ diye sorar. İmam:

-Biz Allah’ın ilmi ile meşgulüz ,O ise Zatı ile…der.

Anadolu erenlerinden olan Bayezıd-i Bistami(Bestami) Hazretleri 800’lü yıllarda Horasan yakınlarında Bistam şehrinde doğmuş olup hayatının büyük bir bölümünü Kırıkhan İlçesine bağlı Alaybeyli Köyünde bulunan Darb-ı Sak Kalesi üzerindeki Çilehanede geçirmiştir.  Bu yaşam tarzı Bayezid'in "Kendinde Yok Olma" hâli olarak ifâde edilebilecek olan bir ruh haline bürünmesiyle sonuçlandı.

Yalnız bir yaşantısı olmasına rağmen evine sık sık sufilik üzerinde tartışmak maksadıyla ziyaretçileri kabul etmekteydi. Ziyaretçiler Beyazid-i Bistami ‘nin derin sohbetlerini dinlemeye gelirlerdi.

   Birgün  Bayezid-i Bistami’nin aşk, şevk ve manevi tecrübe dolu konuşmalarını dinlemeye gelen  ham bir  sofu:“Otuz yıldır oruç tutarım ama senin bahsettiğin manevi zevklerin hiç birini tadamadım!” der. Bayezid ise adamın iç dünyasını görür ve der ki:

-“Otuz değil, üç yüz sene de oruç tutsan sen bu manevi hallere ulaşamazsın.” Adam:

“− Bu nasıl olur?” diye sorunca, Bayezid:

“− Senin kibir ve benliğin Allah ile aranda bir perde olmaktadır” cevabını verir. Adam bu manevi hastalığın çaresini sorunca, Bayezid:

“− Bunun çaresi var ama sen ona güç yetiremezsin” der. Adam biraz daha ısrar edince, Bayezid:

“− En yakın berbere git, başını tamamen kazıt, bir don hariç elbiselerini çıkarıp at, boynuna da bir heybe dolusu ceviz as ve pazara giderek: Kim enseme bir tokat atarsa ona bir ceviz vereceğim de! Böylece bütün pazarı dolaş!” der. Sofu:

“− Ben bunu yapamam, başka bir çare söyle” deyince Bayezid:

 “− Senin hastalığının tek çaresi budur, ben sana bunu yapamayacağını baştan söylemiştim” diyerek adamın ensinin ne kadar şiştiğini gösterir.

    Bu hikayeyi okuduğumda aklıma Karaman’ın değerli şahsiyeti sevgili Muammer Baran geldi. Kırmızı kıyafetleri , boyalı yüzü ve meyvelerden yaptığı şapkasıyla çocukluk hayatımın masallardan çıkmış bir kahramanıydı. Son derece kibar ve düzgün bir Türkçeyle hitap ederdi. Ölümünden sonra hakkında türlü rivayetler söylendi ,yazıldı. Belki doğru belki de yanlış ama bir gerçek var ki O, içini sadece Allah’ın bildiği kullarındandı. Allah rahmet eylesin.

 “Sen nesin, varlık nedir, nerden bileceksin? Dünyan esen yel üstüne kurulmuş senin. İki yokluk arasında bir varlık seninki: hiçlik ne varsa çevrende ,sen de bir hiçsin. “ der  Ömer Hayyam.

Allah’ın has kullarına ait bir makam hiçlik makamı. Ölmeden ölmek ,benlikten geçmek gerek…

Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
-“Kimsin?”
-“Hiç” demiş hoca, “Hiç kimseyim.” Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş hoca:
-“Sen kimsin?”
-“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.
-“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasrettin Hoca.
-“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam.
-“Daha sonra?” diye üstelemiş hoca.
-“Vezir” demiş adam.
-“Daha daha sonra ne olacaksın?”
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
-“Peki, ondan sonra?”

Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş:

“Hiç.”

“Daha niye kabarıyorsun be adam. Ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım.  “

Hiçlik makamında!

Bu yazı 2737 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar