Mehmet Yatar Kar Altında (Sarıkamış Ağıdı)
Reklam
Reklam
Onur AYKAÇ

Onur AYKAÇ

Mehmet Yatar Kar Altında (Sarıkamış Ağıdı)

08 Ocak 2020 - 14:46 - Güncelleme: 09 Ocak 2020 - 01:03

Yer, Erzurum’un küçük bir köyü...

O sabah köydeki çocuklar hiç görünmediği kadar ciddi, hiç görünmediği kadar gözü karaydı. Enver Paşa’nın seferberlik emri gelmiş, sokakta beraber oynayan çocuklar bir gecede kocaman yürekli kahramanlar olmuşlardı. Artık ellerinde tahtadan tüfekler değil, soğuk çelikten tüfekler vardı. Mevzu bahis vatan toprağı olunca, gerisi teferruattı. Hepsinin gözünde korkusuz bir bakış vardı. Akılları Sarıkamış’taydı. Hasan, Salih, Musa, Mehmet... Sanki bir gecede bin yaş almışlardı. Daha sakalı, bıyıkları çıkmayan bu gençler, kocaman yürekli birer adam olmuştu. Seferberlik emriydi, uymamak olur mu hiç? Hele de mevzu vatansa, namussa, beklenir mi hiç?

Hasan da o kalabalık genç yığınının arasındaydı. Gözleri, garip anasını ve engelli kardeşini aradı. Buldu da. Aslında kardeşi Ali de onunla gelmek istemiş, ama aksak bacağı bu isteğine mani olmuştu. Onlar biliyordu giden Hasan’ın geri gelmeyeceğini. Ama bizim Hasan sanki düğüne gider gibi şendi. Acaba şehitlik sevinci miydi bu? Acaba Peygambere komşu olacak olmanın verdiği huzur muydu?

Cepheye gitmek için toplanan gençlerin anaları-babaları, oğullarının arkalarından son bir kez daha baktılar. Son defa sessizce “elveda” dediler. Köy meydanında toplanan gençler, ağır ağır çıktılar yola. En büyük düşman Moskof değildi, kara kıştı. Çamura ve incecikten atıştıran kara aldırış etmeden yol aldılar. Şimdilik hava iyiydi. Ama daha geceyi görmemişlerdi. Üzerlerinde incecik asker kıyafetleri, ayaklarında çarık saatlerce yol aldılar. Komutanların “Hadi aslanlarım!” naraları onları daha bir coşturuyordu. Kısa sürede diğer köylerin gençleriyle buluşup kalabalıklaştılar.

Gittikçe yol külfet olmaya başladı. Yine de birbirlerine destek oldular. Yaşça büyük olanlar küçüklere sarıldı, yere düşeni kaldırdılar, omuz omuza bir oldular, birlik oldular. Uyumadılar, uyutmadılar. Biliyorlardı ki soğukta uyurlarsa bir daha uyanamayacaklardı.

Hasan da o kalabalıkta yol aldı. Artık her adım atışta anasının, kardeşinin yüzündeki hüzne anlam vermeye başlamıştı. Vatanı savunmak büyük yüktü be! Hele de Hasan gibi eli tüfek tutmamış bir genç için.

İlk gece zor geçti. Çoğu asker çadırda değil, açık alanda geceledi. Çünkü herkese yetecek kadar çadır yoktu. Az sayıdaki çadırda nöbetleşe uyuyorlardı. Becerebilenler ateş yaktı. Beceremeyenler, birbirlerine sarılarak ısınmaya çalıştı. Arada bir de yanık yanık türkü tutturdular.

Günler günleri kovaladı. Yola çıkalı 5 gün olmuştu. Beş zorlu, beş çetin gün. Her gece aynı senaryo, her gece aynı soğuk vardı. Şimdiden hepsinin şevki kırılmaya başlamıştı bile; ama yoldan dönmek olur mu hiç? Vatanı Moskof’a vermek olur mu hiç?

Altıncı günün sabahı kimi askerler yerinden kalkamadı. Donup kalmışlardı. Saçları buz tutmuş, kaşları buz tutmuş, gözleri donup kalmıştı. Sanırsın uzaktan gelen birine doğru bakıyorlardı, sanırsın yol gözlüyorlardı. Ama emir kesindi. Durmak yok; son asker dahi hayatta kalsa Moskof’a saldırmadan durmak yoktu. Şehitler, oldukları yerde bırakıldı. Bir ara “Şehitlerimizi gömelim.” diyecek oldu birkaç asker, ama toprağı kazmak ne mümkün? Bari ortada kalmasın, bari kurda kuşa yem olmasın diye karla kapattılar şehitlerin üzerlerini. Sonra da yeniden yola koyuldular.

**********

Askerler yol aladursun, geride kalanlar duayı dilden eksik etmediler. Vatan için Allah’a emanet ettikleri kuzularının sağ esen dönmesini dilediler.

O günlerde, geride kalanların dertleri bitmek bilmiyordu. Ruslardan cesaret alan Ermeni çeteleri, Kars ve Ardahan civarında otuz binden fazla insanı işkencelerle öldürmüş, Müslüman kadınlara da yapmadıkları kötülük kalmamıştı. Ermenilerin ellerinden kaçabilen çoğu kadın ve çocuk binlerce insan, karlı dağlarda perişan bir haldeydi.

**********

Hasan ve arkadaşları, savaş alanına ulaşmak için yola devam ediyordu. En önde sancağı taşıyan yiğit sendeleyince, bir başkası koşup sancağı devralıyordu. O sancak nihayet Hasan’a da geldi. Arkadaşı Musa’nın yere düştüğünü görünce koştu hemen Hasan, aldı yere düşen sancağı. En öne koşup dalgalandırdı bayrağı. Lakin en önde hava daha bir sertti, daha bir dondurucuydu. Hasan artık hiçbir şey düşünmeden yürüyordu. Gözleri ufka bakıyor, şu tepeyi aşınca rüzgâr arkada kalır diye kendine teselli veriyordu. Lakin şimdiden bacaklarındaki sızlamalar dayanılmaz bir hal almıştı. Sanki parmakları kesiliyormuş gibi yandı, tutuştu. Bir süre sonra ise ilginç bir şey oldu. Yavaş yavaş acıları, sızıları geçmeye başladı. Artık ayakları üşümüyor, yüzüne çarpan soğuk onu rahatsız etmiyordu. Ne güzel bir duyguydu bu. Saatler sonra rahat etmişti Hasan.

Ama bir anda tökezledi, yığıldı olduğu yere. Ayaklarına dokundu, lakin ayakları orada yoktu sanki; hiçbir şey hissetmedi. O esnada sancağı devralmak için yanına koşan asker girdi koluna. Bir anda birkaç saat öncesine gitti Hasan. Hani arkadaşı Musa yere yığılınca, Hasan koşmuştu ya sancağı almak için. Yüreği cız etti Hasan’ın; demek ki insan böyle donuyormuş, demek ki insan böyle şehit oluyormuş. Arkadaşının kolunda birkaç adım daha attı Hasan, sonra yığıldı kaldı olduğu yere. Nefesi boğazında düğümlendi, heyecandan kalbi duracak gibiydi. Kalkmak istedi, olmadı. Yuvarlanmak istedi, olmadı. Çaresizce büzüşüp kaldı olduğu yerde. Kelime-i Şahadet getireyim dedi, dili dönmedi.

Birkaç dakika sonra Hasan hareketsiz kaldı, bir daha da kımıldamadı. Komutanların “Geriye bakmak yok, hadi yiğitlerim ileri!” sesleri son kez yankılandı kulaklarında. Demek ki ölüm böyle bir şeydi.

O günlerde tam 90 bin şehit verdik. Tam 90 bin Hasan, 90 bin Musa, 90 bin Salih şehit düştü. Can verdik, amma toprak vermedik.

**********

Hasan ve arkadaşlarından geriye, analarının yaktığı ağıtlar kaldı. O analardan biri, Sarıkamış’tan dönmeyen oğlu için şu ağıdı yakmıştır:

Sarıkamış, Altınbulak

Soğanlı’yı biz ne bilek

Bizim uşak gökçek gezer

Ağca zıbın kara yelek


Yüzbaşılar, binbaşılar

Tabur taburu karşılar

Yağmur yağıp gün değince

Yatan şehitler ışılar


Gadasın aldığım Eşe

Tekerim dayandı daşa

Seferberliği durdurun

Elin öpem Enver Paşa


Aziziye baba yurdu

Kafkaslara tabya kurdu

Benim korkum Ruslar değil

Kara kışa kurban verdi

 

Bu yazı 521 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar