Reklam
Reklam
İslamın Kadına Bakış Açısı
Reklam
Merve UZUN

Merve UZUN

İslamın Kadına Bakış Açısı

08 Mart 2016 - 16:06

Kadın diri diri gömülürken, onu oradan çıkarıp ayaklarının altına cenneti seren dinin adıdır İslam*

Her varlık bir romandır, bir sanattır Cenab-ı Hak tarafından yazılan. Yazarımız kâinatın efendisi olduğu için her satırın, kelimenin, harfin bir amacı bir özelliği ve bir güzelliği olacaktır elbette. Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’in:

“Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyor.”(Duhan 38,39) ayeti bu hakikati ifade etmektedir.

Öyle ise, insanın da mutlaka bir yaratılış gayesi olmalı. O yüzdendir ki insanoğlu dünya misafirhanesine gediğinden itibaren, Ben kimim?, Niçin varım?, Ne Yapıyorum?, Nereye gideceğim? Sorularını sormuştur. Yüzyıllardır felsefeciler, ünlü düşünürler ve tüm beşeri dimağlar bu konuyu irdelemişlerdir.

İnsanların yaşamlarını anlamlı hale getiren onların yaradılış amaçlarıdır.

Gayesi olmayan bir hayatın, anlamsız bir kelimeden ne farkı var? (Ali Suad)

Hz. Adem ve Hz. Havva ile başlayan bu kutlu yolculuğun mimarları analar, babalardır. Yüce Rabbimizin çocuklara verdiği saf, berrak ve temiz hallerini korumak, geliştirmek onlara düşmektedir. Özellikle, dünyaya getirdiği yavrusuna karşı şefkat ve merhamet yüklü analara…

Bu sebepledir ki çocuğun eğitimi öncelikle anne kucağında başlar.Annenin çocuğuna sarf ettiği her kelime onun eğitim inşaasına konulmuş bir tuğladır. Anne kalbi, kucağı çocuğu için en şefkatli eğitim yuvasıdır.

Dolayısıyla anneler ilk öğretmenlerdir. Kızlarını en güzel şekilde terbiye edip eğiten Hz. Hatice validemiz bunlara en güzel örnektir.

Tarihte de yüksek şahsiyetli ve başarılı kişilerin ardında hep bir saliha kadının olduğunu görmekteyiz. Hz. Muhammed (SAV)’in yirmi üç yıl gibi bir zaman diliminde çok büyük bir İslami, insani, inkılabı gerçekleştirmesinin ardında yine Hz. Hatice Validemiz vardır.

Yüce Mevla’mızın ; “ Kadınlarla iyi geçinin (onlara güzel davranın).”(En Nisa,19) emrine sadakatle uyan Müslümanlar, tarihimizde hep göz kamaştıran güzellikler ortaya koymuşlardır.

Alemlere rahmet olarak gönderilen, kadınlara karşı tam bir nezaket ve zarafet abidesi olan, bir sefer sırasında Enceşe adlı bir köle, söylediği nağmelerle develeri hızlandırınca, hızlanan develerin üstündeki hanımların nazenin vücutlarının incinebileceği endişesiyle zarif bir teşbihte bulunarak:

“Ya Enceşe! Dikkat et, camlar kırılmasın!” (Buhari, Edep,95) diyen yine hanımlar hususunda sahabelerine nasihat eden, onları incitecek tavırlardan uzak durmaları gerektiğini buyuran Peygamberimiz (SAV)’i her mü’min kendine örnek almış; insanlığı imrendirecek nice örnek davranışlar sergilemişlerdir.

İslam’da kadın; ana olmanın yanında, yerine göre öğretmen, iş kadını, yerine göre hemşire hatta gerektiğinde gözü pek bir cengaver, engin metanet ve feragat sahibicehd, çaba ve gayret kaynağıdır.

Evet cengaverdir,  mücahidedir; efendimiz zamanında sayısız savaşta cenk etmiş ve efendimiz tarafından söylenen “cennetin ihtiyar kadınları” (acaizü’lcenne)sözüne mazhar olan, aynı zamanda kendinin halası olan Hz. Safiyye gibi… İslam ve Müslümanlık uğruna şehadet şerbetini içen ilk şehit Hz. Sümeyye gibi… Hz. Ebubekir’in halifeliği döneminde Bizanslılarla yapılan Yermuk harbinde çadırlarının direğini eline alıp kocası ile beraber düşmanla çarpışan Hz. ÜmmüHakim gibi… *

Evet hemşiredir; Uhud’ta yaraları saran, “Uhud’un hemşiresi Hz. Fatıma” ve 93 harbinde evde küçük yaşta oğlunu ve üç aylık bebeğini bırakarak cepheye koşan Nene Hatun gibi… Şefkatli elleri ile Çanakkale cephelerinde yaralanan askerlerin hem vücutlarındaki yaraları, hem de mahzun gönüllerindeki yaraları saran, iyileşip sevdiklerine kavuşma ümidiyle doldurduğu genç yüreklerin son nefeslerini gülümseyerek vermelerine vesile olan Safiye Hüseyin gibi…

Evet, engin metanet sahibidir; Allah ve Resulünün sevgisini en öne koyan feragat örneğidir; Müslüman olmadan önce kardeşleri kabile çekişmesinde vefat eden ve onların aylarca yasını tutup onlara mersiyeler düzen, Müslüman olduktan sonra dört oğlunu cephede şehit verdikten sonra taziyeye gelenlere “Beni taziye etmeyin, tebrik edin çünkü ben ahirete dört şefaatçisini göndermiş bir şehit anasıyım. Şehit anaları taziyeye değil tebriğelayıklardır ”diyen Hz. Hansa gibi… Dünya malına, makam ve mevkiine değer vermeyip “ Ya Rabbi, gönlümde Senin aşkından başkasına yer kalmasın” diye dua eden Rabiatü-l Adeviyye gibi…

Orta Asya’da neşvünema bulan ‘Fütüvvet’ kavramının Anadolu’da benimsenmiş, yerleşmiş ve yaşanmış hayat tarzları gibi… Anadolu Selçukluları devrinde Türkmenler arasındaki sosyal zümreler olan ‘Gâzıyan-ı Rûm’ (Anadolu Gâzileri), ‘Ahiyan-ı Rûm’ (Anadolu Ahileri), ‘Abdâlanı-ı Rûm’ (Anadolu Abdaları) olarak ortaya çıkan teşkilatların arasında bir de ‘Bacıyân-ı  Rûm’ (Anadolu Bacıları) da vardır. Burada bahsedilen Anadolu Bacıları Teşkilatı, dünyada kadınların kurduğu ilk ‘sivil toplum örgütü’dür. Bacıyân-ı  Rûm, erkekler arasında oluşturulan Ahi Teşkilatının, dolayısıyla Ahi hayat tarzının, kadınlar tarafından uygulanmış halidir.

Ata binen, kılıç kuşanan Bacılar, çocuklarına önce İslam’ı, sonra okuma-yazmayı, Türkçe, Arapça, Farsça, müzik, matematik ve daha sonra kendilerini savunmak için at üstünde ok atmayı, kılıç kullanmayı öğretirdi.

Bacıların anlayışı kısaca “İşine, eşine, aşına sahip ol” şeklinde ifade edilmiştir.Bacılar, geleneksel Türk Kadın El Sanatlarının yüksek kalite ve değerde üretimini sağlamışlardır. Teşkilatta çalışanlar, dini ve ahlaki bilgilerle teçhiz edilir ve bunun uygulaması titizlikle takip edilirdi.

Evet öğretmendir; Çanakkale’de çocuklarını kınalayan onların şehadet şerbetini içmeyi aşkla beklemesini sağlayan da bizim annelerimizin güzide terbiyesidir…

Evet evinin geçimini sağlayan eştir; hep Peygamberimizin (SAV) yanında, hizmetinde, ilim meclisinde bulunmaktan, evinin geçimine maddi katkıda bulunamayan Hz. İbn-i Mes’ud’un eşi Hz. Zeynep gibi…

Materyalist düşüncenin iddia ettiğinin aksine İslam’ın dışında kadına daha çok değer verdiğini söyleyen sistemler onu sadece bir vitrin malzemesi olarak görmekte ve onları reklamlara, çıkarlara araç yapmaktadır. Kadını sadece cismanı özellikleri ile görmek Yüce Allah’ın kadına verdiği yüksek değerden ötürü O’na karşı yapılmış büyük bir haksızlıktır.

Halbuki kadınlarımız şairin (Erdem Bayazıt) dediği gibi:

“…Kadınlar bilirim ülkeme ait

Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak

Göğüsleri Çukurova gibi münbit

Dağ gibi otururlar evlerinde

Limanlar gemileri nasıl beklerse

Öyle beklerler erkeklerini

Yaslandın mı çınar gibidir onlar, sardın mı umut gibi...”

 

Yukarıda sunduğumuz muhtelif ayet ve hadisler ışığında baktığımızda, ecdadımızın güzelliklerini örnek aldığımızda kadınlarımız horlanan, dışlanan değil saygı duyulan, toplumsal hayatımızın ana yapı taşları olması gerektiği sonucuna varırız. Bugün de Gâzıyan-ı Rûm’a, Abdâlanı-ı Rûm’a, Ahiyan-ı Rûm’a özellikle Bacıyân-ı       Rûm’a ihtiyacımız vardır.

İslam Türk tarihinde hükümdarlar, halifeler, Sultan Hanımlar ile diğer önde gelen devlet adamları ve eşleri, milletin muhtelif alanlardaki ihtiyaçlarını karşılayacak çok çeşitli eserler, hizmetler (camii, mektep, medrese, imarethane, darüşşifa, çeşme, köprü, su yolu vb.) ortaya koymuşlardır. Bunlar arasında Mihrimah Sultan, Hürrem Sultan, Bezm-i Alem Valide Sultan en çok bilinenlerdir. Ne hoş bir durumdur ki bugün devlet başkanımız, başbakanımız, bakanlarımız eşleri de millete hizmet uğrunda eşleri ile yarış içerisindedirler.

Onların aşkı, azmi, fedakarlığı, ahlak anlayışı toplumumuzun hamurunu mayalamalıdır.

Millet olarak birliğimiz, dirliğimiz, refah ve saadetimiz için kadınlarımızın bu güzel hizmetleri, katkıları sunmaları yönünde kendilerine her fırsat verilmelidir.

Ana başta taç imiş

Her derde ilaç imiş

Bir evlad pir olsa da

Anaya muhtaç imiş

Mısralarında dile getirildiği gibi, insanlarımız anaların rehberlik ve desteğinden mahrum bırakılmamalıdır.

Velhasıl dini İslam olan insanlarımız, bizler, dinimizdeki kadın hassasiyetinin farkına varmalı ona göre davranmalı ve tüm insanlığa bu konuda birer mihmandar olmalı…

“İslam’ın kadına bakış açısını benimsemek ve benimsetmek dileğiyle…

*Necip Fazıl KISAKÜREK

KAYNAKLAR

Kabaklı, A. (2000), Temellerin Duruşması

Kur’an-ı Kerim Meali, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları

Özdemir, Ş. (2010), Rehber Hanımlar

Topbaş, O, N. (2012), İslam’ın Kadına Bakış Açısı

 

Bu yazı 4469 defa okunmuştur .

Son Yazılar