Reklam
EVVEL GİDEN AHBABA SELAM OLSUN
Reklam
Reklam
Memiş OKUYUCU

Memiş OKUYUCU

EVVEL GİDEN AHBABA SELAM OLSUN

29 Temmuz 2020 - 15:04 - Güncelleme: 29 Temmuz 2020 - 21:18

Ahbap,  bir eskimeyen  zaman söyleyişidir. Senli benli olduğumuz  ve yakın konuştuğumuz kimseleri bu sıfatla anarız. Bu gruba dahil ederiz.  Günümüzü, zamanımızı, halimizi ve ahvalimizi  çoğunlukla paylaştığımız ve sevdiğimiz kimseleri bize anlatır. Bu kimseler anlaştığımız, uzlaştığımız, buluştuğumuz ve yakinen  konuştuklarımızdır.   Bu yakın arkadaşlığa, bir kısım okumuşlarımızın ve kimi erkân arasındaki  deyişi ile muhip de deriz. Bu yakın arkadaşlar bizim için artık yaslanacak duvar, sürülecek iz, geçilecek köprü  gibi bir yol refiki olmuş demektir. Refik dediysek yolda bulduklarımızı değil, bir daha  terk etmemek üzere yola çıktıklarımızı anlatır bize. Değiştirilmez artık hiç bir şartta yola çıktıklarımız, hiç bir yolda bulduklarımızla. Birden fazla olan bu guruptaki dostlarımızı topluca muhibban olarak adlandırırız.
 Beraber yenilip, içilen ve gezilip dolaşılan türden içli dışlı, olabildiğince yakın olanlar bizim ahbap çavuş olduklarımızdır. Kimi zamanda yeni karşılaşmalardaki  tanışmalarla ahbap oluruz. Ama en kıymetlisi de yola çıktığımız bu kimseleri bırakmadan bir ömür vefa, sabır, sebat ve olgunluk göstererek ahbap kalabildiklerimizdir.
Klasik sistemimizdeki bir ifade ile evvel refik bağdel tarik(önce tanışma/arkadaş, sonra yol ve yolculuk) diyerek bu tanışmalara bir girizgah yaparız.
Eski muhitlerden yeni karşılaşmalar ile yeni keşiflere çıkarsak tekrar eski harmanları savurmaya başlar, o kimselerle ahbap çıkarız.
Otu çeker, köküne bakarlarmış. Bizde ahbabın geldiği kelime köküne bakacak olursak…
Kökü habipten, sevgiliden gelir. ‘Bedenin çaresi tabipten, ruhun çaresi habipten’ sorulurmuş. Demek ki ahbap ruhumuza, maneviyatımıza bir çare demektir. 
Yakın arkadaşlığın adına şimdilerde dost denilmekte. Eski Türk geleneğindeki anlamı ile arkamızı yaslar, sırtımızı yasladığımız kimse olur arkadaş oluruz.
Dik duruşun, safiyane bakışın, iyi kalpliliğin, yüksek ruhluluğun yegâne temsilcisi olan gençlik dilinde bu yürekten kardeşleri ile  kanka olarak düşüp kalkmaya başlarlar. Düşüp kalkmak da bize içinde  muhabbet yüklü bir arkadaşlığı çağırır, çağrıştırır.
Kankadan ilhamla kimi yerlerdeki halk ve gençlik  dilindeki ifadesiyle pampa diye ifade edilen bir arkadaş grubunu da belirtmeliyiz.
Bazı çok özel yakın arkadaşlıklarımızı, halk ozanımızın ‘üç gardaştık bir zamanlar üç gardaş’ diye vasıflandırdığı, zaman zaman ‘kardaş’,  bazı bölge ağızlarında ‘gardaş’, ‘kardeş’ şeklinde söylenişler ile dile ve kelama getiririz. Bu tarz yakın arkadaşlıklarımıza çok özel bir muhabbet bağı ile bağlanırız. İfadesi bazen kelama sığmaz. Buna, kader birliği yapanları anlatan bir tür ruh beraberliğinin adıdır desek yeridir.
Sadırdan söze, sözden öze, özden de ruhlara açılan kapının adı olan bir güzel dayanışma yüklü yaşama biçiminin adıdır ahbap.
Dost olan; ucunda olumsuz yolda arkadaşlıkları barındıran  ‘hempa’ ya da menfaat birlikteliği barındıran ‘şüreka’ olmaz. Dost olan ‘yaraları bağlayandır.’
Dost olan, dost bulur, dost kalır.

Hakikat ile, özü ile sever ve sevilir ve akabinde mahbup olur. Her zorluk da, her şart da, tüm zamanlarda ahbaplıktan, mahbupluktan vazgeçmeyen, yoldaş, sırdaş derttaş olur ise mahbub-ı sâdık olur.
 Klasik sistemimizin kelamı kibar  karşılığı ile birbirini severek ‘ehibba’, bu dostluğun tıp dünyasından yol arkadaşlıklarının bir araya getirdikleri de   ‘etibba’ olur.
Cemi cümlesinin yürekten, yürekli ve en içten, en samimi duygulara karşılık gelenine/olanını ‘yaran ı aziz’ denilen çok özel gruba dahil ederiz.  Siz buna deyin can yoldaşı, can kardeşi, kan kardeşi.
Bazı bölgelerimizde iki dünya kardeşliğini de içine alacak bir güçlük yakınlığı ifade etmek için aretim(ahiretliğim) de denilir. İşte böyle bir güçlü yakınlığı ifade eden mazisi uzun, hikâyesi derin yol arkadaşlığının adıdır bizimkisi.
Dünya iki kapılı bir han. Biz onun içindeki kısa yoldan gelip geçen yolcularız. Yolda yoldaşa ahbap olur, handa mola verir, bir kervan ile yola revan oluruz. Yunus Emre’nin lisanı ile ‘göçtü kervan kaldık dağlar başında’ dememek için hanımızı, kervanımızı, yolumuzu, yoldaşımızı sadık ve vefalı dostlardan seçmeliyiz. Hancıya, yola ve yoldaşa vefalı yolculukların sadık yolcuları olmalıyız. 
Dostluk vefadır. Vefa ise; beklemeden varmak ile,  vermek ile, sormak ile, görmek ile olur. Vefalı illerimiz, vefalı yollarımız, vefalı yıllarımız olması dileği ile.
Dostluğumuz daim, arkadaşlığımız kaim, kardeşliğimiz naim(bereketli) olsun.
Sağlıcakla kalın.

Bu yazı 1679 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar