Reklamı Geç
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
--- KARAMAN'IN MANEVİ VE GÖNÜL COĞRAFYASINDAN --
Reklam
Mehmet KARAGÖZ

Mehmet KARAGÖZ

--- KARAMAN'IN MANEVİ VE GÖNÜL COĞRAFYASINDAN --

03 Ekim 2018 - 11:00

Küçük bir araştırma yapıldığında görülecektir ki, Karaman ilim ve irfan merkezi olduğu dönemlerde başta İstanbul olmak üzere, Osmanlı topraklarının en ucra köşesine kadar çok büyük alim ve evliya yetiştirmiş ve göndermişti. Yani Karaman’ın manevi coğrafyasının sınırlarını çizmek mümkün değildir.

 

İşte bu gönül padişahlarından birisi de, “Bülbülcüzâde” lakabıyla tanınan Karaman’lı Şeyh Abdülkerîm Fethi Hazretleri’dir.

 

Babası kendisi henüz doğmadan önce ticaret maksadıyla İstanbul’a gitmiş orada yerleşmiştir. Nazmi'ye göre babası ticaretle iştigal ediyordu.

 

İlk hocası önemli bir âlim olan babasıdır. Sonra Kara Süleyman Efendidir. Henüz 20 yaşına gelince Şeyh Abdulehad Nuriye intisab etmiş, tesavvuf, tefsir ve hadis ilimlerini tahsil etmiştir. Sonrada onun halifesi olmuştur.

 

Büyük gurur kaynaklarımızdan Karaman’lı Ulemâdan Abdüllatîf Efendi’nin oğlu olan bu zât-ı şerîf, Fâtih ve Ayasofya Câmi’lerinde kürsü şeyhliği yapmıştır. ‘Bülbülcüzâde’ diye tanınır. 1624-25 te İstanbulda doğdu. Kasım 1694 de vefat etti.

 

Daha sonra Nişancı Mehmet Paşa Câmii meşîhatına ve vâizliğine atanmıştır. Abdülkerim Efendi, Karabaş Velî Ali Alâaddîn’in 1090/1679’da Limni Adası’na sürgüne gönderilmesi ile boşalan Atîk Vâlide Tekkesi Şeyhliği görevini de yapmıştır.

 

Henüz 22 yaşında bir genç olmasına rağmen, Şeyh Nûrî Efendi’nin de himmetiyle Ayasofya ve Süleymaniye Camilerinde şeyhinin yerine bazı zamanlar vaaz etmiş, Nûrî Efendi’nin vefatından sonra da yevmü’l-hâmis(Perşembe)’de Ayasofya Camii’nde ikindi namazını müteakip, yevm-i ehad(Pazar) günlerinde de Sultan Ahmed Camii’nde 50 şer akçe ile vaizlik görevine atanmıştır.

 

1677 senesinde Ümmî Sinânzâde Hasan Efendi’nin yerine Fâtih Câmii Cuma vaizliği tevcîh olunmuş ve böylece silsile-i meşâyih-i selâtîne dâhil olarak, sırasıyla 1090 Rebîulevvel /1679 Nisan ayında Beyazıt, 1690 Nisan’ında Süleymâniye ve ardından 1691-2’de de Esîrî Şeyh Ali Efendi’nin vefâtıyla boşalan Ayasofya Camii Kürsü Şeyhliğine atanmıştır. Ayrıca Abdülkerim Fethî Efendi aynı zamanda devrin padişahı IV. Mehmed tarafından kendisine şeyh ve vâiz tayin edilmiştir.

 

Nazmî’nin bildirdiğine göre vefatından 5-6 sene önce felç olmuştur. Ancak Nazmî, o haldeyken bile kendisini ziyarete geldiğini söylediğine göre kısmî bir rahatsızlık geçirmiş olmalıdır. Abdülkerim Efendi Kasım 1694 tarihinde Perşembe günü vefât etmiş, şeyhi Nûrî Efendi’nin türbesinin kıble yönüne defnedilmiştir.

 

Nazmî vefâtına şu ifâdelerle târih düşürmüştür.

“Târîh-i fevtini didi Nazmî du’â ile,

Abdülkerîm Efendi’ye Cennet ola mahall” (Sene: 1106)

 

Abdülkerim Efendi, şeyhi Nûrî Efendi gibi şâirdir ve “Fethî” mahlasıyla yazdığı şiir ve ilâhîlerinden oluşan bir Dîvân’ı vardır. Şu ilâhi ona aittir:

 

“Gönül âyinesi olsun mücellâ,

Senin bir zerre-i ‘aşkınla Mevla,

Görünsün sûretâ ma’nâ musaffâ,

Gönül âyinesi olsun mücellâ.”

 

Mevâ’iz ve sülûk’a dâir eserlerinden başka Kadı Beyzâvî Tefsiri’nin bazı yerlerine Tâ’likât ve Tercüme-i Hadîs-i Erbaîn isimli bir risâlesi vardır

 

Abdülkerim Efendi’nin iki oğlu vardır. Vefâtıyla boşalan tekkelerin meşîhatlıkları da oğulları tarafından doldurulmuştur. Büyük oğlu Mustafa Efendi (öl. 1138/1725-26) babasının yerine Nişancı Mehmed Paşa Tekkesi şeyhliğine, küçük oğlu Abdürrahîm Münîb Efendi (öl. 1125/1713) ise, Üsküdar’da bulunan Atîk Vâlide Tekkesi Şeyhliğine getirilmiştir. Abdürrahîm Münîb de ilâhîleri olan bir şâirdir ve babasının yanına defnedilmiştir. “Fâzıl-ı Refîk” ibâresiyle vefâtına târih düşürülmüştür.

 

Bülbülcüzade “Nişancı-yı Cedîd Camii avlusunda Bülbülcüzâde Efendi Tekkesi” ni kurmuş ve işletmiştir. "Nişancı Tekkesi" diye de anılır. Bülbülcüzade, Halvetiyye’nin Şemsiyye kolundan Abdülahad Nûri Hazretleri’nin olmuştur.

 

Bülbülcüzade Abdulkerim Fethi Efendiden sonra tekkenin ikinci şeyhi, Şeyh Abdülkerîm Fethi Efendinin büyük oğlu Şeyh Mustafa Efendi’dir; 1138/1725-26 yılında bekā âlemine geçti.

 

Şeyh Mustafa Efendi’den sonra ise, irşad postuna oğlu Şeyh Abdülbâki Efendi geçti, o da 1164/1750-51 yılında vefat etti. İrtihâli Boğaziçi’nde, Rumeli Hisarı’nda olup, şiddetli kış dolayısıyla mübârek nâşı atalarının yattığı Sıvâsî Tekkesi hazîresine götürülemeyip Rumeli Hisarı Şehitliği’ne konuldu. Mezar taşında şunlar yazılıdır:

 

Ahter-i burc-i kerâmet kim o şeyh-i ârif

“Allah Allah” diyerek tutdu reh-i Hallâk’ı

 

El yudu çirk-i sivâdan ayağın çekdi tamâm

Destine câm-ı ecel sundu o demde sâki

 

Azm edüb mürg-ı rûhu eyledi adne pervâz

Bildi yok nef‘i bekāya deneyüb âfâkı

 

Rûh-i pâkine dedi hâtif ayn-ı târîh

Arş-ı âlâda mekân kıldı bu Abdülbâki

 

Tekkenin son şeyhinin ölüm yılı olan 1905’e kadar takip edilebilen tekke, muhtemelen bu bölgeyi yok eden yangınlardan birinde ortadan kalkmıştır.

 

Hemşehrimiz Bülbülcüzâde Abdülkerîm Fethi Efendi, şâir ve bestekârdı. Çok nefis bir dîvânı vardır. Sevilen ve dillere sakız olan şiirleri hala sevgiyle dillerde dolaşır. Daha çok mistik ve lirik Şiirleri çok şairlere emsal teşkil etmiş, taklit edilen bir şairdir. Şiirlerinden bir örnek sunmak istedik. En çok sevdiği en çok aşık olduğu Peygamberimize yazmış olduğu na'tlardan En meşhur olanı aşağıdaki nât-i şerîfi birlikte okuyalım.

 

Cemâlin pertev-i nûr-i Hüdâ’dır yâ Resûlallah

Kelâmın cümle vahy-i kibriyâdır yâ Resûlallah

 

Raûf u hem Rahîm’le müsemmâ oldu zâtın çün

Şefaât eylemek sana sezâdır yâ Resûlallah

 

Zülâl-i rüyete âtşân olup yandım harâretden

İçir câm-ı visâlinden şifâdır yâ Resûlallah

 

Vücûdun âlemîne rahmet iken nice redd olsun

Ümîdim hazretinden bir ricâdır yâ Resûlallah

 

Gubâr-ı hâk-i pâyini abîr-i cânım etsem âh

Kabûl eyle Efendim yek atâdır yâ Resûlallah

 

Kerem kılsan mübârek ayağına yüzüm sürsem

Bana hil‘atle tâc-ı bîbahâdır yâ Resûlallah

 

Ne gûne arz-ı hâl etsin der-i lütfunda sultânım

Bu müflis derdmendin bir gedâdır yâ Resûlallah

 

Bu yazı 347 defa okunmuştur .

Son Yazılar