Reklam
İslamcılık Hareketi ve Türevleri
Mehmet KARAGÖZ

Mehmet KARAGÖZ

İslamcılık Hareketi ve Türevleri

02 Şubat 2019 - 12:03 - Güncelleme: 03 Şubat 2019 - 15:11

İslamcılık Hareketi ve Türevleri

İslamiyyet başka, İslamcılık başkadır. 
Burada dile getirmeye çalıştığımız “İslamcılık hareketleri”ne dair fikirlerin gerçek İslamiyet ile alakası yoktur. 
Bir hakiki İslamiyyet vardır, bir de İslam adıyla ambalajlanan, hakiki İslamiyyeti hakka giden yoldan saptırmaya çalışan faaliyetler vardır. 
Osmanlının son dönemleri ile erken cumhuriyet döneminde iş başı yaparak İslam ambalajına sığınan sapıklar ve gayri müslimler bu çalışmalarını günümüze kadar geliştirerek sürdürmeyi başardılar.
Kuran-ı Kerimi ve ibadetleri Türkçeleştirme gayretleri, İslamı siyasallaştırma çabaları, Yalnız Kuran anlayışı ile mealcilik, 14 asırdan beri müslimanların ittifakla yaşadığı şer’i şerifi bozma, geçmişten gelen nakil yoluyla yaşanan müslimanlığı hurafe dini olarak adlandırma,  saptırılmış selefi akımların ve buna bağlı gelişen mezhepsizlik akımları, vehhabilik anlayışının yaygınlaştırılması, dinin yerine yeni bir din gibi Kemalizm ve laikliği yerleştirme çalışmaları, hadis inkarcılığı ve Sahabe-i Kiram düşmanlığı ile özel eğitimli din adamı kılığındaki din düşmanlarının faaliyetleri, kitapları ve konuşmaları İslamcılık hareketleri ve türevleridir. 
Ne yazık ki, bu çalışmalar, pek çok müslimanı hakiki dinden ve gerçek şeraitten koparmış cehenneme yönlendirmişlerdir.  
Osmanlının son döneminde ve erken cumhuriyet döneminde bu inhirafların başını çekenler hala günümüzde bile canlılığını ve etkinliği korumaya devam ediyor. Bir asır önce başlayan bu çalışmaları, o günün din adamı olarak bilinen isimleri, özel cila ile parlatılmış kimseler başlatmışlardır. 
Osmanlı döneminde İslam dünyası tek devlet çatısı altında toplanmış bulunuyordu. Pakistan Hindistan ve İran bir iki devlet dışında geri kalan müslimanlar Osmanlı teb’ası idi. İslam halifesi ve şeyh-ul İslamlar dini figür ve akımları kontrol altında tutar, yanlış ve İslam dışı fikirlerin filizlenmesine izin vermezlerdi. Bu kontrol Osmanlının son zamanlarında koptu. Hemen meydanı boş bulan yol kesiciler faaliyetlerini hızlandırdılar. Böylece, 
Mısır’da ortaya çıkan Mason Muhammed Abduh, Arabistan bölgesinde İbn-i Teymiyye, Kayyum el-Cevziyye, Pakistan’da zuhur eden Mevdudi, Afganistanlı zannedilen ama İranlı olan Cemaleddin-i Efgani, Hindastan’da Muhammed Hamidullah, tüm Osmanlı tebasına hitab eden çalışmalar yaparak gerçek islamiyyeti bozmaya çalıştılar. 
Türkiye’de ise, bunlara hayran olan ve yolunda olduklarını belirten Şemsettin Günaltay v.b zevatlar İslamcılık türevlerini türetenlerdir. Elbette, Şeyh-ul İslam Musa Kazım, Seyyit Kutup, Reşid Rıza, Ahmet Hamdi Akseki, Hayrettin Karaman, Kuytullar, Okuyanlar, Bayındırlar, Yıldızlar ve bunların pek çok tilmizleri 14 asırdan beri yaşanan islamdan uzaklaştırma yeni ve çağdaş anlayış diyerek süsledikleri sapık düşünceleri gerçek İslam gibi müslimanlara sundular. Sonra gelenler de bu akımları geliştirerek sürdürmeye devam ediyorlar. Hatta gün geçtikçe yeni hoca kılıklı kimseler meydana çıkıp sapık fikirlerini arz-ı endam ediyor. 
Bu türevler neyin peşinde. 
Hedefleri ve amaçları nedir. 
Elde etmeye çalıştıkları şey nedir. 
İyi bakılırsa görülecektir ki, kendi nam ve hesaplarına dair elde edecekleri tek şey üç kuruşluk menfaat olabilir. Bazıları ise, söylenen şeyleri parlak bir fikir kıymetli bir düşünce gibi kabulleniyorlar. Ancak genelde kolay satın alınmış beyinler olduğu söylenebilir. 
Çünkü 14 asır boyunca dile getirilmemiş, taraf bulmamış fikirler gerçek dinmiş gibi ulu orta söyleniyor. Televizyonlarda, salonlarda, internette hayli revaçta olan bu sapkınlara göre müslimanlar “hurafe bir din”, “uydurulmuş din” yaşamışlar. Sanki dinimiz diğer, dinler gibi tahrif edilmiş, bozulmuş, bunlar gerçek dini ortaya çıkartıyorlar! 
Peki, neler zırvalıyor bunlar. Başlıklar halinde dile getirmeye çalışalım. 
-    Kadere inanmayan kâfir olur gerçeğini kadere inananlara kâfir derler.
-    Allahü Teâlâ’nın gaybı ve bazı şeyleri bilmediğini söylerler 
-    Âdem aleyhisselamın babası var derler.
-    İmanın şartı üç’tür.
-    Allahü Tealaya mekân isnadı yaparlar.
-    Kafirler Allahı cennete gireceklerdir derler
-    Mezhepleri (4 hak mezhep) müsliman kıyımı yapan sapıklık yolu olarak görürler. 
-    Hasis-i Şerifleri inkâr ederek, peygamber ne ara bu kadar hadis irad etmiş derler. (Bu şarlatanlara bakınca 80 tane kitap yazdıkları görülür.)
-    İctihad, müctehid, âlim, evliya, tasavvuf, tarikat, keramet ve şefaat yoktur derler.
-    Kabir ziyaretini, kabir azabını ve kabir hayatını inkâr ederler.
-    Kuran-ı Kerimden başka hiçbir haber, hüküm ve dini bilgi doğru değildir. Tek sağlam kaynak Kuran-ı kerimdir derler. 
-    Kütüb-i sitte ve diğer hadis kaynaklarında bildirilen hadisleri kabul etmezler. 
-    Eshab-ı Kiram ve Tabiinden gelen haberlere güvenmezler.
-    Hazret-i peygamber bir elçidir. İşini tamamladı ve işi bitti siz ona bakmayın asıl olan kurandır derler.

Ne yazık ki, yerimiz bir asırdan fazla zaman içinde söylenen sapıklıkları dile getirmeye müsait değildir. Ama müslimanların uyanık olmaları, araştırmaları ve ecdadının yolundan kopmamaları şarttır. Eğer bizler, tarih boyunca atalarımızın gittiği parlak ve doğru yoldan kopmazsak, onların yazdığı gerçek islamiyeti öğrenir ve uygulamaya çalışırsak hiç kimse bizi doğru yoldan ayıramaz. 
Onların iç yüzünü ilk sözlerinden tanır ve aldanmayız.


 

Bu yazı 531 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar