Reklamı Geç
Reklam
Reklam
Reklam
İhanet Şeytandan Beter 
Reklam
Mehmet KARAGÖZ

Mehmet KARAGÖZ

İhanet Şeytandan Beter 

08 Mart 2019 - 11:53

İhanet Şeytandan Beter 

 
Bu günlerde Yavuz Bahadıroğlu’nun nesil yayınlarında yayınlanan  “Endülüs’e Veda” adlı tarihi romanını okudum. Bir kitabın edebiyat, konu, nüfuziyet ve belagati ilk 3-5 sayfada belli olur. Ama bu kitap ilk sayfasında güzelliğini ortaya koydu. Elimden bırakmadan 100 sayfadan fazla okumuşluğum olmuştur. Neredeyse namaz, yeme gibi ara molalar vermesem hiç elimden düşmeyecek, bir solukta bitecekti.

Kitap bitince elinden oyuncağı alınmış haylaz çocuğa döndüm. Keşke bitmeseydi. Ayrılmak istemediğimden olacak, arka sayfada verilen reklamları ve kapak yazısını falan okumaya devam ettim. 

Amacım kitap reklamı değil. Bilakis, günümüz siyasetine ve devletler hukukuna ve devam eden hayata ışık tutması hasebiyle bu romanın içinden ders çıkartmaktır.  

Pekii.   
Ne anladık bu kitaptan… 

Tarık bin Ziyad dedemiz, Avrupa Kıtasına adımını atınca gemileri yakarak ordularına efsane konuşmasını yaptı. “ Ey askerlerim! Görüyorsunuz ki, önümüz düşman. Arkamız da denizdir. Gemileri yaktık. Dönecek gemi de yok. Ya ölecek, ya da galip geleceğiz.” Demiş. 

Bölgeyi fethederek İspanya yarımadasını yerleşti. Burada “Endülüs Devleti” kuruldu ve dünyaya örnek bir medeniyet tesis edildi. İslam âleminin gururu, Avrupa’nın çok faydalandığı, huzur ve saadet beldesi haline geldi. Şehirlerin insan ve yaşam için tasarlandığı, her türlü güzelliklerin serpildiği, şifa dağıtan hastaneler, son teknolojik üniversiteler, saraylar, bağlar, bahçeler, mutluluk ve refah saçan insanlar… Bütün bu güzellikler Avrupa krallarının ağzının suyunu da sümüğünü de akıtmaya yetiyordu. 

Sekiz asır bu mutluluk devam etti. Lakin, işte… Şeytan ve ihanet şebekeleri burayı tekrar müslimanların elinden alıp, küffar milletlere teslim ettiler. 

Nasıl mı? 
-    Kendini üç kuruşa satan hainler ve alçaklar, 
-    Babasına kızdığı için sarayı bir günlüğüne boş bırakınca hemen tahta el oturan ve şehrin kapılarını kilitleyip babasını şehre sokmayan evlatlar ve anneleri. 
-    Cavır kralına mektup yazıp, benim sarayım ve camilere dokunmamak kaydıyla GIRNATA yı teslim edeyim diyen sultanlar bu işi başarmıştır. 

Bu nefis kitapta ayrıca;
-    Vatan ve millet için her şeyini yok eden ve canını veren kahramanlar da var, düşman orduları yaklaştı haberini almasına rağmen hamamdan çıkmayan sözüm ona sultanlar da var. 

-    Sadece doğruyu söylediği için, zindana atılanlar da var, hilebazlık yaparak, yalanlar düzerek saray ehlinden olanlar da var. 

-    Düşmanı şehre sokmamak için savaşırken kolu kopmuş halde yaralı olarak saraya haber getiren, buyur dinlen biraz denildiği halde “YOK SARAY BENİ SIKAR” ben haberimi verdim, gerisi size kalmış diyerek cepheye dönen hak kahramanı da var.

-    Can dostu, sınır muhafızı arkadaşı gelip; “Sultanım durumlar hiç iyi değildir. Sınır boyları işgal ediliyor. Düşmanın geçtiği her yerde ot dahi kalmamış. Tek canlı kalmayıncaya kadar öldürüyorlar. Kadınlar ve kızlarımız krallara ve askerlere eğlencelik yapılıyor. Ordunun başına geç, atına bin, asker seni böyle görsün yeter” dediği halde gıçını gıpraştırmayan sultan da var. 

-    Şehrin kapılarını gizlice siz gelince açacağız diye ferdinand kırala mektup gönderen tarikat şeyhinden, Padişaha “saraydan çıkamayan sultan mı olur?” dedi diye gırbaçlayarak hapse atan ordu mensubuna kadar her türlü hainlerin yaptıkları yazılmış. 

Sonuçta canını zor kurtarıp kaçan, gece şehri terk ederek tepeye çıkınca şehri seyre dalarak annesine sarılıp biz ne yaptık diye canhıraş ağlayan sultanların halini de okumanız mümkün. (Bugün o tepeye arabın ağladığı tepe deniliyor.)

Kaçarak Fas kralına sığınıp beni koru dediği halde vatanına ihanet eden bir sultanı korumak şöyle dursun canını şuracıkta almam gerekir ama eskiden yaptığın hizmetler hatırına ancak canını bağışlıyorum diyerek sokağa salıvermiştir. Sokaklarda halini görenler onu deli ve meczup sanırlardı. Ben gırnata sultanıyım dese de kimse inanmazdı. İnananlar da selamını almaz, lanet ederdi. Aç susuz Fas sokaklarındı geberdi. 

İnanıyorum ki, bu tarihi roman düzmece, uydurmaca değildir. 
Tarihi bilgi ve belgelere dayanan gerçeklerdir. Zira isim ve yer adları tarih tarih verilmiş. 

Aynı durumlar günümüzde de aynıyla vakidir. Uyanık olmalıyız. 
Elin kâfiri katır yükü ile altın verse dönüp bakmamak yakışır bize. 
Ufak tefek icraatları beğenmeyip, memleketi karanlığa sürüklemek asla yakışmaz bize… 

Üç aylarınız kandil geceniz ve cumanız mübarek olsun efendim. Âmin


Mehmet KARAGÖZ
 
 

Bu yazı 153 defa okunmuştur .

Son Yazılar