Reklamı Geç
Reklam
Reklam
Reklam
CUMA NAMAZI
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Mehmet Ali KIRBOĞA (KARASAKAL HOCA)

Mehmet Ali KIRBOĞA (KARASAKAL HOCA)

CUMA NAMAZI

04 Ocak 2019 - 09:42 - Güncelleme: 04 Ocak 2019 - 09:44

Cuma, mü’minlerin haftalık toplantı günü ve bayramı olup, bu güne mahsus olarak kılınan namaza da “Cuma Namazı” denir.

CUMA NAMAZININ FARZİYETİ

            Cuma namazının farz oluşu kitap, sünnet ve icmâ-i ümmet ile farz-ı ayn ve delîl-i kat’î ile sabit olduğundan inkar eden kafir olur. Cuma namazı müstakil bir farz olup öğle namazından daha kuvvetlidir ve onun bedeli değildir. Cuma namazının farziyetine delil olarak Cenâb-ı Hak, Cuma sûresinde şöyle buyurur:

            “Ey iman edenler, Cuma günü namaz için ezan okunduğu vakit hemen Allah’ı zikre (Cuma Namazı’na) koşun. Alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu, sizin için daha hayırlıdır.”

CUMA EZANI VAKTİNDE ALIŞ VERİŞ HARAMDIR

Cuma sûresinin 9. âyetinin delaletiyle “her türlü maşgaleyi terk etmek” hükmü Cumanın i’lâmı için okunan dış ezan ile birlikte namaza gitmek farz olup Cuma günü dış ezan okunduğu andan itibaren alış veriş vesâir muâmelat tahrîmen mekruhtur (harama yakındır).

 Bahri Râik kitabında, tahrîmen mekruh olan şeye haram nazarı ile bakıldığı ifade edildiğinden, mutemed kavle göre, Cumada mekruh olan alış verişe haram denilmiştir.

Cuma namazı kendilerine farz olmayanlar için de Cuma namazı vaktinde alış veriş haramdır. Keza tefsir, hadis ve fıkıh kitaplarında Cuma namazı i’lânı için okunan birinci ezan duyulduğunda, kendilerine Cuma namazı farz olmayan her müslüman dahi mübah olan eğlencesini, alış verişini; işçiler işini, sanat ve ziraat erbabı meşguliyetini bırakacaktır. Bütün bu sayılanların yanı sıra, Cuma vakti uyumak da haramdır. Burada bir hususu ayırt etmek lazımdır: Cuma vakti yapılan alış veriş ticarî yönden bâtıl değildir, ancak haram ile neticelenmiştir.

            Hasılı Münafıkîn sûresi 9. âyeti düşün ki, orada: “Allah rızasına vesile olan farz, vâcib, nafile ibadetlerden; beş vakit namaz, cuma, cami ve cemaatten, va’z ve nasihatten, ilim ve irfandan, tesbih ve tahmîdden (hamd etmek, şükretmek) vesâir ibadetten gafletle geri kalmanıza dünya malı sebep olmasın. Mal sevgisi, evlad, ıyâl (bir kimsenin bakmakla mükellef olduğu kimseler) kaygısı Allah yolundan bizi alıkoymasın. Bâki olan ebedi saadeti, geçici olan dünya menfaatlerine değişenler zarardadır.” şeklinde tefsir edilen hususlar zikredilmektedir.

CUMA GÜNÜNE MAHSUS BİR İBADET VAR MI?

Cuma Günü Oruç ve Kabir Ziyâreti:

Yalnız Cuma gününe has olmak üzere oruç tutmak mekruhtur. Lâkin cumanın gece ve gündüzünde “Sûre-i Kehf” okumak bir nûr olup okuyan için gelecek cumaya kadar mağfirettir.

Metnin girişinde yazdığımız bu ifadeyi Hamevî şerhederken, yanılarak, “o gün oruç tutulmaz ve sırf o geceye mahsus namaz kılmak mekruhtur” ibaresine “Kehf sûresi de okunmaz” diye atıf yapıldığını vehmederek yanlış anlamıştır. Halbuki, Cuma gecesi Kehf sûresini okuyanın haftalık günahı mağfiret olunur ve deccalin şerrinden muhafaza olunur. Bu sûre, hem Cuma günü hem de gecesi okunmalıdır.

 

 

Cum’a Günü Yapılacak Ve Yapılmayacak Hususlar:

Ancak Cuma günü, dünya talebi ve tamahını terk ederek hastaları ve fakirleri ziyaret etmeli, varsa cenaze namazında bulunmalı ve ilim adamları ile samimi müslüman kardeşlerini ziyaret etmelidir.

Cuma günü kabir ziyaret edilir. Çünkü Cuma günü ruhlar toplanır ve o gün ehline azap olunmaz.

Cumadan Cumaya, kadın ve erkek tırnak ve tüy temizliklerini yaparlar. Bu gibi Cuma gününe has yapılması gereken hükümler, İbn Nüceym’in Eşbah’taki “Ahkâm-ı Cuma”sında yazılıdır.

Cuma’dan Cuma’ya kadın ve erkek tırnak ve tüy temizliklerini yaparlar. Bu gibi Cuma gününe has yapılması gereken hükümler İbni Nüceym’in “Eşbah”taki Ahkâm-ı Cuma’sında yazılıdır. 

BU MEMLEKETTE CUMA OLMAZ DİYENLERE CEVAP

Cumayı protesto edenler

Şimdi çok dikkat edilecek bir husus da, Cumayı protesto etmeyi İslâmi bir şuur vesilesi olarak görenlerin, kimlerle aynı paralele geldiklerini bilmeleridir. Hadislerin ışığından, yüz binlerce ulemâ ve evliyânın yolundan ayrılarak, Kur’an’ın yolundan ayrılarak, İslâm düşmanlarına hizmet ettiklerinin şuuruna varmalıdırlar. Bilerek yada bilmeyerek, nefsi ve hisleri doğrultusunda, Âyet ve Hadislere mânâ vermeye çalışan kimselerin hizmetlerinde, Câmi ve Cuma düşmanlarının yanında yer aldıklarını artık anlamalıdırlar. Burada, Müslümanları sarsan, birbirlerine yaklaşıp, meselelerini çözebilecekleri müsait bir ortamdan bile onları mahrum bırakan tavırlar hakkında sözümüz şudur: “Allah’ın ve Rasûlünün emirlerini terk etmekle Müslümanlar, terk edilmesinden de İslâmın kendi bünyesi ve İslâm dünyası zarar görür ve İslâm düşmanları bu fırsatlardan çok iyi faydalanırlar. Gerekçesi samimi gibi de olsa, Müslümanların kıyamı  (Namazda ayakta omuz omuza saf halinde durmak) için ortak stratejinin tesbitine esas olan Cumayı terk ederek, gayri İslâmi rejimlerin  protesto edilebileceği zannedilmemelidir. Müslümanları ortak tavır almaktan mahrum bırakanlar, ancak küfrün istilâ alanının genişlemesine yardımcı olacaklardır.

Kısaca, Cuma mevzuunu çarpıtanlar, başarılı olduklarını zannettikleri an, çarpıtmalarını İslâm’ın diğer alanlarına da kaydıracaklardır. Sıra Zekat, faiz, öşür, kurban vs. gibi diğer kavramlara gelecektir. Meselâ; İslâm Ahkam’ının yürürlükte olmadığı  Müslüman bir toplulukta  (yani Devlet İdâresi İslâmi olmayıp, fertler İslâm’ı yaşıyorlarsa) özel ve genel şartları hesaba katmadan Zekat’ın verilemeyeceğini ve daha nice nefisten gelen isteklerini ileri süreceklerdir. Bu gibi hareketler Müslümanları, ileriye götürmeyeceği gibi birliği de temin edemeyecek, parçalanmaya sebep olacaktır. Ancak hiç kimsenin, Allah’ın Nur’unu söndürmeye gücü yetmeyecektir.

İşin garip ve vahim tarafı ise; Hem burada Dar-ül Harb’tir Cum’a Namaz’ı olmaz derler, hem de zekat, öşür ve kurban derisi gibi arpalıklarını hiç düşünmezler. Zira Darü’l-Harb’te yani Cum’anın olmadığı yerde bunlar olur mu?

Son olarak dikkat edilecek çarpıcı bir husus da, bu tip fitnelerin, dünya siyasetinde meydana gelen yeni yönelişler, yeni kutuplaşma ve yeni sentezlerin gündeme gelmesi zamanına rastlamış olmasıdır. Emperyalistler, dünyanın çehresindeki bu değişmeler karşısında, sömürü pazarlarını kaybetmemek ve dünyayı rahatça paylaşabilmek için, İslâm cemaatinin önüne, sun’i mesnetsiz ve parçalayıcı bu gibi fitne tohumları atmışlardır. Bu sayede küfrün yarısı, Lübnan’ın altını üstüne getirip, mübarek Kudüs’ü Başkent ilan edip, Müslümanları inim inim inletirken, diğer yarısı da Afganistan’da Eritre’de, Mora’da, Çad’da, Hindistan’da ve daha nice nice İslâm beldelerinde Müslümanlara kan kusturmaktadırlar. Cum’a Namazı konusunda fitne çıkaranların şuursuz takipçileri, onların görüş ve hareketlerinin etkisi altında kalarak, zamanla Peygamber (s.a.v.)’in görüş, fiil, söz ve tüm sünnetlerini tanımaz hale geldikleri, İslâmi Akaidden uzaklaştıkları, böylece nice sapık fırkaların ilkel fikirlerini yeniden ve yeni bir buluşmuş gibi gündeme getirdikleri  müşahade edilmektedir.

Kendilerine yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiği zaman, biz ancak ıslah edicileriz, derler.” (Bakara, 11). (Halbuki ıslah edeceğiz derken ifsad ediyorlar)

“Kendilerine apaçık deliller, ayetler geldikten sonra parçalanıp ayrılanlar, ihtilafa düşenler gibi olmayın. İşte onların hali. En büyük azap onlarındır.” (Âli İmran 105).

“Sizden öyle bir cemaat bulunmalıdır ki, Onlar herkesi hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülükten vazgeçmeye çağırsınlar. İşte onlar muradına erenlerin tâ kendileridir.” (Âli İmran:104)

“Allah’a ve Peygambere itaat edin. Tâ ki rahmete kavuşasınız.” (Âli İmran:132)

Cum’a Namazı ile mükellef olmayan bâdiyelerde (alan,sahra) yaşayan göçebeler, Öğle Namazını, ezan,ikâmet ve cemaatle edâ ederler. Bu kimselerden biri, Cuma kılınan bir yere gelip, Cuma günü orada kalmaya niyet etse, kendisine Cuma vâcib olur. O gün Cuma vaktinden önce veya sonra çıkmaya niyet etse, Cuma kendisine lâzım olmaz.

Çünkü köylü veya göçebe Cuma kılınan yerde kalmaya niyet ettiği için şehirli gibi olmuştur. Şehirden çıkmaya niyet ettiği günde ise, şehir halkından biri hükmünde değildir.

Lakin Nehru’l-Fâik kitabında, Cum’a vaktinden sonra çıkmaya niyet edilirse, kendisine Cuma vâcib olur, aksi halde olmaz deniliyor.

            Yine Cum’a ile mükellef olmayan yayla veya Cum’a kılınan yere uzak harman ve çiftliklerde köylü veya Yörük halkı, Cum’ayı kılmak, hem de bununla beraber bazı ihtiyaçlarını karşılaya bilmek için, Cum’a Namazının kılındığı bir beldeye gitmek üzere, Cum’a günü yola çıkarsa, bu halde itibar, o kişinin kendisinde ağır basan niyetine göredir. Eğer daha ziyade Cum’a Namazını kılmak maksadıyla yola çıkmışsa, Cum’aya Sa’y (bir maksadın husulü için elden geleni yapma, azami gayret etme) sevabını kazanır. Yok eğer, göreceği işi, karşılayabileceği ihtiyacı ile Cum’a kılma niyeti eşit bir durumda olursa Cum’anın sevabını alamaz. Zira ibadete başka bir şey ortak koşulmaz. Meselâ hem farzı yerine getirmek hem de ticaret için hacca gidilmez. Kezâ camide görünmek ve halkın dilinden kurtulmak için Namaz kılınmaz. Hâsılı ibâdeti Allah Rızası dışında herhangi bir maksatla yapmak, o ibâdetten hâsıl olacak sevaba mani olur. Yukarıda söylenenlerden de anlaşılabileceği gibi, daha ziyade hâcetini görmek maksadı ile çıksa  veya her iki maksat eşit bile olsa kıldığı Cumanın sevabını alamıyor. Bu tafsılatı  huccetül İslâm İmam Gazali ve Şafii’lerin ileri gelen uleması aynen kabul etmiştir. Bunlardan İzzeddin b. Abdüsselâm böyle bir halde mutlak surette sevap olmayacağını beyan etmiştir. Aynı husus İbni Âbidin’in Hazar ve ibahâ bahsinde de vardır.

Cum’a Namazı ile mükellef olmayan misafir, kadın, hasta ve köleler Cum’a Namazını edâ etseler, Cumanın vücub şartları gereği, vaktin farzı yerine geçer. Yani kıldıkları Cuma Namazı Öğle Namazı yerine geçer.

            Öte yandan bu kimseler (köle, misafir, hasta) den her biri, sâir Namazlarda olduğu gibi Cum’a Namazında da imamlık yapabilirler. İmam-ı Züfer, Şürnblâli ve Dürer’de “Şüphesiz onlar imâmete ehildir” denildi.

Misafir ve Köleler de Cuma Namazı Kıldırabilir

            Cuma Namazı, deliler. sabîler ve kadınlar ile edâ edilemez. Ancak erkekler için hür ve mukîm (bir yerde yerleşmiş olmak) şart değildir. Hatta cemaatin tamamı köle yahut misafir olsa Cuma Namazı sahih olur. Bunların ibâdeti de sahih olur. Yani kölenin ve misafirin, hitâbet ve Cum’a Namazına imâmeti sahihtir.

Hasta ve mâzur olanların halleri de böyledir. Kuduri Şerhin’de de, misafir, köle ve hastaların Cuma Namazında İmamlık yapmaları caizdir denildi.

             CUMA NAMAZININ KILINABİLMESİ İÇİN HALİFE VEYA HÜKÜMDARDAN İZİN ALMAK LAZIM MI?

Cum’a Namazını, devlet reisi veya onun nâibinin izni olmadan kılmak câiz olmaz iddiasıyla, İslâm Cemaati, sinsice propagandalarla Cum’a şuurundan uzaklaştırılmak isteniyor.

Sultan veya hükümet reisinden (devlet başkanı) veya yetkili kimselerden izin istenildiği taktirde, bu izin verilmese de Cum’a Namazı kılınabilir. Yeter ki, İzin vermemekte şer’an haklı bir sebep bulunmasın 

Nitekim Şeyh-ül İslâm Allâme-i İbni Kemal, Cuma hakkındaki özel kitabında, Dürer sahibi Molla Hüsrev ve diğerlerinin bu konudaki Adem-i Cevaz (sultandan izin alınmadan câiz olmaz yolundaki) olan sözlerini reddetmiş ve Sultandan izin alınmaksızın Cum’a kılma ve kıldırmanın  câiz olduğuna dair delil getirerek serdetmiştir.

Ömer Nasuhi Merhum, “Büyük İslâm İlmihali”nde derki, Veliyyül-emr veya onun mezun edeceği bir kimsenin bulunmadığı bir yerde (Dâr-ı Harb gibi) Cemaati Müslimin’in tensibi ile içlerinden biri Cum’a Namazını kıldırabilir.

İşte bugün Almanya, Hollanda gibi İslâm beldesi olmayan memleketlerde bulunan Müslümanların teâmülü de budur. Şunu çok iyi bilmelidir ki, Müslümanların vazifesi Cum’adan kaçmak için bahane aramak değil, bilhassa kılabilmek için fırsat kollamaktır. Hani kılma yasağı olsa bile.

Diğer Bazı Meseleler

Müslümanların Emiri bulunmazsa  veya bulunduğu halde Cuma Namazını yasaklarsa, Emirin yasağını dinlemeden, izin ve ruhsata da ihtiyaç görmeden  kendilerine bir imam ve hatip, temsil ve tayin ederek, Cum’alarını edâ ederler.

Vâlisi ve Hâkimi kafir olan beldelerde de Cum’a Namazı Kılmak câizdir.

Hükümet tarafından resmen tayin edilen birinin bulunmadığı  bir yerde ise (Dar-ul Harb  gibi), Müslümanların tensip edeceği bir zât Cum’ayı kıldırır.

Kendisi kafir olan bir Vâlinin tayin ettiği Müslüman hâkimi, eğer Müslüman halk kendi rızaları ile kabul eder ve beğenirse, bu hakimin verdiği Şer’i Hükümler ve kıldırdığı namaz şüphesiz câiz olur.

Hediyyetül Alâiyye adlı kitapta da yazılıdır ki, İmam Alâeddin  ve Allâmei ibni Âbidin’de arzedilen bu fetvayı görerek, Allâme-i ibni Kemâl, “bu mevzuyu delilleri ile birlikte  çok güzel işlemiş” diyerek methiyede bulunmuştur.

Mecmaül Enhur ise; izn-i âmm hakkında, Umumi İzin verildiğini beyan ederek şunları söylüyor. “Bizim zamanımızda  (sene 945) İzn-i âmm (Umumi izin) çıkmıştır. Bundan sonra başka bir izin şart olmaksızın mutlak surette  cevazı müftâbih (Hakkında fetva verilmiş ve kendisiyle amel edilmesi gereken hüküm) olduğu tasrih (sarih) olunmuştur”. Fetva da buna göredir.

16 Şubat 1933 tarihinde, Diyanet İşleri Reisliği bu konu hakkında şu açıklamayı yapmıştır.

Cuma Namazı farzdır ve bunun Farziyeti kitap, sünnet ve icmâ ile sabittir. Bütün mezhep imamlarınca da kat’i olan cihet, onun farz ve şerait-i (şartlar) İslâmiyeden olmasıdır. Cumanın sıhhat-i edâsı için serdedilen diğer şartların  varlığı kat’i olmadığından, onlar müçtehitler arasında, Muhtelefün Fîh’tir (Hakkında ihtilaf olunan mesele). Mısır (şehir) ve İzn-i Hakim gibi şartların var veya yok olması, farz olan Cum’anın cevazına haiz-i tesir değildir. Binaenaleyh, ufak bir köyde bile bu farzı edâ edecek cemaat bulunur ve müsaâde için müracaat vuku bulursa, onlara izin verilmesi iktiza edeceği…”

İmam Şafiî buyurur ki.  “Beş vakit namaz için nasıl Sultan izni gerekmiyorsa, Cum’a için de şart değildir.

Mâliki ve Hanbeli’de dahi Cum’a için Sultanın izni şart değildir. Sultandan izin almadan Cum’a kılmak sahihtir.

İmam-ı Gazali de; “Sultanın Cum’ada hazır bulunması veya İzni şart değildir. Ancak İzin almak daha güzeldir.”

Bir Cum’a Camiine sultan veya yetkili birisi tarafından İmam tayin edilen bir kimse, muvakkaten bir yere ayrıldığında, başka birini yerine vekil bırakabilir. Çünkü bu konuda, dolaylı olarak İmam, Sultan veya izni kendisine verenin nâibi olmuş oluyor. İsterse Sultan ona vekil tutma yetkisi ve izni vermemiş olsun.

Günümüzde Diyanet tarafından tayin edilen imamların durumu da böyledir. Yetki Diyanete verilmiştir. Bu yetki ile tayin edilen imamlar, bulunduğu camide müftünün nâibi sayılır. O halde muvakkaten bir yere ayrılırken müftülükten izin almadan yerine birini bırakabilir. Yetkili kimsenin izni ancak işin başında bir defa şarttır. Cum’a kıldırması için bir kimseye izin verilince, o şahıs başkasına, o da başkasına izin verebilir.

Cumayı Devlet Başkanı Kıldırmalıdır” Sözü Asılsızdır

            Cuma Namazı kıldıran zâtın, Devlet Reisi veya onun tarafından mezun birisi olması aslî şart değildir, tâlidir. Kur’an-ı Kerîm ve Hadis-i Şeriflerden değil, Hanefi âlimlerince daha çok uygulamadan çıkarılmıştır.

            Müslümanların, bilhassa Cum’a günleri akın akın camileri, mescidleri doldurup, Elhamdülillah sokaklara taştıkları ve bir bayram sevinci içinde edâ etmeye çalıştıkları Cum’ayı, bazı gafiller kendilerine boy hedefi seçmişler ve ülkemizde  Cum’a Namazının kılınamayacağı fitnesini kusmuşlardır. “Fitne katilden daha şiddetlidir.”

 Bunların yapmış olduğu bu hareketlerin, İslâm adına neye mâl olduğunu, müslümanları kararsızlığa iterek, mü’minlerin birliğini parçaladıklarını, kendilerinin de İslâm dairesinden çıktıklarının acaba farkında mıdırlar? “Kim o cemaatten bir karış ayrılırsa, İslâm halkasını boynundan çıkarmıştır”.  Halbuki Cuma namazı  Farz-ı Ayn olup, inkar eden kâfir olur. Çünkü kat’i delil ile sabit olmuştur. Müstakil bir farz olup Öğle Namazından daha kuvvetlidir. Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

“Ey İman edenler, Cuma gününde, Cuma için Ezan okununca, Allah’ın zikrine koşunuz ve alış verişi bırakınız. Bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır”.

            Veliyyül Emrin izni şartı ise Ebû Hanife’ye ait bir görüştür. Aynı mezheb imamları bile bu görüşü teferruat saydıkları için katılmamışlardır. Onlara göre; Beş vakit namazda izne gerek olmadığı gibi, bir Farz-ı Ayn olan Cum’a Namazının kılınmasında da Veliyyül Emr’in iznine gerek yoktur.  Çünkü Farz olan bir şey bütün Müslümanlara şâmildir. Bazı mezhep mensupları kılsın da diğer mezhep mensupları kılmasın, denilemez.

            İslam Devletinin varoluş şartlarıyla ilgili olan bu ictihâdi görüş, bazı çevrelerce çarpıtılıp, Cuma Namazının şartı imiş gibi gösterilmekte, bu şekilde Müslümanlar arasında tefrika çıkarılıp, vahdet (birlik) şuuru zedelenmektedir. Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerîm’de böyle kimseleri defalarca uyarmıştır. “İnsanlardan kimi vardır Allah’ın (c.c.) dini hakkında bir bilgisi olmadığı halde mücadele eder. Her inatçı, şeytana tabi olur.”

Cumayı Nasıl terk edersin Ey Müslüman! Aziz kardeşim belki sen, burası Dârül Harp’tir, Dârül Harp’te de Cuma Namazı yoktur diyerek camiye gelmeyebilirsin.

Biz de sana sorarız ki; Eğer sen cami, cemaat ve Cumaya gelmezsen, senin çoluk çocuğun da gelmezse, seni örnek kabul ederek diğer Müslümanlar da gelmezse, bu durum kimlerin çıkarına olur. Camileri böyle bomboş bırakmak, onları temelinden yıkmaktan daha hazin değil midir? Boş bırakılan ve Cum’anın kılınmadığı camiler, ülkeyi Dârül Harp’e teslim etmek değil midir? Dolan camiler, kalabalık Cum’alar Dârül İslâm’a özlem değil midir? 

   İslâm Ahkâmı’nın uygulanmadığı Darül Harb’de bile  Müslümanlar bir araya gelerek içlerinden birini İmam tâyin ederek Cuma Namazı’nı kılabilirler. 

İnsanı rahata ve tembelliğe sevk eden nefsin ve şeytanın sesine değil, ilahi davete kulak ver, icâbet et! Seni yanıltan ve Hak’tan uzaklaştırana uyarsan ahirette şöyle demen sana fayda vermeyecektir: “Ne yazık bana keşke falancayı dost edinmeseydim.”

            “Girmeden tefrika bir millete düşman giremez,

             Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”

CEMAATİ TERKETMEK İÇİN BAHANE ARAMAK: Şu bir hakikattir ki; çevremizi saran ve fezalarda dolaşan aşırı düşmanlarımızın tek korkuları, bizim imanımız, birlik ve beraberliğimizdir. Eğer bizleri istila ederlerse, bizim içimizde yaşayamayıp, çekip gideceklerdir. Onlar gitmezse kovulacaklardır. Bunu bildikleri için istilaya cesaret bile edemezler. İşte yenilmeyen bir silah, İmanda birlik ve beraberlik silahıdır.

            -Birlik beraberlik camide.

            -Sevgi kardeşlik ve muhabbet camide .

            -Kurtuluş camide.

            -Peygambere ümmet olmak ve İslâm’a hizmet camide

            -Gel kardeşim sağlığında gel, Eğer sen sağlığında gelmezsen, nasıl olsa ölünü getirecekler. Dost acı söyler darılma. Yukarıda uzun açıklamalar yaptık. Mevzuların doğruluğuna şahit  Hz. Allah ve onun çok açık olan emirleridir. Eğer bu önemli delilleri hiçe sayarak, maksatlılara kanarak, Cuma Namazı yok, İmam sakalsız, sarığı yok; İmam, İmam Hatipli’dir, imam olmaz; cami İmamı bizden değil Namazımız olmaz, gibi safsatalarla bahaneler arama! Çünkü bunlar baştan sona yanlış ve İslâmi emirlere zıt ve zararlı fikirlerdir. Yukarıda verdiğimiz deliller cevaba kâfidir.

Rabbimizin muhbiri, sadık elçisi sahih delillerle “Allah’a tam itaat etmeyen günahkar İmamın arkasında dahi Namaz kılınız,” emri, konunun önemini anlatmaya kâfi gelir sanırım. Ama buna rağmen sen; Benim şeyhim, önderim ondan daha iyi bilir dersen (haşa) onu da sen bilirsin.

Eğer bundan sonra İslâmiyet’e hizmet edilecekse, bunun yolu ilim ve ilim tedris eden müesseselerden geçecektir. Yüce Mevlamız “Ey inananlar, Allah’ın ipi Kur’an’a topluca sımsıkı sarılın, sakın ha, ayrılığa düşüp parçalanmayın

Bu yazı 497 defa okunmuştur .

Son Yazılar