Reklam
Reklam
CÂMİ
Reklam
Mehmet Ali KIRBOĞA (KARASAKAL HOCA)

Mehmet Ali KIRBOĞA (KARASAKAL HOCA)

CÂMİ

19 Şubat 2019 - 14:04

  Herkese şâmil ruhsat manasına gelen İzn-i Âmm, Cuma kılınan câmi kapısının kerkese kayıtsız şartsız açık olmasıdır.

 Muhid ve Hindiyye kitaplarında bu tarif şöyledir: “Cuma kılınacak caminin herkese açık bulunması ve cemaatin Cumaya gelmesini bildiren Ezan’ın okunması ve Cuma Namaz’ı kılmalarına müsaade edilmesidir. Yoksa cemaatin bir kısmına açıp, bir kısmına kapamak Cum’anın cevâzına mânidir. Herkese açık bulundurulması hâli İzn-i Âmm dır.

Cuma kılınan yerin herkese açık olması anlamında genel izin de (İzn-i Âm), bazı kitaplarda ayrı bir şart olarak değerlendirilmekle birlikte, bir anlamda devlet başkanının izni yer alır.

Hanefilere göre, bir yerde Cuma Namazı kılınabilmesi için, o yerde Cuma Namazı kılınmasına, yetkili kimse tarafından herkese açık olmak üzere izin verilmesi şarttır. Buna göre, belli bir yerde bulunan kimseler, Cum’a Namazı kılınmasına izin verilmiş camide, sadece belirli kimseler girmek kaydıyla, Cum’a namazı kılamazlar. Ancak başka kimselerin de girmesine müsaade edildiği halde, başka kimseler gelmese ve sadece oradaki kimseler kılsalar, Cuma Namazları sahih olur.

Güvenlik ve gizliliğin korunması gibi sebeplerle herkese açık olmayan yerlerde bulunan cemaat Cum’a Namazı kılabilir. Burada İzn-i Âmm şartı zaruret sebebiyle kalkmış olur.

              HUTBE:

Cum’a ve Bayram Namazlarında, cemiyet ve meclislerde dinî, ilmî ve siyasi olarak mühim mevzular üzerine irâd edilen sözlere Hutbe denir. Nutuk dahi hutbe ile müterâdif (aynı anlama gelen) ve biri diğerinin yerine isti’mal (kullanma) olunabilir ise de, İslâm Dininde muayyen konuları işleyen ve anlatılanlara hutbe, sâirlerine de nutuk demek daha uygun olur.

Cum’a Hutbesi, Cum’a vakti içinde okunur. Hutbesiz Cum’a olmayacağı gibi, vaktinden önce veya sonra okunacak hutbe de sahih olmaz. Bir de hutbenin Cum’a Namazından önce okunması şarttır.

Cuma Hutbesi

Hutbe, Cum’a’nın farzlarından biri olup farzdır. Bu hutbenin de iki farzı vardır. Bunlar vakit ve zikrullahtır.

1- VAKİT:

Hutbe Cuma içinde okunur. Cuma vaktinden önce veya sonra hutbe okunursa, Cuma ve hutbe sahih olmaz.

Bilindiği gibi İslâmiyet’in ilk zamanlarında Cum’a Hutbe’si, Bayram Namazlarında olduğu gibi Cum’a Namazından sonra okunurdu. Bir şey olmaz zannı ile hutbe dinlemeyi terk edenler çoğalmaya başlayınca, hutbe öne alınmak suretiyle takdim edildi ve tehiri  mensuha (Namazdan  sonraya geciktirilmesi hükmü kaldırıldı) uğradı.  

2- ZİKRULLAH:

Allâhû Subhâne Hazretleri’ni zikretmektir. Bu ziikr, O’nu tesbih etmek veya O’na Hamd etmek şeklinde de olabilir. Fakat bunlar hutbe kastı ile yapılmalıdr. Meselâ, aksırmadan sonra yapılan hamd, hutbenin farzı yerine geçmez.

Hutbenin cemaat huzurunda okunması lazımdır. Cemaatin hutbeyi duyması ise şart değildir. Hatta cehren (açıktan, yüksek sesle) okunan hutbeyi, cemaatten hiçbiri işitmese bile hutbe sahihtir. Bu duymayış, ya hatibe uzak düştüklerinden veya uyku galebesiyle  ya da sağırlıktan olabilir. Hasılı işitmeyişleri hutbeye bir zarar vermez.

Zira hutbenin rüknü Vâcib Teâlâ’yı zikirdir. İmam-ı Âzam indinde sadece “Elhamdülillah” demek bile hutbeye kifâyet eder., ancak hutbe kastı ile olursa! İmâmeyn indinde ise zikir biraz uzunca olmalıdır.

Hutbe iki kısım olup, her biri Hamd, teşehhüd (Şehadet getirmek) ve Sultan-ül Enbiyâ Efendimize Salat-ı Şerife’yi müştemil (içine alan) olmaktır. Birinci hutbe bir âyet ve va’z-ı nasihattır, ikinci hutbe ise mü’minleri, duaya yönelten hususları içine almalıdır.

Cuma Hutbesi’nin Sünnetleri

Cuma Hutbesi’nin 20 kadar sünneti vardır:

1- Hades ve cenabetten temiz olmak. Abdestsiz hutbe okumak mekruhtur.

2- Hutbeyi ayakta okumak. Oturarak ve yaslanarak okumak da câiz ise de sünnete muhalif olduğu için ayakta okumak lazımdır. İhtiyarlık veya başka bir meşru mazeretten dolayı oturarak veya yaslanarak okumakta da bir beis yoktur.

3- Hutbeye içten “Eûzü”  çekerek ve Allah’a Hamd ile başlamak.

4- Siyah elbise giymek. Bu Hulefâ’ya ittibâen (hâlifelere uyarak) sünnettir. Beyaz giyilse de olur. Yeşil için herhangi bir hüküm yoktur.

5 -Şehadet getirmek.

6- Bir uzun âyet veya üç kısa âyet miktarı Kur’an okumak.

7- Yüzü cemaate karşı dönük olmak.

8- Salavat getirmek. (Hulefâ’i Râşidin’i hutbede hayır duasıyla anmak müstehsendir. Bu ne sünnet ne de müstehabtır. Ancak Emeviler’le Abbasi’lerin asırlık sürtüşmesi ve tartışması, vuruşma ve kavgası sonucu olarak, hutbelerde birliği sağlamak için, dört halifenin hayırla anılması fukaha tarafından uygun görülmüş ve bu bir âdet-i hasene olarak günümüze kadar gelmiştir. Peygamber Efendimiz’in iki amcasını, Hamza ve Abbas (R.A) Efendilerimizi de hutbede zikretmelidir. Bu günde dahi Alevî-Sunnî çekişmesine meydan vermemek için, bu güzel âdeti hutbelerde devam ettirmemiz de fayda vardır. (Et-Tecnis sahibi ve Fi’l-Hindiye ve Hediyyet-ül Alâiyye  bu adeti müstahsen (beğenilen) kabul etmiştir.)

 9- Minbere çıktığında önce oturmak. Bu oturmak Ezan için olup, İmam-ı A’zam’ın bir rivayetinde ve İmam-ı Mâlik’e göre müstehabtır.

   10- Hatibin tam karşısında İç Ezan’ı okumak.

   11- Harple alınan her beldede, hatibin sol elindeki kılıca dayanıp hutbeyi okuması.

   12- Sulh ile fethedilen yerlerde hutbeyi kılıçsız okumak.

   13- İki hutbe arasında oturmak. Bu oturuş üç âyet okuyacak miktar bir süre olmalıdır. Bu miktardan az olan oturuşlarda da sünneti yerine getirme bakımından kifâyet eder.

   14- Hutbeye başlarken “Euzü”yü gizli, “Hamd”ı aşikar okumak.

   15- Vaaz ve tezkirde (ikaz etme, hatırlatma) bulunmak.

   16- Hutbeyi iki okumak.

   17- Bütün mü’minlere dua etmek.

   18- Her iki hutbeyi luzumundan fazla uzatmamak.

   19- Cemaatın duyabileceği bir ses tonu ile okumak.

   20- Hutbeyi müteakiben kâmet getirmek.

Hutbe esnasında Hulefâ’i Râşidin’i, Hasan ve Hüseyin Efendilerimizi, Amcayu Resûl olan Hz. Abbas ve Hz. Hamza Efendilerimizi sıra ile zikretmek mendubdur. Müezzinlerin, cemaatin tamamlanmasına kadar “Sûre-i Kehf”i okuması mendubtur.

Hatip minbere çıkınca, cemaate dönüp, onlara selam vermesi müstehabtır. Birinci Hutbe’yi yüksek sesle, ikinci Hutbeyi ise birincisinden daha hafif bir sesle okumak müstehabtır.

Yukarıda hutbenin sünnetlerinde geçen hatibin hutbe için minbere çıkması ve iç ezan için oturmasının müstehab olduğuna Müslim (c.4.s.506)deki 805 nolu hadîs delâlet ediyorsa da İmâm-ı Âzam’ın bir rivayetinde ve İmâm-ı Mâlik’e göre müstehab değil sünnettir.

İmam minbere çıktıktan sonra  oturur. Müezzin minberin karşısında durup, iç ezanı okur. Bu İslâmiyet’in başlangıcından bu güne kadar süre gelmiştir.

Hutbe Okunurken Susmak

Hatip hutbe okumak için minbere çıkınca, Ebu Hanife Hazretleri indinde, susmak cemaat üzerine vâcibtir. İmâmeyn indinde ise, hatip henüz hutbeye başlamadığı için konuşmakta bir beis yoktur. Yani İmâm’ı Azam’a göre,  imamın ninbere çıkması namaza ve konuşmaya son verir. İmameyn’e göre ise hatibin minbere çıkması namaza son verir ancak konuşmaya son verdirmez. Hatibin hutbeye başlaması ile susmak, cemaat üzerine vâcib olur. İmâmeyn’den gelen bu rivâyeti Abdulgâni Nablusi Hazretlerinin babası Şeyh İsmail Nablusi Hazretleri “Dürer-i Molla Hüsrev” üzerine yazdığı 12 ciltlik şerhte beyan etmiştir. İmâmeyn’in bu kavline göre; bitmekte olan iç ezanın Kelime-i Tevhid’ine, cemaatin “Lâ İlâhe İllallah” diye konuşmalarında bir beis yoktur.

Yine yukarıda adı geçen “Hâdika-i Nablûsi” kitabında; Peygamberimiz (s.a.v.)in ismi geçince ve “Sallü Aleyhi” denilince, cemaat gizlice Salavat getirir denildi. Bu Ebû Yusuf’un kavlidir.

Hatib hutbede dua edince, cemaat el kaldırmaz ve sesli olarak âmin demezler. Bunları yaparlarsa günahkar olurlar. Fetva böyledir.

Tatarhaniye’den” naklen “Rûhül Beyân” tefsirinde beyan edildi ki; Hutbe başlayınca, edilen dualar için el kaldırılmaz, lisanen dua edilmez ve Peygamberimiz (s.a.v.) in adı geçince, salavat getirilmez. Yoksa bunları yapan günahkar olur. Ulemâ’nın bunları men etmesi de kendi üzerlerine vâcibtir. Men etmezlerse onlar da günahkar olurlar.

Hülasâ olarak, hutbeyi dinleyen cemaatten hiç birinin konuşması, işaret etmesi ve bir birini uyarması helâl olmaz. Velev ki bu konuşma emri bil mağruf olmuş olsun.

Çünkü namaz içinde haram olan her şey, hutbe esnasında da haramdır.  Ancak sahibi tertib, o günün Sabah Namaz’ını kılmamışsa ve o anda hatırına gelmişse, üzerinden başka bir vakit geçmeden kazaya izin vardır.

Cum’a Namazı Hakkında Faideli Bilgiler:

 (İzâ Harecel İmam…) hadisinin şerhinde, İmam hutbeye çıkınca, tâ ki hatib okumaya başlamadıkça cemaat için kelâm etmekte, tesbih, kelime-i tevhid okumakta bir beis yoktur.

Hutbenin kısası sünnet, uzunu mekruhtur. Hutbenin kısa, namazın uzun olmasını Sultan-ül Enbiya Efendimiz tavsiye etmişlerdir. Yine de Cum’a Namazında “Tıval-ı Mufassal” dediğimiz yani Sûre-i Kâf’tan Nâs Sûresi’ne kadar olan sûrelerden daha uzun olursa mekruh denilmiştir.

Bayram Hutbelerin de ise zaten kelâm etmek mekruh değildir. Çünkü Bayram Hutbeleri sünnettir. Yukarıda arz edildiği vechile, her türlü hutbenin okunması sırasında, bir tarafa çekilerek kaza namazı kılmak mekruh değildir.

Hutbe zamanı Nâfile kılan, ikinci rek’atte kesmelidir. Eğer Cuma sünneti ise, namaza durduktan sonra hatib hutbeye çıkmışsa, namazı dört rek’ate tamamlar. Çünkü bu dörtlü sünnet başlı başına bir namazdır kesilmez. Kezâ Öğle Namazı’nın ilk dört sünneti de böyledir. Sahih olan budur.           

Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.): “İmâm’ın namazında yetiştiğinizi kılın, yetişemediğinizi de imâm selâm verdikten sonra tamamlayın “ buyurmuşlardır.

İmam-ı Muhammed’e göre, “bir kimse Cum’a günü imâm’a ikinci rek’atte yetişemezse, Öğle namazını kılar”. Yani, ikinci rek’at’ın ruku’sundan imam başını kaldırmadan yetişemeyen kimse, Öğle Namazını kılar.

İmâm-ı Âzam’la İmâm-ı Ebû Yusuf’a göre ise; o kimse Cuma Namazı’na yetişmiştir. Cuma Namazı’na niyet etmesi ve ve iki rek’at kılması şarttır.

İmam-ı Ebû Yusuf’a göre; İmamın (hatibin), iki hutbe arasındaki oturması sırasında cemaatin kelâm etmesi mübahtır.

Hutbeden önce ve sonra konuşmakta, ihlal bakımından bir beis yoktur. Meğer ki, hutbeyi okumaya ve sonrasında da namaza başlamadıkça.

Hutbe’nin Arabî İbâre Olması Şart mıdır?

Âyet-i Kerime’ler ve Hadis-i Şerifler müstesnâ olmakla, hutbelerdeki diğer vaaz ve nasihatleri lisanımızla edâ ve ifâ etmekte bir mahzurun olup olmadığı ulemâca müzakere ve münâkaşa edilmiştir. Bazıları da bu konuda çok katı durumlar sergileyerek, Arapça’dan başka bir dil ile hutbe ifa olunmaz tarzında fetva bile vermişlerdir. Halbuki hutbe, hangi lisanla okunursa okunsun câizdir. Çünkü hutbeden maksat, önce Allah’a Hamd ve Zikir, sonra da mü’minlere vaaz ve nasihattır. Durum böyle olunca, her milletin anlayacağı dil üzerine hutbe okunur. Meselâ; uslûp ve şivesine, lügat ve kavâidine (kaideler) vâkıf olmayan Türkler için Arapça hutbe okumak, dinleyenler üzerince hiçbir tesir bırakmaz. Konuşmalardan merâmın ne olduğu anlaşılmalıdır. Bu şarttır.

Binâenalyh, dinleyenleri tarafından anlaşılmayan hutbeden bir faide hasıl olmaz.  İmâm-ı Âzam’a göre ; Hatibin hutbeyi arapça okumaya kudreti yetse bile, Arapça okuması şart değildir. İmâmeyn ise buna muhalif olmuşlardır. Onlara göre, hutbeyi Arapça okumak şarttır. Meğerki hatib Arapça bilmeye.

Türkçe veya başka bir lisanla hutbe okumak bid’at değildir. Bid’at demek, Sünneti Seniyye’ye muhalif demek olup, Arapça’dan başka bir dil ile hutbe okumak, olsa olsa bid’at-ı hasene (hayırlı bid’at) olur. Oysa Arapça bilmeyen bir millete Arapça hutbe okumak, gerçekten bid’at olur. Çünkü, hitâbette kullanılmak üzere bir tek lisân Sünnet-i Seniyye olarak seçilmiş, tesbit edilmiş değildir. Çünkü Peygamber (s.a.v.)  Efendimiz yalnız Araplar’a değil bütün kâinata Peygamber olarak gönderilmiştir. Hülâsa olarak, Arapça’dan başka bir dil ile de hitâbet edilir. Hatta bir milletin anlayacağı lisânla hutbe okumak daha evlâdır.

Arapça bilmeyen cemaat huzurunda okunan Arapça hutbe, ancak farzı iskat eder, başka bir tesiri olmaz.

TETİMME: (Tamamlama). Hutbenin Arapça okunmasının şart olup olmadığı hususunda İmâm-ı Âzam’a göre; Hatibin Arapça’ya kudreti yetse bile hutbeyi Arapça okuması şart değildir. İmâm-ı Ebû Yusuf ile İmâm-ı Muhammed buna muhaliftir. Bunlara göre, hatibin Arapça’ya kudreti yetiyorsa hutbeyi Arapça okuması şarttır.

DİKKAT. Belki bir gün gelir, hutbeler yalnız Arapça okunarak iktifa edilebilir. Bu halde hatip, hutbesini Arapça okuduktan sonra muhatabı olan halkın lisânına terceme etmelidir. Böylece hutbeden arzu edilen maksat ve fayda temin edilmiş olur. Ancak bütün Müslüman Devletler, Ümmetlerde Kur’an’ın dilini öğrenmeye çalışmalıdırlar.

Böyle bir gayret içine giren devletler sayesinde bütün Ümmet-i Muhammed kısa bir sürede Kur’an dilini öğrenebilir. İslâm’ın ilk yıllarında durum böyle idi. Bu gayret neticesi bütün Müslümanlar, Kur’an’ın dilini öğrenirse, gerek Kur’an-ı Kerim gerekse hutbeler yalnız Arapça okumakla iktifâ edilir.

Hutbe Hakkında Birkaç Mesele

Hutbe; Namaz olmadığı gibi Namazın bir parçası da değildir. Onun için Kıble’ye dönmek ve taharet gibi şeyler de şart değildir. Ayrıca konuşmakta hutbeyi bozmaz. Lâkin Hatib’in hutbede dünya kelâmı irad etmesi tahrimen mekruhtur. Eğer Emr-i bi’-l Ma’ruf olursa zarar etmez, zirâ bu da hutbe yerinedir.

Hutbe okunurken namaz da oturur gibi oturmak şart değildir. Hutbe bazı eserlerin beyan ettiği gibi iki rek’at Namaz yerine de geçmez. Hatta hutbe bitince, iki tarafa selam verir gibi baş çevirmekte yanlıştır.

Hutbe ile Cuma Namazı arası kesilmez. Yeme, içme, konuşma ve Nafile Namaz kılma gibi fasılalar, hutbenin yeniden iadesini gerektirir. Evlâ olan da budur. Hutbe ile Cum’a Namaz’ı arasında kılınan kaza namazı bile haramdır. Kezâ, hutbe ile kamet (iç ezan) arasına dünya işi, kelâmı ve yeme içme gibi şeyler katmak da mekruhtur.

Bir kimse cenâbet olarak hutbe okuyup, sonra yıkanarak Cuma’yı kıldırsa câiz olur. Gusül, Namaz amelinden olduğu için fasıla sayılmaz. Ama yemek yemeye veya başka dünyalık bir işini görmeye giderse, hutbe batıl olur ve vucûben iadesi gerekir.

Bir hatib, başka bir kimseyi vekil tâyin edebilir. O vekil başka birini, o da bir başkasını bu uslûp üzere vekil tayin edebilirler.

Ebûs Suud Efendi buyurur ki; Hatibin açık izni olmaksızın, meselâ hatibin gıyâbında bir kimse hitabet etse câiz olur. Çünkü hatibin orada bulunamıyacağını biliyordur. Bu ise bir gizli izin sayılır.

Sirâciye kitabında buyurulur ki; Biri gelip, me’zûniyetli (izinli) hatibin yerine, onun izni olmaksızın namaz kıldırırsa câiz olmaz. Ama hatip gelip onun kıldırdığı namaza uyarsa (iktidâ ederse) câiz olur. Zirâ iktidâ izne delâlettir. Ancak orada hazır olduğu halde iktidâ etmezse  câiz olmaz.

Hatip hutbeyi okusa, başkası da izinsiz Cuma Namazı’nı kıldırsa yine câiz olmaz.

Cumayı kıldıracak imam ile hutbeyi okuyan hatibin aynı kimse olması şart değildir. Bir sabî hatibin izni ile hutbe okusa ve bir bâliğ kişi de Cumayı kıldırsa câizdir.

“Emmâ Ba’dü..” Kelimesi

Vaazlarda, Cuma ve Bayram Hutbeleri’nde, tasnif edilen kitapların başlarında “Emmâ Ba’dü” kelimesini kullanmak müstehabtır. Buhâri, bu hususu beyan etmek için bir bâb tahsis etmiştir. Şöyle ki; “Emmâ Ba’dü” bir kelimedir ki, Arab Hatipleri Halk huzurunda irşâd eyledikleri hutbelerde “Ba’de’d-duâ” irâd ederler. “Ba’de’d-duâ” ile “Benim sana olan duamdan sonra manasında ve taktirindedir” denilmek istenir. İlk olarak Dâvud Aleyhisselâm, alâ kavlin “Kâ’b İbni Lüey” tekellüm eylemiştir.

Esma Binti Ebî Bekr ve ümmül mü’minin Aişe Binti Ebî Bekr (R.A.) Hazretlerinden gelen rivayetlerde, Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz’in irâd buyurdukları hutbede  Hamd-ü Senâ’dan sonra “Emmâ Ba’dü” sözü ile başladıkları zikredilmiştir. Demek ki bu kelimenin sünnet oluşu çeşitli rivayetlerle sâbittir. Böyle olunca Hatib’in, Hamd-ü Senâdan sonra “Emmâ Ba’dü” diye söze başlaması sünnet oluyor.

Hâfız Abdülkadir Rehâvi, içinde “Emmâ Ba’dü” bulunan hadislerin geliş yollarını (kaynaklarını) incelemiş ve bu kelimenin 32 sahâbi tarafından rivâyet edildiğini görmüştür.  

Hutbede Yapılması Gereken En Güzel Dua

Hutbede yapılması gereken en güzel dua, bütün Müslümanların dünya ve ahiret saadetlerine, hükümdarlarının da ıslah, adalet ve hakkaniyet üzere olmaları için yapılan duadır. Nitekim, Hasan-ı Basri Hazretleri “Eğer benim için müstehab bir dua olduğunu bilsem, onu zamane hükümdarının adil olması için ederdim” buyurmuştur.

Hükümdârın şahsını methetmek suretiyle tabasbus (yaltaklanmak) ise mekruhtur. Hülasa olarak, hutbelerde hükümdarlar için adil, hakkaniyetli ve muzaffer olmaları için dua edilmelidir. Bu dua pek kıymetli ve makbuldür. Hatibin, Emr-i bi!l-Ma’ruf ve Neh-yi ani’l-Münker ederek, Müslümanlara öğüt vermesi dışında konuşması mekruhtur.

 

 

 

 

Hutbe ve Cum’a daki Mekruhatlar

Öncelikle bilinmelidir ki, hutbenin sünnetlerinden birini terk etmek ve hutbeyi uzun sûrelerden birini okuyacak kadardan fazla uzatmak mekruhtur. Yine bilinmelidir ki, Namazda haram olan her şey hutbe esnasında da haramdır. Bu cihetle hutbe esnasında, marufu emir kâbilinden de olsa kelâm, hatta selâm verip almak câiz olmadığı gibi yemek, içmek ve sâir meşguliyet, tilâvet ve mütâlâa da câiz olmaz. Hatibin minberde, hutbe okurken sağa sola dönerek iltifat etmesi de mekruhtur.

Hatibin hutbedeki duasına el kaldırılmaz ve lisânen dahi dua edilmez. Efendimiz (s.a.v.) in adı geçince de salavat getirilmez. Eğer bunlar yapılacak olursa günahkar olunur. Ancak kalben yâdedip hatırlanır veya başkalarının duyamayacağı bir sesle salavat getirilebilir.

Ebû Hanife derki; “Hutbeyi dinlemek salavat getirmekten efdal olduğu için, Efendimiz’in ismi geçerse dinler, fakat Salavat ve Selâm getirmez”.

Nimet-i İslâm da denilirki: Hatibin hutbeye çıkışında müezzinin;  “Gerçekten Allah ve Melekleri, Peygambere Salât ederler (Şeref ve Şanını yüceltirler). Ey İman edenler! Siz de ona Salât edin (Allahümme Salli alâ Muahammed, deyin) ve gönülden teslim olun.” Âyetini okumasında, ayetteki emre uyarak, salavat getirmekte beis yoktur.

 Müezzinlerin hutbe esnasında, hatip Peygamber Efendimiz’in ismini anınca Salavat getirmeleri, Ashâb’ı ve Hulefâi Râşidin’i anınca da Radıyallâhü Anhüm diye tarziyede bulunmaları ve hatibin duasına âmin diye bağırmaları çirkin bir bid’attır.

Hatib Minberde iken, okunan Kur’an âyetlerini birkaç kişinin bir ağızdan cehren (yüksek sesle) okumaları veya zamanımızdaki müezzinlerin “Hasbünallah” âyetini veya “Sübhâne Rabbike” âyetlerini okumaları gibi hususlar mekruhtur.

Hatibin hutbeyi, cemaate dönerek okuması müstehab, arkasını cemaate dönerek okuması ise mekruhtur.

Hatip, âyet-i Kerime okuyacağı zaman “Estaîzübillâh” der, Besmele çekmez. Ancak sûreyi başından okursa o zaman Besmele çeker.

İki hutbe arasında üç âyet okuyacak miktardan fazla oturulmadığı gibi, bu oturuşta okunacak bir dua da yoktur. Hatibin, minbere çıkınca cemaate selâm vermesi de yoktur. Fakat Bahri Râik kitabında, hatibin, minbere çıkınca cemaate dönerek onlara selâm vermesi müstehabtır deniliyor.

Hutbe okunurken uyumak mekruhtur. Meğer gaflet iyice bastırmış ola.

Hatib hutbeye başlamadıkça, kimseye eziyet vermeden safların üzerinden adımlamakta bir beis yoktur. Eziyet, birinin elbisesine veya bedenine basmak sûretiyle olur. Hutbe okunurken safların arasında adımlamak haramdır. Eziyet vermekte haramdır. Hatibe yaklaşmak ise müstehabtır. Fakat haramı işlememek müstehabı işlemekten önde gelir. Onun içindir ki, Resûlullah (s.a.v.) birinin, cemaatin üzerinden adımladığını ve “yer açın” dediğini görünce, “Otur, sen eziyet verdin” buyurmuştur. Diğer bir Hadis’te de “Her kim Cum’a Namaz’ında cemaatin üzerinden adımlarsa cehenneme bir köprü kurmuş olur.” buyurdular. Bu Hadisi Tirmizi, Muaz Bin Enes’ten nakletmiştir. Ön taraf doldurulmamış ise, bu taktirde o boşluğu doldurmak için ileri geçmek câizdir. Her ne kadar hutbe halinde ve eziyet olsa da.

Cemaatten câmiye varan kimsenin, tahiyyatta oturduğu gibi, kıbleye karşı oturması vâcibtir. Kıbleye teveccühü terk ile, Kur’an’a karşı oturmanın efdal olduğunu, İmam-ı Âzam Hazretlerinin de bu uslûb üzere kuud (oturma) ve teveccüh buyurduklarını Muhid ve Serahsî’den naklen Fetâvayı Üskübî beyan etmiştir.

Hutbeye teveccüh, kıbleye teveccühten efdal ise de istikâmeti sufufa (safların, sıranın istikâmeti) halel vermesi korkusundan, cemaate emrolunmadığı yine Fetâvâyı Üskübî’de açıkça yazılmıştır. İkinci hutbede, hatibin bir basamak aşağı inip, sonra tekrar yukarı çıkması veya buna benzer hareketler yapması çirkin bir bid’attır.

Bu yazı 1070 defa okunmuştur .

Son Yazılar