Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Umut Yüklü Kar Hikayeleri - 1
Reklam
Hasan ERKAN

Hasan ERKAN

Umut Yüklü Kar Hikayeleri - 1

26 Aralık 2016 - 09:43 - Güncelleme: 29 Aralık 2016 - 15:54

Küçüklüğümüzde büyüklerimiz anlatırdı.Nerde bizim çocukluğumuzdaki kışlar? Dam boyu kar olurdu.Evler arasına tüneller kazar, konu komşu ziyaretini ancak öyle yapardık.Böyle derlerdi büyüklerimiz. Anneannemin ve babaannemin kışları hep karlı olurdu benim gözümde.

Çocuklarımızla birlikte bizler de günlerdir kar yağışlı kışlar yaşıyoruz.Diz boyu kar beklerken neredeyse omuz hizasında kar yağdı.Böyle güzel kışın güzel hikayeleri de kendiliğinden geldi.

Hava muhalefeti nedeni ile okullar tatil edilince bana penceremin önünde kışın tadını çıkarmak kaldı..Kar diz boyu. Sıra sıra gençler düşe kalka yolda yürüyorlar.Yayalar ve arabalar yolları sırasıyla dönüşümlü kullanıyorlar.Yoldan araba geçiyorsa yayalar diz boyunu bulan karların içine kaçıyorlar. Arabalar yoldan geçip gittikten sonra yayalar yolun ortasından yollarına devam diyorlar.Öbek öbek insanlar karlı yolda yürüyorlar.Yaş ve cinsiyetlerine göre adeta öbeklenmişler.Birbiri boyunca üç genç de kışın ve karın tadını çıkarmak için yola revan olmuşlar.Birbirlerini ite kaka belediyenin açtığı yola sığmaya çalışıyorlar. Yanıbaşlarına yaklaşan eski model bir araba, yaşının da verdiği yorgunlukla yanlarında kara saplanaıp kalıyor.Araba ile taydaş bir adam aracın içinden sesleniyor. Gençler şu arabaya bir el atın. Durur mu gençler? Üçü birden olanca güçleriyle yükleniyorlar arabanın arkasından.Kara gömülen araç hızla uzaklaşıyor.Eyvallah gençler diyor az önceki adam sevinçli sesiyle. Gençler hızını alamıyor.Yirmi metre ötede yolda kalmış bir araç daha. Yüklenin gençler, size ne dayanır? Bir iki derken gençler yolda kalmış dört arabaya daha omuz veriyorlar. Allah ne muradınız varsa versin gençler.

        *                                   *                                       *                                               *

Yolda bir arkadaşıma rastlıyorum.Arabasıyla güç bela ilerlerken yanımda duruyor.Beyaz arabasının ön lastikleri yazlık,arka lastikleri kışlık. Arkadaşımın beyaz arabası kar üstünde ilerlerken ayrı bir zahmet , dururken ayrı bir zahmet çekiyor. İşin yoksa atla arabaya diyor. Valiliğin tatil ettiği okulun öğretmeninin ne işi olabilir ki?Atlıyorum arabaya. Arabanın arkasında üç kömür çuvalı var.Merak edip soruyorum. Senin evin doğalgazlı değil mi?Bu kömür de neyin nesi? O kömür çuvallarını beraber taşıyalım diye çağırdım seni, diyor.Sokaklarında yaşlıca bir teyze varmış. Kimi kimsesi yokmuş.Bir küçük torunu bir de eşinden ayrılmış kızı yanındaymış.İzbe bir evde otururmuş.Yağan kar zaten evin önünü kapatmış.Beli bükülmüş haliyle zavallıcağız bir de kar temizlermiş.Arkadaşım ve çevresi konu komşu bir olmuşlar yaşlı kadıncağıza kömür alırlarmış.Kızı söylemiş çuvalın dibinde kalan son kömürü de sobaya koymuşlar.Bu hafta kömür alma sırası arkadaşımdaymış. İşte bu kömürler o kömürlermiş.Kömür içimi ısıttı.Bir miktar para verdim.Sırada benim de kömürüm olsun dedim.Arkadaşımı severdim, şimdi daha çok sevdim.

    *                                               *                                         *                                            *

Pencerede yedi yaşlarında yumuk elleriyle ne yaptığı uzaktan belli olmayan çocuk beni telaşlandırdı.Pencereden düşecek gibi duruyor.Eli yüzü görünmüyor.Sıkıca giyinmiş.Annesi çok düşünceli biri olmalı ki,çocuğu sıkıca giydirmiş.Kahverengi ponponlu şapkası çocuk hareket ettikçe sallanıyor.Pencereden çocuktan önce düşecek sanki.Çocuğa yaklaştıkça eli, yüzü,elbiseleri ve ne yaptığı daha belirginleşiyor.Nur topağı gibi bir çocuk.Kara kaşlarının altında kara gözleri ışıl ışıl parlıyor.Yanakları soğuktan al al olmuş.Arasıra elini hohlayıp,elleriyle tekrar işine koyuluyor.Daha dikkatli bakıyorum.Minik ellerinde annesinin eline tutuşturduğu bir bulgur torbası var.Özenle pencerenin mermerine bulgur taneciklerini tek tek yerleştiriyor. Maksat serçeler aç kalmasın. Serçelerin kursağından iki parça kırıntı geçsin.Serçelerin karnı doysun.Ellerinden öpüyorum çocuk.

          *                                         *                                              *                                                *

Gecenin bir yarısı büyük bir gürültüyle uyandım.Sessizlik karla beraber gökten yere yağıyordu.Dua vaktiydi.ibadet vaktiydi. Şükür vaktiydi.Fakat bu gürültü neydi. Aman diyerek biraz daha uyuyayım tehehccüde kalkarım diye düşündüm. Ama ne mümkün.Gitti dediğim gürültü yine kulağımı tırmaladı.Uyumanın imkanı yok.Biraz kızgın,biraz uykulu,biraz tedirgin pencereye yöneliyorum.Yarım yamalak perdeyi aralıyorum. Perde kalorifer peteğinden ısınmış.Sıcacık.Yüzüme bastırıyorum.Terimi siliyorum.Dışarının soğuğu,içerinin sıcağı derken pencere buharlanmış.Elimle pencerenin buharını siliyorum.Karanlık biraz aydınlanıyor.Yolun kenarı dağ kadar kar olmuş.Ne olduğunu anlayamadan gürültüyü tekrar duydum.Ses biraz uzakta. Kamyon sesi desem değil. Araba sesi hiç değil. Ne ola ki? Bekleyelim bakalım.Mevla görelim neyler. Bekliyorum. Bekledikçe ses yakınlaşıyor.Sonra sesin cismi beliriyor karanlığın içinde.Belediyenin grayderi yol küreme çalışması yapıyor.Grayder homurtulu ve gürültülü evin önünden geçiyor.Hemen arkasından bir araç daha.Bir fırının ekmek taşıma aracı.Karaman'a ekmek dağıtımına çıkmış.Önde ekmeğini kardan buzdan çıkaran belediye işçisi,arkasında Karaman'ı doyurmak için ekmek taşıyan fırın işçisi. Ekmeği alın teri kokan işçiler yolunuz açık olsun. 

Bu yazı 1394 defa okunmuştur .

Son Yazılar