Reklam
Reklam
KÜÇÜK AĞACIN EĞİTİMİ
Reklam
Gülsen METİN

Gülsen METİN

KÜÇÜK AĞACIN EĞİTİMİ

21 Mart 2019 - 22:36

Okumayı seviyorsanız eğer mutlaka sevdiğiniz bir kitap vardır ya da olmalıdır diye düşünülür. Oysa insan, Necip Fazıl Kısakürek’in “İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya“, dizesinde dediği gibi kıvrım kıvrım değişeme muhtaçtır. Suyun yatağı gibi insanında yaşamı insanı değişime ve gelişime mecbur bırakır.

 Çokça karşılaştığım sorulardan birisidir, “Hangi kitap başucu kitabımdır?”, “Hangi kitap beni çok etkilemiştir?”, “Önerdiğim kitap hangisidir?”  diye. Vardır aslında ama tek kitap, tek yazar, ve her daim değildir.

Okumaya ilk Victor Hugo’nun Sefiller isimli kitabı ile başladım. O kitabı o kadar çok sevmiştim ki lisede okuduğum dönem tüm dünya klasiklerini o sayede okumuştum. Zaman geçti hayatımda yüklendiğim görevler, hayata bakış açım, zihnim değişti. Ben değiştim. Sefiller kitabının yanına, öğretmenlik okuduğum yıllarda Çalıkuşu kitabı yerleşti. Yıllar geçti, Mukaddime bu topraklarda 13.yüzyılda öğretmenliğin tanımının yapıldığı, ilk sosyoloji kitabı yerleşti. Anne oldum, büyüdüm, Forrest Carter,  Küçük Ağaç’ın Eğitimi ile kesişti yollarımız. Hem içimdeki çocuğu hem elinden tuttuğum çocukları büyütmek için rehberlik yapıyor bu sıralar. Bir taraftan bu sene Stefan Zweg ile tanıştım. Bir kitabı var ki benim için yazılmış, beni tanımış gibi çarptı.  

 Kısacası Küçük Ağaç’ın Eğitimi isimli kitabında Forrest Carter diyor ki ;

 “Büyükanne herkesin iki aklı olduğunu söyledi. Akıllardan biri bedenin yaşaması için gerekli olan şeylerle ilgiliydi. Beden için nasıl barınak, yiyecek ve benzeri şeyler bulunabileceğini düşünmek için bu aklı kullanmak gerekirdi. Eşleşmek ve çocuk sahibi olmak için de bu aklı kullanmak gerektiğini söyledi. Bu aklı taşıyabildiğimiz kadar taşımamız gerektiğini söyledi. Ama bu tür şeylerle hiç mi hiç ilgisi olmayan, başka bir aklımız daha varmış. Dedi ki bu ruh aklıymış.

Büyükanne, beden aklına açgözlü yada hırslı olmak için kullanır, onunla her zaman insanları kandırır ve onlardan nasıl maddi çıkar sağlayacağını düşünürsen ruh aklını bir cevizden daha büyük olmayan bir boyuta düşüreceğimi söyledi.

Büyükanne dedi ki bedenin öldüğü zaman, beden aklı da onunla birlikte ölürmüş. Bütün yaşamını bu şekilde geçirirsen başka her şey öldüğü zaman ruh aklı yaşadığından, bir ceviz büyüklüğüne düşürürmüş akılla kalırmışım. Sonra da “yeniden doğduğun zaman- doğmak zorunda olduğun için- o zaman aslında hiçbir şeyi anlamayan bir ceviz akılla doğarsın,” dedi.

Sonra, “ Beden aklı her şeyi ele geçirirse, bir fındık büyüklüğüne küçülebilir. Ve ortadan kaybolabilir. Böyle bir durumda ruhunu tümüyle kaybedersin. Böylece ölü insan olursun.” dedi.

Büyükanne, ölü insanı kolayca tanıyabileceğini söyledi. “Ölü insanlar… “dedi, “Bir kadına baktığın zaman pislikten başka bir şey görmezsin. Onlar öteki insanlara baktığı zaman kötüden başka bir şey görmezler. Ağaca baktıkları zaman kereste ve çıkardan başka bir şey görmezler; hiçbir zaman güzellik görmezler. İşte onlar yürüyen ölü insanlardır.

Büyükanne dedi ki: ”Ruh aklı bütün diğer kasla gibidir. Kullandığın zaman büyür ve güçlenir. Böyle olabilmesinin tek yolunun onu anlamak için kullanmak gerekir. Ama beden aklınla açgözlü ve benzeri olmaktan kurtulana kadar ona kapıyı açamazsın. Açtığın zaman anlayış gelişmeye başlar ve ne kadar anlamaya çalışırsan, ruh aklı o kadar büyür.”

“Doğal olarak…” dedi, “ Anlayış ve sevgi aynı şeydir; insanların anlamadıkları şeyleri severmiş gibi görünmeye çalışarak çok fazla arka plana atmalarının dışında. Ki bu da yapılamaz.”

Bütün her şeyi anlamak için çalışmaya başlayacağımı hemencecik görüyordum; bir ceviz ruha sahip olmayı kimse istemezdi çünkü.

Büyükanne dedi ki: “Ruh aklı o kadar büyük ve güçlü  olabilir ki sonunda bütün geçmiş beden yaşamların hakkında her şeyi bilir ve artık hiç mi hiç beden ölümü olmayacak bir yere gelirsin.”

Büyükanne dedi ki: “ Gizli yerimden bunun nasıl çalıştığını görebilirsin. Her şeyin doğduğu ( Ve her zaman bir şeyin, hatta bir fikrin bile doğduğu ) baharda yaygara kopar. Bir bebeğin kan ve acıyla doğması gibi bahar fırtınaları vardır.” Büyükanne, bunun, ruhların yeniden maddi biçimlere büründüğü için kopardığı yaygara olduğunu söyledi.

Sonra yaz vardı… Bir de yaşlanma, zamanın gerisinde kalma, ruhen üşüme… Gibi tuhaf ve benzersiz duyguları hissetmemizi sağlayan ‘güz’ vardı. Bazı insanlar buna eskiye özlem ve hüzün derdi. Kış… ölen ya da ölü gibi görünen her şeyle birlikte kış… kıştan sonra baharın doğuşu gibi yeniden hayat bulan bedenimiz… Büyükanne, Çerokiler’in bunu bildiği ve uzun yıllar önce öğrendiklerini söyledi.”

Hayat yolundan kıvrım kıvrım geçtikçe, okuduğumuz kitaplarda, yazarlarda bizlerde değişeceğiz. Sevgiyle…

Bu yazı 553 defa okunmuştur .

Son Yazılar