Reklamı Geç
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
İŞ SEÇERKEN KADERİMİZİ DE SEÇİYORUZ...
Reklam
Gülsen METİN

Gülsen METİN

İŞ SEÇERKEN KADERİMİZİ DE SEÇİYORUZ...

09 Ağustos 2018 - 11:29

Hayatta mutlu olmak için insanın eşini ve işini iyi seçmesi gerektiği bir gerçek. Şuan üniversite sınav sonuçları açıklanmışken, üniversite tercihi yaparak mesleklerine adım atacak genç arkadaşlar heyecanlıyken unutmamaları gereken bir husustan bahsetmek istiyorum. Seçim yaptıkları bölümü, gelecekte işlerini, gerçekten severek yapacaklar mı ve seçimleri gerçekten kendi seçimleri mi? Aslında iş seçerken kaderimizi de kendi ellerimizle seçiyoruz.

Hayatta mutlu olmak için insanın eşini ve işini iyi seçmesi gerektiği bir gerçek. Şuan üniversite sınav sonuçları açıklanmışken, üniversite tercihi yaparak mesleklerine adım atacak genç arkadaşlar heyecanlıyken unutmamaları gereken bir husustan bahsetmek istiyorum. Seçim yaptıkları bölümü, gelecekte işlerini, gerçekten severek yapacaklar mı ve seçimleri gerçekten kendi seçimleri mi? Aslında iş seçerken kaderimizi de kendi ellerimizle seçiyoruz.

Hayatta sevmediğimiz bir işi yapmamalıyız, çünkü hayatımızda işimizi yaparken başka insanlar ile iletişim içindeyiz. Kimimiz hizmet sektöründe, kimimiz eğitim camiasının içinde, kimimiz sağlık sektöründeyiz. Çeşit çeşit meslek gruplarının tek muhatabı var oda insan. İnsana karşı hata yapma lüksümüz yok.

Size kendi tecrübelerimden bahsetmek istiyorum, bir nebzede olsa ne demek istediğimi anlatabilirim. Tam on bir yıl önce, 2007 yılının mayıs ayında KPSS ile memur alarak Milli Eğitim Bakanlığına veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak atandım. Çocukluğumdan beri hayalim olan öğretmenlikten beni uzaklaştırdığı için sonucu öğrendiğimde hiç de mutlu olmamıştım. Ama biran önce ekmek paramı kazanmak, kimseye muhtaç olmamak, hele de okul masraflarımı kazanmak ağır bastı ve işe başlamaya karar verdim. İlk önce benden istedikleri evrakları tamamlamam gerekiyordu, bunlardan birisi sağlık raporu idi. Etimesgut Devlet Hastanesine gittim, gerekli raporu ne için almam gerektiğini görevliye izah ettim. Görevli bana geç kaldığımı, gerekli raporu verecek olan heyetin toplandığını, hem benim resmimin eksik olduğunu o kadar güzel ve nazik bir şekilde anlattı ki, hala ismini ve yüzünü hatırlamadığım o insanı hatırladıkça içim sevinç dolar. Acele, evrakları hazırlarken beni resim çekilmeye gönderdi, kendisi benim yerime belli insanlardan ricalarda bulunarak benim raporumu o gün almamı sağladı. O gün oradan ayrılırken kendime bir söz verdim, muhatabım kim olursa olsun, benim ruh halim nasıl olursa olsun asla kimsenin kalbini kırmayacaktım ve mümkün mertebe işleri kolaylaştıracaktım. Aslında o gün aldığım karar hayat yolunda yoluma ışık olan onlarca duayı almamı sağlayan bir felsefeye dönüştü.

İş hayatına başlayınca, ne kadar önemli bir karar aldığımı fark ettim. Herkesin işini kolaylaştırmaya çalışırken, çok incindiğim çok kırıldığım oldu. Tam da bu kararımın üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra, benim içimde büyüyen bazı duygular hayatı sorgulamaya iterken, telefonum çaldı. Kucağımda oğlum, kayıtlı olmayan bir numaraydı. Adının Nazım olduğunu söyleyen beyefendi, Gülsen Beyhanlı ile görüşmek istiyordu. Ben evleneli 4 yıl olmuş, meslek hayatımda beşinci yılım. "Buyurun benim" dedikten sonra hayatım boyunca iyi ki yapmışım dediğim, hep gururlandığım ve mutlu olduğum ama benim hiç hatırlamadığım bir olayı Nazım beyden, birkaç dakika içinde dinledim.

Olay benim ilk işyerim olan Sincan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Muhasebe Bölümünde gerçekleşiyor. Ben daha aday memurum. Ben öğlen yemeğindeyken, büroda sadece bir arkadaşımız kalmış. Kendisi öğlen tatilini dışarda geçirmek yerine bilgisayarının başında geçirmeyi yeğlemiş. Nazım Bey, kendisi Karadenizli bir insan, eskiden bir okul müdürü iken emekli olmuş, şuan Ankara'da müteahhitlik işiyle uğraşan bir şahıs. Öğretmenlik zamanlarından kalan bir sorunu çözmek için gelmiş. Arkadaşımız şuan öğlen arasında olduğunu kendisine yardımcı olamayacağını anlatmış. Zaten gün içerisinde birkaç sorun yaşayan Nazım Bey patlayacak bir bomba iken, arkadaşımızın sert tutumu iyice gerginlik yaratmış ve kavgaya varan konuşmalar geçmiş aralarında. En son arkadaşımız Nazım Beyi kovmuş. Nazım Bey, ben seni öldürürüm cümlelerini sarf edip, bir yandan da arabasındaki beylik tabancasını almaya yönelirken kapıda karşı karşıya gelmiştik. Ben Nazım Beyi sakinleştirip, masama buyur etmiştim. Ardından da işini çözüp, bir kâğıdın üzerine adımı soyadımı not edip Nazım Beyi göndermiştim.

Bürodan çıkarken, çok kötü sonuçlar doğuracak olayları engellediğim ve işini yaptığım için içinden bir söz geçirmiş. Bana bir hediye alacakmış.

Aradan uzun uzun yıllar geçmiş, Nazım Bey tesadüfen o kâğıdı bulmuş, Sincan İlçe Milli Eğitime gitmiş, beni aramış bulamayınca, eskiden arkadaşı olan ama benimle çalışma imkânı olmayan İlçe Milli Eğitim Müdürüne gitmiş, durumu anlatmış benim hala orada çalışan can arkadaşlarım ki hepsini çok severim, benim evlendiğimi, öğretmen olduğumu, şuan doğum izninde olduğu anlatmışlar. Telefon numaramı alan Nazım Bey beni aramış.

Bu konuşmanın arkasından ben o günkü ruh halim ve yaşadıklarımdan, sonra inanılmaz etkilendim ve yoluma aynı şekilde devam etmem gerektiğine bir kez daha derinden inandım.

Zincirleme yaşıyoruz hayatı, ilk ilmek, ilk zincir halkası neyle başlıyorsa onunla gidiyor hayat. İşinizi severek yapın, sevdiğinizi hissettirin çünkü herkes kendi hayatında zaten fırtınalarla boğuşuyor…

Bu yazı 469 defa okunmuştur .

Son Yazılar